@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Reklam

Es Semi- Allahu Tealanın En Güzel İsimlerinden




Es Semi - السَّمِيعُ celle celalahu - “Şanı ve azameti yüce olan”

Eşsiz ve benzersiz duyan
Duyurmak istediği zaman herkese duyuran

Hani bir zamanlar İmran’ın kadını şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdaki yavrumu her türlü önyargıdan özgür olarak Sana adadım: Benden kabul buyur! Çünkü Sen, evet Sensin SEMÎ', Sensin ‘Alîm”. (Âl-i İmran:35)

Semi’ ismine imana dair yaşanmış bir örnek:
Olayın kahramanı Havle binti Sa’lebe’dir. Eşi Evs b. Samit “Sen bana anamın sırtı gibisin” diyerek zıhar yemini yapmıştır. Havle olayı Allah Rasulü’ne (sav) taşır ve Peygamber ile aralarında şöyle bir konuşma geçer:
“Ya Rasulallah! O beni aldığında gençtim, güzeldim. Ona birçok çocuk verdim, yaşımda ilerledi. O zaman sevdiğiydim, şimdi anası oldum; beni sokağa terk etti.”
Hz Peygamber: “Sen ona haram olmuşsun.”
Halve: “Vallahi talak vermedi.”
Hz Peygamber: “Haram olmuşsun, bu konuda bir şey inmedi!”
Havle: “Bir daha düşün, kurban olayım ya Rasulallah!”
Hz Peygamber: “Kendi görüşüm böyle”
Havle: “Ama bana muhtaç küçük bir yavrum var. Eğer ona verirsem telef olur, yanıma alsam aç kalır.”
Havle: “Allah’ım! Halimi Sana, yalnız Sana havale ediyorum!”
Bir müddet sonra Havle’ye şu aşağıdaki ayetin içinde yer aldığı pasajın indiği müjdesi verilir.
Doğrusu Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve nihayet (işini) Allah’a havale eden kadının başvurusunu kabul etmiştir; zira Allah ikiniz arasındaki konuşmayı işitiyordu: Çünkü Allah SEMÎ' dir, Basîr’dir.” (Mücâdile 58:1)

Evet, bu güzel ayetlerin ardından gelelim resmimize; Rabbimiz kendine yapılan her türlü müracaatı duyar, görür ve bilir. El-Semi’ olan Rahman’ın kalabalıklar içinde sizi bizatihi duymasını havadaki küçük noktalarla ve kullardan yükselen ses dalgaları ile anlatmaya çalıştık.

السَّمِيعُ
Sesleri algılamaya yarayan kulaktaki kuvveye denir. Fiil mazi olarak (سَمَعَ); duydu, işitti; fiili muzari olarak; (يَسْمَعُ); duyar, işitir; mastar olarak ( سَمْعَا); Duymak, işitmek ve isim olarak ise (سَمِيعٌ); duyan ve işiten formatında gelir. Seme’a (سمع) kelimesinden türemiş olan السميع= Es-Semi’ Esmaul Hüsnası; Mübalağa ile ismi faildir ve sadece duyan ve işiten manalarına gelmez aynı zaman da; duyduğuna ve işittiğine icabet eden, duyduğunun ve işittiğinin gereğini yerine getiren anlamlarına da gelmektedir. Yaptığımız bu tarife göre; Bir şeyi duymak başkadır, işitmek ise başkadır. Duymaya nida, duyduğunu anlamaya ve gereğince icabet etmeye ise işitme denir. Duymak kulağın eylemi, işitmek ise kalbin eylemidir. Herkes duyar fakat herkes icabet etmez. İnsanı hayvandan ayıran en büyük özelliklerden biride işte budur. Hakikati duydukları halde onu kalbiyle işitmeyenleri Allah hayvanlara benzetmiş belki hayvanlardan daha aşığı bir halde olduklarını beyan etmiştir. Bunun sebebi; duymak ile işitmek arasındaki farktır. Duyma eylemi insanlar ve hayvanlar arasındaki ortak özelliktir. Fakat işitmek insanlara ait bir özelliktir. Bu özelliğini kullanmayan insan hayvandan daha aşağı bir seviyeye inmiş demektir. Duymak ile işitmek arasındaki en belirgin özelliklerden biride şudur; İnsanoğlu birden çok ses ve ya sesler duyabilir. Ancak, birini işitebilme kapasitesine sahiptir. Duyduğu tüm sesleri kalbinde aynı anda manalandıramaz sadece duyduğu sesler içerisinden kulak kesildiğini anlar ve manalandırır. Arapçada duymaya nida, duyduğunu anlamlandırıp, gereğini yerine getirmeye ise işitme denir. İnsanlar hakikati duyuyorlar, fakat işitmiyorlar. Duymak kulak ile olur, işitmek ise kalp ile olur. Peygamberin çağrısını Mekke halkı ve özellikle en yakın akrabaları duymuştu. Fakat Ebu cehil ve benzerleri ilahi çağrıyı kulaktan kalbe indirmedikleri için hakikati sadece duydular işitemediler. İşitenler Ebu Bekirler, Hamzalar ve Selmanlar idi. Çünkü bunlar kulakları ile duydular ve kalpleri ile işittiler. Bu manada insanın duyması değil işitmesi esastır. السميع = Es-Semi’ sıfatı, Cenab-ı Hakk’ın zati bir sıfatı olup mübalağa ile ismi faildir. Her şeyi eşsiz ve benzersiz işiten, eşsiz benzersiz işittiren anlarına gelir. Allah’ın bütün sıfatları gibi işitmesi ve görmesi de küllîdir, mutlaktır ve sonsuzdur. Yani, her şeyi aynı anda görür ve işitir. Görmesi ve duyması için hiçbir alet ve edevata ihtiyaç duymaksızın sınırsız ve sonsuz duyan ve işitendir.

