@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Reklam

Tebligat Almadan İcra Borcunu Ödeyenler Neleri Ödemez




Tebligat Alınmadan İcra Borcunu Ödeyenler hangi ücretleri ödemez 
  • Takip açılıp borçluya bu takiple ilgili icra ödeme emri gönderildiğinde borçlu bu ödeme emrini tebliğ almadan önce bu bu icra takibini haricen öğrenmesi üzerine, gider icra dairesine bu dosya borcunu öderse, borcunu ödeyen kişi veya kurum, icradaki harç (Tahsil harcı, ceza evi harcı vs gibi) ve sair masraflardan sorumlu tutulamaz.  Çünkü burada borç icra takibi ile ödenmemiştir.
  • Avukatlık ücretinin de ise takip açılması ile 3/4 hak kazanılacağı belirtilse de bu usule uygun değildir. Çünkü, burada dikkat edilmesi gerek ayrıntı ödeme emrinin henüz tebliğ edilmediğidir. 3/4 oranında yapılması gereken ödeme, tebliğden sonra itiraz süresi içerisinde geçerlidir. Ödeme emri olmadan karşı taraf vekalet ücreti tahakkuk etmez. Burada icra takibinin başlaması ile hak edilen vekalet ücreti müvekkilden alınacak olan vekalet ücretidir. Bunun dışında bir menfi tespit davası ile karşılaşılabilinir. 
  • Ödeme emri veya icra emrinin tebliğinden önce yapılan ödemelerden tahsil harcı alınmaz – 492 Sayılı harçlar kanuna ekli I sayılı tarifenin icra iflas harçları bölümünün 1-3 maddesindeki tahsil harcının ancak ödeme emri veya icra emri tebliğinden sonraki işlemler nedeniyle alınacağı öngörülmüştür. (12. HD 10.03.2003 T 1505 – 4760 Sayılı ilamı)
  • Ceza evi harcını alacaklıya ait olup, borçlu tarafından ödenmez
  • Borçlu hal ve durumu ile kendisine karşı icra takibi yapılmasına sebebiyet vermemiş ve itiraz (ödeme emrinin borçluya tebliğ ile itiraz süreleri içeresinde borçlu takipteki dosyadaki asıl borcunu orada ödemişse) süresi içinde borcunu ödemişse, icra giderlerinden (ve harçlarından) sorumlu tutulamaz .
  • Borçlu yapılan icra takibinde icra dosyasına itiraz ederek takipteki, temerrüdün oluşmadığını, bu nedenle hakkında icra takibi yapılamayacağını icra takibine kendisinin sebebiyet vermediğini bu nedenle de yapılan icra takibinden sorumlu tutulamayacağını, dolayısı ile faiz, gider ve vekalet ücretinin istenemeyeceğini iddia ederek itiraz ederse icra müdürlüğünün takibin durdurulmasından başka yasal seçeneği yoktur.
  • Temerrüdün oluşup oluşmadığına alacaklının itirazın kaldırılması veya iptali davası sırasında yapılacak araştırma ve toplanacak delillerle anlaşılacaktır. Eğer temerrüt oluşmamışsa borçlu, icra gider ve vekalet ücreti ile faizi ödemekle sorumlu tutulamaz. Borçlunun temerrüde düşmeden borcunu ödemesi olağandır. Böyle bir ödeme şekli yapılan icra takibinin kabulü anlamına gelmez.
  • Avukatlık ücreti'nin (AAÜT) 3/4 ödemekle yükümlüdür, Dosya harcı alınmaz.
  • Ödeme emrinin iptali üzerine yeniden ödeme emri tebliğ edilmeden borcun ödenmesi halinde, İcra Masrafları ve harçtan sorumlu tutulamaz. Ödeme emrinin iptali üzerine borçlu yeni ödeme emrinin tebliğinden evvel borcunu icra dosyasına öderse borçtan kurtulur bu halde borçlu icra masraf ve harçlardan sorumlu tutulamaz. (Yargıtay 12. HD 30.01.1997 tarih ve 1997/456 Esas 1997/643 K sayılı ilamı)
Örnek Yargıtay Kararları

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

E:2004/12634
K:2004/16444
T:22.06.2004
2004 s. Yasa m. 62,68

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki Alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçluya gönderilen örnek 49 numaralı ödeme emrinin tebliğ edilmeden iade edildiği ancak, borçlu vekili tarafından takipten haberdar olunarak itiraz dilekçesinin dosyaya sunulduğu görülmektedir. Alacaklı vekilinin itirazın kaldırılması isteminde bulunmasından sonra, mahkemece borçluya ödeme emri tebliğ edilmediği için itiraz hakkının henuz doğmadığı, bu nedenle icra dosyasına sunulmuş geçerli bir itirazdan bahsedilemeyeceği açıklanmış ve itirazın kaldırılması isteminin reddedildigi tesbit edilmistir.

