@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Reklam

Öyle Bir Türbe Yaptırdı ki, Kendisine de Nasip Olmadı




Bazen düşünürüz, yaşarken mezarımızı yaptırsak da, geride kalanlara sorun olmasa bile..
Öyle zannederiz ki yaşadığımız şehirde ya da doğduğumuz köyümüzde bir mezar yerimiz olsun.
Hatta sadece yeri almamız değil, paramız varsa mükemmel olması için süslü püslü gösterişli bir mezar olması için masraftan sakınmayız.
Eşimizi yanımıza alacak gibi, çocuklarımız da faydalansın aile kabristanı olsun isteriz. 
Bugün olduğu gibi dün de, ondan önceki devirlerde de bizim gibi düşünenler olmuştur. Olmuştur da ya nasip demeyi, aklımıza başka başka yerlerde öleceğimizi pek düşünmeyiz. Mesela ben, Medine'de İki Cihan Serveri, Kainatın Güneşi, Habibullah’ın, Hz. Muhammed'in dizi dibinde ölmeyi çok arzu ediyorum. Yılların duasıdır bu.. Oysa gitme imkanım olmadığını bile bile.. Ben nerede, Medine de Peygamber Caminin içerisindeki Ravza-ı Mutahhara nerede, Ravza'nın az ilerisindeki peygamber efendimiz aleyhi ve sellem efendimizin ailesinden onlarca kişinin, yüzlerce sahabenin uyuduğu o mübarek kabristan, Baki mezarlığı nerede...
Bizim ki de hayal işte..
İşte Candaroğullarından İsmail bey'de ölmeden kabrimi yaptırayım diye düşünmüş olacak ki, bunun için Kastamonu'nun en yüksek tepesinde bulunan kalenin gölgesinde, şehre hakim bir yerde bir türbe yaptırır. 
Candaroğulları Beyliğine mührünü vuran, Kastamonu ve civarını tarihinin en yüksek refah, ilim ve huzur devrine taşıyan bir ilim aşığı, alim babası, Osmanlı Padişahı Sultan 2. Murad’ın eşi ve Fatih Sultan Mehmed Han'ın annesi Halime Hüma Hatun’un kardeşi, yani Fatih'in dayısı Candaroğulları Beyliği’nin 10’ uncu ve son hükümdarı olarak tahta geçen Kemalettin İsmail Bey kendisi için Şehinşah Kayası üzerine kocaman bir türbe yaptırır.
Türbe ki, ne türbe..
Sekiz köşeli kasnağa oturmuş görkemli türbe tek bir kubbe ile örtülüdür. İçerisinde 10 adet mezar yer almakta olup içlerinden bir tanesinde bile İsmail bey bulunmamaktadır. Hali hazırda türbede İsmail Bey’in oğlu, kızı ve bir kaç ilim adamı ebedi istirahatgah olarak burayı edinmişse de ne yazık ki kendisi , yani Kemalettin İsmail bey memleketinden çok uzaklarda Bulgaristan’ın Filibe şehrinde bulunmaktadır.
İsmail bey'in Filibe'de olduğunu az sonraya bırakıp türbeye dönersek türnbede yer alan 10 kabirden dördünün ahşap, altısının taştan yapıldığını belirtelim. Kitabesi olanlardan beşinde Seyyid Alâeddin (Seyyid Ali Acemî), Mevlânâ Safiyyüddin, Emîr İshak Bey, Aşre Hatun ve Âzâde Hatun’un yattığı kitâbesi olmamakla beraber kapının karşısındaki büyük ahşap sandukada ise İsmâil Bey’in annesi Devlet Hatun’a ait olduğu kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilerden mevcut. Bu arada sülüs hatla yazılı lahitlerdeki taş işçiliğinin 15.yüzyılın Anadolu taş ustalığından örnekler verdiğini de belirtelim.
Gelelim Filibe meselesine 
İsmail bey, Filibe'ye neden gitmiştir, nasıl gitmiştir, kabri nerededir. Ne yazık ki kabri konusunda sevindirici bir bilgi vermeyeceğim .. Neden mi, anlatmaya devam ediyoruz.
Kendisi için “Essultanü’l-mu’azzam” yani “Büyük Sultan” ifadesi kullanan İsmail bey, bir gün, Fatih Mehmed’ten bir mektup aldı. Fatih Mehmet mektubunda, “gemilerimizi Trabzon’a gönderiyoruz. Giderken Sinop’a da uğrayacaklardır. Şayet içeride gemilerin kalafatı ve saire yapılması icap ederse gerek Akliman’da ve gerekse Büyük Liman’da yapılmasına izin ver. Gemilerin her ne işleri olursa Padişah hatırı için gör. Dostluk ve sevgi izhar et. Kaptana harç akçası ver. Şayet paran yetmezse, Padişah için ayrılan bakır Küresinden, Padişah için ayrılan akçadan harca. Ve hem de adamlarım bir edepsizlik ederlerse haklarından gel. Her ne suretle olursa olsun işi idare et. Benim gönlüm sana hoştur. Ayrıca, ya kendin veyahut bir adamını Osmanlı ordusuna yardım için, yetecek kadar bir kuvvetle hazır bulundur.’’ Diyordu.
İsmail bey bu mektubu alır almaz hemen Sinop’a gitti. Oradaki memurlarına, “geçen sene Cenevizliler elinde bulunan Amasra kalesinin Fatih Mehmet tarafından alınmasından sonra sıranın Sinop’a geldiğini hatırlattı ve Padişahın askerlerine, mektup mucibince ne yapılması lâzım geliyorsa hepsinin yapılmasını tembih etti ve tekrar Kastamonu’ya döndü.
Bu mektubun arkasından Mahmud Paşa Edirne’ye gitti. Rumeli'deki kara ve deniz askerlerini topladı, tekrar Bursa’ya döndü. Ayrıca, Anadolu’dan da epeyce asker de Bursa’da toplanmıştı. Askerî hazırlıklar bitirilince, yüz elli kadar gemi ve pek çok asker, Mahmut Paşa kumandasında olarak Karadeniz’e gönderildi. Padişah da kara askerlerini kumandasında toplayarak Bolu, Ankara yolu ile Kastamonu’ya hareket etti.