Nazariyede
Semi’ sıfatı, Cenab-ı Hakk’ın zati bir sıfatı olup bu sıfatın hakiki mahiyetini idrak etmemiz mümkün değildir. Bu sıfatın azametini şu misalle anlayabiliriz: Acaba aynı anda kaç kişinin sesini işitip anlayabilirsiniz? İki kişi mi? Üç mü? Yoksa dört mü? Bir insan aynı anda kaç kişinin sesini işitip anlayabilir? Evet, iki kişiyi bile aynı anda dinleyip sözlerini anlamak insan için mümkün değildir. Fakat Es-Semi’ olan Rabbimizin işitmesinde ne sayı ne de çeşitlilik söz konusu olamaz. Allah Es-Semi’ olarak keyfiyetten ve teşbihten uzak, tenzihi olarak; kâinata ki tüm ses ve sese dayalı tüm eylemleri ve insanların kalplerinden geçirdikleri tüm düşünceleri aynı anda hiçbirini ihmal etmeden eşsiz ve benzersiz iştendir. Zerreden küreye ne varsa hepsi Es-Semi’ olan Allah’ın işitme alanındadır. Allah-u Teâlâ’nın işitme sıfatındaki azametine bir bakın. O, Es-Semi’ olarak; Bu kâinat galaksilerinin hareketlerinden sineklerin vızıltısına, rüzgârların terennümünden, bulutların naralarına, denizdeki dalga seslerinden, yağmurların nağmelerine, kelebeklerin kanat çırpışından bir karıncanın nefesine varıncaya kadar her türlü sesi ve çeşit çeşit nağmeleri aynı andan eşsiz ve benzersiz, sonsuz işitendir. Kâinattaki tüm sesler ve bu sesler âleminin oluşturduğu ilahi kâinat korosu Es-Semi olan Allah’ın tecellisidir. İnsana düşen bu ilahi koraya katılmak ve bu kâinat korosunda cırtlak bir ses çıkarmamaktır. İnsanoğlu hava unsuru olmaksızın, içindeki bir arzuyu muhatabına işittiremez. Ama Allah, bizim kalbimizden geçen her arzuyu işitir. Kalbin arzu duyması, sözlü istemeye benzemediği gibi, kalbin sesini işitmek de havada temessül eden kelimeleri işitmeye benzemez. Bu benzemezliğin bir işaretini Cenâb-ı Hak insanın mahiyetine koymuştur. İnsan, uyanıkken muhataplarını görür ve onların konuşmalarını işitir; bu görmeye göz, bu işitmeye de kulak vasıta olmuştur. Kişi rüya âleminde de muhataplarıyla görüşür ve konuşur; fakat gözleri uykuya dalmış, kulakları da bu âlemden ilgisini kesmiştir. Rüya âleminde ne hava unsuru vardır, ne konuşanın ses telleri, ne de dinleyenin kulakları. İşte tüm bunlar az da olsa bize Es-Semi’ olan rabbimizin her şeyi vasıtasız olarak nasıl işittiğine en azından bir işarettir. Sonsuz yaratıcı yarattığı kullarda kendi esmasından tecelliler sunmuştur. Es-Semi’ esmasının tecellisini şöyle anlatır:

وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

16.78 - Ve sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir halde çıkarıp size, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma, düşünme yetisi bahşeden Allah'tır.

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهعِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا

17.36 - Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi (Hesap Günü'nde) bundan sorguya çekilecektir!