Dairemizin önceki ictihatları, icra mahkemesinin kararında yer verilen ve odeme emrı tebliğ edilmeden borçlunun itiraz hakkının bulunmadığı yönünde ise de, sonradan oluşan ve usul ekonomisine de uygun olan yeni uygulamasında, ( ... alacaklının ihtilafı sürdürdüğünün.. ) anlaşılması halinde ( örneğin borçlunun yeni adresinin tesbitinin istenmesi veya adres bildirilerek takibin devam ettirilmesi gibi... ) ödeme emri tebliğ edilmese bile itirazın gecerli oldugu gorüşü benimsenmiş ve sureklilık kazanmıstır.

Somut olayda alacaklı, itirazın kaldırılmasını isteyerek çekişmeyi devam ettirdiğine göre, işin esası incelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK. 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 22.06.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2002/12-446
K. 2002/423
T. 22.5.2002

• KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS TAKİP YOLU ( İtiraz Süresi - Borçluya Tebligat Yapılmadan Önceki İtirazın Süresinde Sayılması )

• İTİRAZ SÜRESİ ( Kambiyo Senetlerine Özgü Takip Yolu - Borçlunun Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden Önceki İtirazının Süresinde Sayılması Gereği )

• SÜRE ( Kambiyo Senetlerine Özgü Takibe İtirazda - Borçlunun Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden Önceki İtirazının Süresinde Sayılması Gereği )

• ÖDEME EMRİ TEBLİĞ EDİLMEDEN ÖNCEKİ İTİRAZ ( Süresinde Sayılması Gereği - Kambiyo Senetlerine Mahsus Takip Yolunda İtiraz Süresi )

2004/m.168/4

ÖZET : Dava, kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan icra takibine itiraza ilişkindir. Uyuşmazlık; itirazın süresinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı İlhami Yurtsever'e Örn. 163 Ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligat parçasında; ""muhatap adresi terk etti. Yeni adresini bilmiyorum. Annesi N.Y. -imza- 26.02.2001"" denilmiş, daha sonra aynı tebligat parçası üzerinden ""muhatabın tespit edilen yeni adresinde birlikte oturur eşi Şükriye Yurtsever imzasına tebliğ edildi."" Açıklaması ile 10.03.2001 tarihinde tebligat yapılmıştır. Bu durumda, itirazın 02.03.2001 tarihinde tebliğden önce yapıldığı anlaşıldığından İİK'nın 168/4 maddesinde öngörülen 5 günlük Yasal süre geçmemiştir. İcra Tetkik Mercii'nin itirazın süresinde olduğuna ilişkin direnmesi bu nedenle yerindedir.

Y.12.HD....12.12.2000....2000/19162-2000/19661
itiraz tarihinde her ne kadar borçluya ödeme emri tebliğ edilmemiş ise de sonradan 07.10.2000 tarihinde ödeme emri borçluya tebliğ edildiğinden itiraz geçerli hale gelme

Esas :2010/12694
Karar:2010/25531
Tarih:02.11.2010

-YARGITAY İLAMI-
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
492 Sayılı Harçlar Kanununa ekli l sayılı Tarifenin İcra ve İflas Harçları başlıklı B Bölümünün İcra Harçları adlı I–3 üncü maddesindeki tahsil harcının, ancak ödeme emrinin tebliğinden sonraki işlemler nedeniyle ALINACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. Bir diğer anlatımla ödeme veya icra emri tebliğinden önce yatırılan paradan tahsil harcı alınmaz.
Somut olayda ödeme emri borçlulara 20.01.2010 tarihinde tebliğ edilmiş, ödeme ise 19.01.2010 tarihinde yapılmış olduğundan borçlulardan tahsil harcı alınamaz. Öte yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11-3 üncü maddesi uyarınca itiraz süresi içinde ödeme yapılması halinde icra vekalet ücreti 3/4 oranında hesaplanır.
O halde mahkemece bu hususlar gözönünde bulundurularak gerekli inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm TESİSİ İSABETSİZDİR.

SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve HUMK.nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 02.11.2010 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Yargıtay hukuk Genel Kurulu 2009/12-545E. 2009/617K İçtihat

492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 123. maddesinde yapılan değişiklik ile banka ve finans kuruluşlarının kredilerin geri dönüşümüne ilişkin giriştikleri icra takiplerinde yapacakları işlemler icra harçlarından istisna tutulmuştur. Alacaklısının banka olduğu bir takip dosyasında tahsil harcı alınması yerinde değildir.
(Karar Tarihi : 30.12.2009)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.11.2008 gün ve 2008/1810-1626 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.04.2009 gün ve 2009/1240-9219 sayılı ilamı ile; (...1- Alacaklı vekilinin cezaevi harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Cezaevi harcı, 2548 sayılı Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun'un 1. maddesi uyarınca alacaklıdan alındığından, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda düzenlenen istisna ve muafiyetlerin, anılan harç için uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle alacaklının cezaevi harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,

2- Alacaklı vekilinin tahsil harcına yönelik ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan ibaresi, şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9. Dairesi'nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9. Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T.2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).
Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda yazılı harçlardan ve aynı Kanun'da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.
Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda anılan yasa hükmü gereğince, ihale bedeli, tahsil harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir...>) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı A____ T.A.Ş. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstek, icra müdürlüğü şikayetine ilişkin olup; tahsil harcı alınmasına ilişkin icra müdürlüğü kararının iptali ve harcın iadesi istenmiştir.
Şikayetçi/alacaklı A____ T.A.Ş. vekili; müvekkili bankanın kredi taahhütnamelerine dayanılarak kullandırılan kredinin geri dönüşü amacıyla girişilen ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip sırasında icra müdürlüğünce kendilerinden 7.534,00 YTL tahsil harcı ve 1.674,4 YTL cezaevi harcının alınmasına yönelik icra müdürlüğü kararının iptali ile alınan harçların iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece şikayetin reddine karar verilmiş; şikayetçi/alacaklı banka vekilinin hükme yönelik temyiz istemi cezaevi harcı yönünden reddedilmekle, buna ilişkin hüküm kesinleşerek uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır.
Tahsil harcı yönünden ise, şikayetçi/alacaklı bankanın temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm, yukarıda başlık bölümüne aynen alınan nedenlerle, bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize şikayetçi/alacaklı banka vekili getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şikayetçi/alacaklı bankanın İcra müdürlüğünde gerçekleştirdiği tahsil işleminin, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 5766 Sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle değişik 123. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenleme karşısında, şikayete konu tahsil harcından müstesna olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Harç; kanunda yazılı belirli mercilerin, kanuna dayanarak yaptıkları belirli işlemler için, ilgililerin yine kanunda yazılı tarifelere göre yerine getirmek zorunda bulundukları akçalı bir yükümlülüktür.
Bu ödeme hizmet maliyetini kısmen paylaşmadır. Devletin arz ettiği hizmet kişi için ölçülür bir fayda sağlıyorsa, gerek hizmetlerin aşın bir şekilde yayılmasını önlemek arzusu, gerek maliyetleri hizmeti talep edenlere ödetmenin daha adil olacağı düşüncesi bilhassa son yıllarda kamu hizmetini kullanana, bedel ödetme ilkesinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
Harçlar çok eski yıllardan beri kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde 1927 yılından beri ve özellikle 1934 yılında çıkarılan çeşitli kanunlarla harçların kapsamı ve miktarları yeniden belirlenmiştir. Harçları çeşitli kanunlarda ve dağınık bir şekilde düzenlemenin doğurduğu sakıncalar nedeniyle 1952 yılında yeni bir Harçlar Kanunu (5887 Sayılı) yürürlüğe konulmuştur. 1964 yılında harçlar konusundaki hükümler yeniden gözden geçirilmiş ve yenilikler de yapılmak suretiyle 492 sayılı Harçlar Kanunu T.B.M.M tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir (Türk Vergi Sistemi Prof. Dr. Kenan Bulutoğlu S.497-499).
Anılan Yasanın gerekçesinde harçların; mahiyetleri bakımından teorik olarak kamu alacağı kategorisini teşkil ettikleri belirtildikten sonra harcı doğuran olayın, yapılan bir kamu hizmeti olduğuna işaret edilmiştir. Ancak, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişinin bir kamu müessesinden faydalanması, kişiye kamu eliyle özel bir yarar sağlanması, kamu idaresinin kişinin bir işiyle uğraşması yani ferde bir hizmet vermesi gerekir. Bu esaslara göre harç, kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu müesseseleri ve hizmetlerinden faydalanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir. Dolayısıyla harç mükellefiyeti, ve prensiplerine dayandırılmıştır. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi-Dönem: 1, Cilt: 25, Toplantı: 3, Sayfa 282/2)