İsmail Bey gerek denizden ve gerekse karadan yapılan bu hareketi haber alınca ‘’bu işte başka bir maksat olacak’’ diye düşündü ve Kastamonu’nun elinden alınacağını tahmin etti. Bu sırada Fatih, İsmail beye ikinci bir mektup göndererek "oğlun Hasan beyi, işe yarar adamlarla Ankara’ya gönder, Ankara’da benimle buluşsun’’ diye bir emir verdi.
İsmail bey, padişahın istediği şeylerin hepsini yapmıştı. Sinop’taki memurları, gemilere her türlü tahminin üstünde ikramda bulunmuşlardı. Bu defaki emri de yerine getirdi ve oğlu Hasan beyi de yanına bir miktar asker vererek Ankara’ya yolladı.
Hasan bey Ankara’ya varınca, Fatihin adamları kendilerini yakaladılar ve kapıcılar çadırına götürdüler. Bu sırada İsmail beyin kardeşi Kızıl Ahmet Bey de Fatihin yanında bulunuyordu. O zamanlar Bolu, Kızıl Ahmet beyin tımarı altında idi. Mahmut paşa da Kızıl Ahmet beyin aklını çelmiş, onu da kardeşi aleyhine tahrik etmişti. Mahmut paşa Kızıl Ahmet beye "Padişah, İsmail Bey’in vilâyetini sana sadaka olarak verir’’ diyordu. Hatta bu sözünü bir beratla da tevsik ederek Kızıl Ahmet beye vermişti.
İşte bu sırada Hasan tutulmuştu. Padişah, Hasan’ın sancağını Kızıl Ahmet beye verdi ve onu Kastamonu’ya gönderdi. Kızıl Ahmet Bey çabukça Kastamonu’ya geldi. Vilâyet halkı kendisini bildiği ve padişahlarının oğlu olduğu için ona itaat ettiler. İsmail Bey, halkın kardeşine itaat ettiğini görünce, Kastamonu’da neyi var, neyi yoksa hepsini toplayarak Sinop’a gitti ve Sinop kalesine sığındı.
Bu sırada Fatih Kastamonu’ya yetişti ve burasını resmen zapt etti. (865 H — 1459 M). Ve İsmail beyin Sinop’a gittiğini haber alınca durmadan Sinop’a hareket etti.
Bu esnada Mahmut Paşa da Kızıl Ahmet beyle birlik Sinop’a gittiler. Padişah da kendilerini yavaş yavaş takip etti. Mahmut paşa ve yanındakiler, Sinop kalesinin yanına kadar vardılar.
Fatih, Sinop’un kan dökülmeden zaptedilmesini arzu ediyordu. Mahmut paşa, Fatihin bu düşüncesini bildiğinden İsmail beye son bir mektup yazarak ‘’Padişahın bana olan fermanına göre, buraları ele geçirmeden çekilip savuşmak ihtimalimiz yoktur. Ancak din kardeşliği dolayısı ile size bu hususta doğru yolu göstermeyi uygun gördük. Irz, mal, çoluk ve çocuğunuz perişan olmadan bu işi iyi bir şekilde hallederseniz hakkınızda çok hayırlı bir şey olur.’’ tavsiyesinde bulundu.
İsmail Bey bu mektubu alınca, kaleyi teslimden başka kurtuluş çaresi olmadığını anladı ve Mahmut paşanın sözünü tuttu. Bunun üzerine kale duvarı üzerinden hayatının muhafazası hususunu, Mahmut Paşa ile görüştü. Mahmut paşadan söz ve yemin aldı. Bundan sonra, hisar kapısından çıkarak Mahmut beyin yanına geleceğini bildirdi.
Fatih Hisarın alındığını, İsmail beyin de Mahmut paşaya sığındığını duyunca, İsmail beyin şanına layık olan tazimat-ı mülûkâne ile yanına çı­karılmasını emreyledi. Orada bulunan vezirler, İsmail beyin önünde eğildiler. İsmail bey padişahın yanına çağırıldı. Kendisi otağa girdiği zaman, Fatih de ayağa kalktı ve birkaç adım ilerleyerek İsmail beyi karşıladı. İsmail bey, Fatih'in elini öpmek istedi. Fatih, kendisine “sen benim ulu kardeşimsin’’ diye elini vermedi. Biraz ayakta konuştuktan sonra, elinden tutarak oturduğu serire birlikte oturdular. Fatih İsmail beye hürmette kusur etmedi. Ve kendisine Bursa Yenişehir'i ile İnegöl ve Yarhisar’ı tımar olarak verdi.
Bunun üzerine İsmail Bey Kastamonu’ya geldi. Fatih de Kastamonu ve Sinop’a kendi adamlarını yerleştirdi. Kastamonu askeri de kızıl Ahmet beyin kumandası altında toplandı. Fatih, İsmail beyin oğlu Hasan beye de Bolu sancağını verdi. Bunun üzerine Hasan Bey, Fatihle beraber Trabzon seferine hareket etti.