Harçlar hakkındaki bu genel açıklamalardan sonra konumuzu teşkil eden icra harçlarına gelince; öğretide genel olarak Devletin, icra hukukundaki faaliyetine karşılık aldığı paraya icra harcı denmektedir. (Prof. Dr. Baki Kuru-İcra ve İflas Hukuku-Üçüncü Baskı-1988-Cilt, Sayfa 107-108). İcra ve İflas Harçları 492 sayılı Harçlar Kanununun birinci kısmında, yargı harçları bölümünde, 2-37. maddelerde düzenlenmiştir. Harçlar Kanunundaki İcra ve İflas harçlarının detaylarına girmeden önce İcra ve İflas Kanununun harçlarla İlgili hükümlerine bir göz atmakta fayda vardır.
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) 19.6.1932 günü yürürlüğe girmiştir. Anılan Yasanın 15. maddesinin birinci fıkrası; (İcra ve İflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse, bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur) hükmünü ihtiva etmekle; harçların mahiyetini, miktarını, ödeme zamanını ve şeklini doğrudan doğruya diğer yasalara ve özellikle Harçlar kanununa bırakmıştır.
Yasa koyucu bu madde ile icra ve iflas harçlarının çerçevesini tayin etmiş kanunla alacaklının ödemesi gerekenlerin alacaklıdan, (2548 sayılı Yasada olduğu gibi) diğer harç ve masrafların sonuç olarak borçludan tahsil edilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.
İcra harçları 492 sayılı yasaya bağlı (1) sayılı tarifenin yargı harçları kısmının (B/1) bölümünde düzenlenmiştir.
Buna göre ilgililer; icra takibi sırasında ve takibin niteliğine göre başvurma harcı, peşin harç, icra tahsil harcı ve yerine getirme harcı olmak üzere dört çeşit harç ödemek zorundadırlar.
492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun başlığını taşıyan 28. maddesinin (b) bendinde icra Tahsil Harcı düzenlenmiş; maddede;
Hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanunun 29. maddesine göre, peşin harçlar, takip sonunda alınacak asıl harca (tahsil harcına) mahsup olunur.
Burada hemen şu hususu da belirtmek gerekir ki borçlu takip nedeni ile sadece alacaklıya karşı sorumlu ve borçlu değildir. Alacaklının yanında takip hukukunun prosedürünün uygulanması ve dolayısıyla icra takibi nedeniyle Devlete karşı da borçludur. Borçlunun Devlete olan borcu, tabi ki harç borcudur.
Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır.
Nitekim T.C. Anayasası'nın 73. maddesinde; hükmünü içermektedir.
Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi, İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir.
Bununla birlikte, bu işlemler hiçbir vakit kendiliğinden oluşmaz; harç konusu işlemin yapılmasını isteyen veya tutumu, davranışı ile böyle bir işleme yol açan bir ilgilinin varlığı, yani görevli merciin yapacağı İşlemle gerçek veya tüzel kişi arasında bağlantı bulunması şarttır, iş bu bağlantı o kişiye ilişkin muameleyi oluşturur.
Öte yandan, harç alınmaması halinde; kişiler yönünden , işlemler (muameleler) yönünden ise dan söz edilebilir (4.5.1971 gün ve 1970/36 Esas, 1970/50 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı).
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun başlıklı 13. maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59. maddesinde ise; başlığı altında 12. madde halinde hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; düzenlemesi getirilmiştir. Aynı Kanunun onuncu kısmında üst başlığı altında birinci bölüm olarak başlığı; bu başlığın altında ise, alt başlığını taşıyan ve konumuzu ilgilendiren 123. maddesi gelmektedir.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 11. maddesinin (ç) bendi ile değişik kenar başlıklı 123. maddesinde aynen:
<Özel kanunlarla harçtan muaf tutulan kişilerle, istisna edilen işlemlerden harç alınmaz.
Ancak, İş Kanununa tabi işçilerin ve çırakların iş mahkemelerindeki dava ve bu mahkemelerden almış oldukları ilamların takiplerinde harçtan muafiyet gündelikleri veya aylık ücretleri 16 yaşını doldurmuş işçiler için belirlenen asgarî ücreti geçmeyen İşçiler ve çıraklar hakkında uygulanır.
(Değişik fıkra: 25/12/2003 - 5035 s.K./31. md.) Anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerin kuruluş, sermaye artırımı, birleşme, devir, bölünme ve nev'i değişiklikleri nedeniyle yapılacak işlemler ile (Ek ibare: 28/03/2007-5615 s. K./15.mad) Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri (Bu kooperatifler ile Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma Anonim Şirketi tarafından bankalardan kullandırılacak krediler için verilecek kefaletler dahil) bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemle bu Kanunda yazılı harçlardan müstesnadır.>
Hükmüne yer verilmiş; son cümlede daha önce yer alan ibaresi ibaresi ile değiştirilmiştir.
Bu değişikliğe ilişkin 5766 sayılı Kanunun 11. maddesinin gerekçesinde ise:
Denilmiş; bu istisnanın yargı harçlarını da kapsadığı açıkça ifade edilmiştir.
Belirtmekte yarar vardır ki, maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, 492 Sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da istisna tutulmuştur.
Durum bu olunca, bankaların harcın konusu olan kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemleri, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nda düzenlenen bütün harçlardan ve dolayısıyla her türlü yargı harcından istisnadır. Dolayısıyla kredilerin geri ödemelerine ilişkin yapılan icra takipleri nedeni ile peşin harç ve başvuru harcı, tahsil harcı; bu takipler nedeniyle açılacak davalarda peşin harç, başvuru harcı, temyiz harcı ve tapu harçları gibi Harçlar Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü harç istisna kapsamında kabul edilmelidir.
İcra tahsil harcı da, Harçlar Kanunu'nun yargı harçlarını düzenleyen birinci kısmın dördüncü bölümünde bulunan 28. maddesinin (b) bendinde düzenlenmiş olmakla bu istisna kapsamındadır.
Buna karşılık anılan maddedeki muafiyet Harçlar Kanunu'nda düzenlenen harçlara ilişkin olup, bu kanunda düzenlenmeyen cezaevi harcı ve tellaliye harcı muafiyet kapsamında kabul edilemez.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Şikayetçi/alacaklı/banka, borçlu O. Kimya Nak. Petrol Ür. San. Tic. A.Ş.'nın kredi borcunu geri ödememesi nedeniyle, bu şirket hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2001/33275 esas sayılı dosyası üzerinden İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla İcra takibine girişmiş; borçlu adına kayıtlı Kocaeli ilindeki ipotekli taşınmazın ihale yoluyla satışa çıkarılması sonucu, banka alacağına mahsuben ipotekli taşınmaz satın almıştır.
İpotek bedeli olarak 100.000 YTL (TL) miktarındaki ödemeyi yapmış ve dosyada öncelikli alacaklı bulunması nedeniyle bu paradan önce bu imtiyazlı alacaklının alacağı olan 16.280 YTL (TL) ödeme yapıldıktan sonra kalan 83.720,00 YTL (TL) paradan 1.674,40 YTL cezaevi harcı kesildikten sonra bakiye 82.045,60 YTL (TL) paradan icra tahsil harcı kesilerek ödeme yapılmıştır.
Oysa, yukarıda açıklandığı üzere, şikayetçi/alacaklı bankanın kullandırdığı kredinin geri dönüşü ile ilgili işlemleri 492 Sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından dolayısıyla icra tahsil harcından müstesnadır.
Hal böyle olunca, icra müdürlüğünce bunun aksine işlem yapılarak tahsil harcının alınmış olması kanuna aykırı olup; mahkemece şikayetçi/alacaklı bankanın tahsil harcına yönelik isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.
Aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen, Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

KARAR : Şikayetçi/alacaklı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 30.12.2009 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Medeni Usul Hukukunda olduğu gibi İcra Hukukunda da harç ve giderler sonuçta haksız çıkan tarafa yükletilir. Harç yapılan bir hizmet karşılığı olarak devletin aldığı bir paradır. Tahsil harcı da bu amaca yönelik olduğundan alacaklıya ödeme sırasında alındığına göre, takip masrafları çıkarıldıktan sonra kalan miktar üzerinden alacaklıdan tahsil olunur. 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nda harcın ödeme zamanı matrahı miktarı belirlenmiştir. Nitekim Harçlar Kanunu'nun 28/b maddesinde icra takiplerinde tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hallerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Keza Harçlar Kanunu'nun 32. maddesinde ise harcın mükellefi alacaklı olmasa dahi müteakip işlemleri yaptırmak için ilgilisi tarafından ödenmeyen harç diğer taraf ödeyerek bilahare sorumlusundan tahsili etmek koşulu ile işleme devam olunacağı açıklanmıştır. Keza Harçlar Kanununun 128.maddesi gereğince gerekli harçlar tamamen alınmadan işlem yapan memurlar harcın ödenmesinden mükellefler ile müteselsilen sorumlu olurlar. Ne var ki anılan yasanın 130.maddesi ise bu kanunda ödemeleri için belli bir süre belirlenmiş harçlar süresi içinde ödenmemiş ise ilgilileri tarafından sürenin sonundan itibaren 15 gün içinde müzekkere ile o yerin ilgili vergi dairesine bildirileceği belirtilmiştir. İİK. nun 15.maddesi ise harcın kim tarafından ödeneceğini açıklayarak demekle tahsil harcının sorumlusunun borçlu olduğunu açıklamıştır. Dairemizce süregelen içtihatlarında da bu kural uygulanmış ise de Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen Dairemizle ilgili uyuşmazlıkta H.G.K. ca 22.9.2004 tarih 2004/12-491 Esas sayılı kararı ile paranın tahsili anında devletin harçla ilgili kaybını önlemek Harçlar Kanununun 128.maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere tahsil anında tahsil harcının alacaklıdan tahsili gerekeceğine kararı verilmiştir. Dairemizce açıklanan nedenle yeniden oluşturulan içtihatlarında H.G.K. kararına uygun olarak tahsil harcının alacaklıdan tahsil edilebileceği görüşü benimsenmiştir. Ancak Harçlar Kanunu'nun 32. maddesinin söz konusu olmadığı hallerde dosya hesabı kapatılırken İİK. nun 12. maddesi gereğince borçlunun borcu, alacaklının ödediği tahsil harcı kadar devam edeceğinden alacaklının ödediği harç miktarı kadar takibe devam hakkı vardır.