İsmail Bey, Kastamonu'ya gelince, doğruca Devrekâni’ye gitti. Çoluk çocuğunu, eşya ve sairesini topladı. Veziri Şahabeddin ağa da yanında idi. Yenişehir’e hareket etti. Artık orada oturmağa başladı.
Bu sırada. Karaman oğlu, Fatih ile birlik Kastamonu’ya gelmek üzere Ankara’ya kadar gelmiş, Fatih de kendisine ikramda bulunmuş ve babasının yanına göndermişti. Padişah Sinop’tan Trabzon’a hareket edince Karaman Oğlu tekrar Fatihe karşı ayaklanmış ve Yenişehir’de oturmağa başlayan İsmail beye de haber göndererek "Osman oğlunun fırsatını bulduk. Yenişehir’de oturma. Bu taraftan ben sana yardım ederim, bir taraftan da Uzun Hasan’a haber gönderelim. O zaman sen de vilâyetine git’’ teklifinde bulundu. İsmail bey bu teklifi reddetti ve "Kastamonu’nun Kızıl Ahmet bey elinde olduğunu, kardeşine karşı hareket etmeyeceğini bildirdi.

İsmail Bey'in Filibe'ye Gidişi
İsmail Bey Kastamonu’dan ayrılınca, bir kısım zamanını Yenişehir’de geçirdi ve sonra, Fatih tarafından Filibe’ye gönderildi. İsmail Bey buraya 1462 yılında gelmiştir. İsmail Bey buraya gönderildiğinde, Filibe yakınındaki Markova Köyü ve çevresi (Filibe merkezinin yaklaşık 10 km güneyinde) Fatih tarafından kendisine özel mülk olarak verilmiştir.. İsmail Bey Filibe'ye sayısız eserler bırakmıştır. Yazımızın konusu olmadığı için detaya giremediğimiz eserlerin bir kısmı yok olurken bazılarının ayakta durduğu da bilinmektedir. 

Candaroğlu Kemalattin İsmail Bey'in kabri
İsmail bey'in kabri Filibe'nin neresinde diye sorarsanız, ne yazık ki yok.. Neden yok'un cevabı ise...
Kendisi Kastamonu’daki türbeden sonra Filibe'de ikinci bir anıt mezar yaptırmamış, sade bir hazireye gömülmeyi tercih etmiştir. Filibe’de II. Murad dönemi yapısı olan Muradiye Cami yakınlarına yapılan İsmail Bey Cami’nin haziresinde İsmail Bey’de yatmaktadır. Cami, 18 Nisan 1928 yaşanan büyük bir depremin (6.8 şiddetinde) ardından yıkıntı haline gelmiş, barbar haçlıların son oyunu olan Birinci Dünya harbinde türbe ve mescidin kalan kısımları da  Bulgarlar tarafından yıkılır. Yıkılır ve üzerinden bugün Bulgarların "Olavna Ulitsa - Ana Cadde" dedikleri bir yol geçirilir.

Allah mekanlarını cennet eylesin. Nur içinde yatsınlar

Çeşitli kaynaklardan derlenmiştir. - Foto ve video @erolkaranet - 25.12.2022

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam

Reklam

İlginç Bilgiler

Reklam