03.07.2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4684 Sayılı kanunun 4. maddesinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleneme gereğince Harçlar Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca tahsil harcının mükellefi borçlu olması nedeniyle harcın ihale bedelinin alacaklıya ödenmesi sırasında kesilmesi söz konusu olamaz.
Bununla birlikte 12. Hukuk Dairesi 2003/24955 Esas ve 2004/2605 Karar sayılı ilamında, 4684 Sayılı yasanın bankalar için getirdiği muafiyetlere rağmen tahsil harcının sorumlusu borçlu olduğundan, icra müdürlüğünce borçludan tahsili yolunda işlem yapılması gerektiğine karar verilmiştir.
12. Hukuk Dairesinin 4684 Sayılı yasanın getirmiş olduğu muafiyetleri gözeterek verdiği 30/04/2004 tarih ve 2004/6244-10833 Sayılı kararında gerektiğine işaret olunmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2005 gün ve 2005/12-214 Esas. 2005/146 Karar sayılı ilamında, alacaklı Halk Bankasının 4684 Sayılı yasanın geçici 4. maddesinin 2. fıkrası gereğince tahsil harcından sorumlu olmadığına yönelik şikayetle İlgili olarak,
denilerek (mahkemenin şikayetin reddi kararı) onanmıştır.
12. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıdaki örnek kararlarında ve uygulamalarında İİK'nun 15. maddesi gereği tahsil harcı dahil tüm harçlardan borçlunun sorumlu olduğu gözetilerek, tahsil haranın Devletin harçla ilgili kaybını önlemek amacı ile ileride borçludan alınmak üzere tahsil anında alacaklıdan tahsili gerekeceğine karar verilmiştir.
12. Hukuk Dairesinin çoğunluk üyelerince benimsenen ve bozma kararlarına gerekçe yapılan Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 15.10.2008 tarih ve 2008/208 Esas, 2008/4590 Sayılı kararları ile aynı yöndeki diğer kararlarında karar verilmiştir.
Danıştay'ca kredi borçlusu ile alacaklısına kredilerin geri dönüşü ile ilgili işlemlerde harç muafiyeti getiren kararları, İcra ve İflas Kanunu'nun 15., Harçlar Kanunu'nun 23., 28/b., 128. madde hükümlerine ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun tahsil harcının alacağın ödenmesi anında tahsili gerektiği hakkında verilen kararlarına aykırı olduğu gibi tahsil harcının sorumlusu borçluya da sorumsuzluk sağlamaktadır.
Bu durumda, tüm belirtilen muhalefet görüşleri sonucu olması gereken; Devletin harçla ilgili kaybının önlemek amacıyla, kredi alacağının geri ödenmesi anında tahsil harcının alınması ve tahsil edilen harç tutarı kadar, harcın sorumlusu olan borçluya karşı alacaklıya takip hakkı tanınması Harçlar Kanunu'nun genel ve tartışmasız ilkeleri gereğidir.

Belirtilen nedenlerle direnme kararı Onanmalıdır.


YEREL MAHKEME KARARI.

.....İcra Hukuk Mahkemesi
Esas No: 2007/...
Karar No: 2007/...
Karar Tarihi: ../07/2007

Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde konu yargılamayı gerektirmediğinden dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda:

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Müşteki vekili ../07/2007 tarihli şikayet dilekçesinde özetle yapılan ilamsız takipten dolayı gönderilen ödeme emrine karsı borçlu vekilinin "Temerrüt oluşmadığından ve anılan icra takibine banka sebep olmadığı" gerekçesi ile itiraz ettiğini,
Borçlun itiraz etmediği 740,00 YTL. anaparanın kendilerine 01/05/2007 tarihinde ödendiğini, bu durumda anapara borcunun kabul eden borçlunun harç, gider ve vekalet ücretine itiraz hakkının bulunmadığını, takipten sonrası için istedikleri faizde fazlalık bulunmadığını, aksine (4) puan eksik talep edildiğini,
İleri sürerek, icra müdürlüğünün takibin kısmen durdurulmasına ilişkin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İcra dosyasının incelenmesinde, alacaklı vekili tarafından 28/03/2007 tarihinde toplam 740,00 YTL. için ilamsız icra takibi yapıldığı, düzenlenen örnek (7) ödeme emrinin 09/04/2007 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu vekilinin 16/04/2007 tarihli dilekçesi ile "Takip konusu yasal Yükümlülük tutarları ile ilgili olarak temerrüt oluşmadığından ve icra takibine müvekkil banka tarafından sebebiyet verilmediğinden talep edilen faiz gider vekalet ücreti ve ferilere itiraz ettiğimizi bildiririz." gerekçesiyle itirazda bulunmuştur.
Borçlu, temerrüdün oluşmadığını, bu nedenle müvekkili hakkında icra takibi yapılamayacağını, dolayısı ile faiz, gider ve vekalet ücretinin istenemeyeceğini iddia etmektedir. Bu konularla ilgili olarak icra müdürlüğünün takibin durdurulmasından başka yasal seçeneği yoktur.
Temerrüdün oluşup oluşmadığı itirazın kaldırılması veya iptali davası sırasında yapılacak araştırma ve toplanacak delillerle anlaşılacaktır. Eğer temerrüt oluşmamışsa borçlu, icra gider ve vekalet ücreti ile faizi ödemekle sorumlu tutulamaz. Borçlunun temerrüde düşmeden borcunu ödemesi olağandır. Böyle bir ödeme şekli yapılan icra takibinin kabulü anlamına gelmez.
Özetlenen nedenlerle aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.
Karar: Açkılanan gerekçe ile;
Yerinde görülmeyen şikayetin reddine,
(29,50) YTL yargılama giderinin müşteki üzerinde bırakılmasına,
İlişkin ve kesin olarak dosya üzerinde karar verildi . 30/07/2007

Derleme @erolkaranet - 28.12.2022

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam

Reklam

İlginç Bilgiler

Reklam