Her gün beş vakit namazda en az “onyedi” defa ruku’dan kalktıktan sonra “Semiallâhü limen hamideh = Allah Kendisine hamd edenin hamdini işitir.” “Rabbena leke el hamd = Ey rabbimiz tüm hamdler sana mahsustur.” diyoruz. 
Peki, bize her gün bu kadar tekrarlatılan bu hakikatin sizce hikmeti nedir? Çok kere bunu gafletle tekrar­layıp duruyoruz. Hâlbuki bu bize Rabbimizin eşsiz ve benzersiz işitici olduğunu her daim kalbimiz de canlı tutmamızı sağlamlıydı. Namazımızın bu alanında Es-Semi’ olan Allah-ü Teâlâ'yı işitmemiz gerekirken tamda işitme ile alakalı alanda işitmezlik yapıyoruz. Gafletin ölçüsüzlüğü bu kadar da olmaz. Bir kimse sesini yükseltse de, gizlese de fark etmez. Rabbi onu işitir ve her halini görür. Bu düşüncesi ile kişi namazlarını eda etmelidir. Namazını bu ruh ile eda eden kul; konuştuklarına ve yaptıklarına son derece dikkat etmeye başlar. Zaten insanın da sorumluğu söyledikleri ve yaptıkları ile sınırlıdır. Kafasında, kalbinde geçirdiği şeylerle insan ne hukuk önünde ne de ahirette hesap görülürken sorumlu tutulmamaktadır. Fakat şu hakikati de unutmamak gerekir ki, testi içindekini sızdırır. Bu açıdan kafasında, gönlünde güzel şeyleri geçiren birisi elbette güzel şeyler konuşacak ve güzel şeyler yapacaktır.
Allah’ın es-Semî’, el-Basîr olduğunun bilincinde olan birisi her sözüne, her hareketine dikkat eder, Allah’ın (c.c.) rızasını gözetir; O’nun hoşlanmayacağı sözleri terk eder ve O’nun hoşlanmayacağı her türlü hareketten de kaçınır.

Sem (işitmek) ile dört anlam kastedilir: Bunlar:
Es-Semi Esması
Es-Semi Esması

1) Bilmek, idrak etme anlamında işitmek. bu tür işitme seslerle ilgilidir.
“Gerçekten Allah, eşi konusunda seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan (kadın)ın sözünü işitti.” (Mücadele, 2)
“Andolsun Allah; “Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginleriz” diyenlerin sözlerini  işitmiştir.” (Ali İmran, 181)

2) Anlama, akletme anlamında işitmek. Bu da anlamlarla işitmedir.
“Ey iman edenler, “Raina- Bizi güt, bize bak ” demeyin, “Unzurna – Bizi gözet” deyin ve dinleyin.” (Maide, 41)

3) Cevap verme ve istenenleri verme anlamında işitmek.
Namazda rükudan kalkarken söylenen “Semi’allahü limen hamideh” (Allah, kendisine hamd edeni işitti) duası.

4) Kabul etme ve uyma anlamında işitmek.
“Onlar, yalana kulak verenler…” (Maide 41)

Yüce Allah bizlere “işitmeyi”, dinlemeyi” ve “uymayı” emretmekte ve müjdenin bunlara ait olduğunu haber vermektedir.

Kur’an-i Kerim'de
مَثَلُ الْفَريقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَصيرِ وَالسَّميعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

11.24 - Bu iki tür insanın kıyaslanması, kör ve sağır olan kimseyle gören ve işiten kimsenin kıyaslanması gibidir: bu ikisi yapı olarak hiç bir tutulabilir mi? Hala daha bu hakikati aklınızda tutmayacak mısınız?
اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَليهِ فَجَعَلْنَاهُ سَميعًا بَصيرًا

76.2 - Şüphesiz, (sonraki hayatında) denemek için insanı katışık bir sperm damlasından yaratan Biziz. Biz, onu işitme ve görme (duyuları) ile donatılmış bir varlık kıldık.

اِنَّمَا يَسْتَجيبُ الَّذينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتٰى يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ ثُمَّ اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

6.36 - Unutma ki, yalnızca (bütün kalpleriyle) kulak verenler, bir çağrıya cevap verebilirler; (kalben) ölmüş olanlara gelince, (yalnız) Allah onları diriltebilir, sonra da hepsi Ona döneceklerdir.

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ اُولٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُلًا

17.36 - Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü işitme duyusu, görme duyusu ve kalp, bunların hepsi (Hesap Günü'nde) bundan sorguya çekilecektir!

وَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَثيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا اُولٰئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ اُولٰئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

7.179 - Gerçek şu ki, Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitmeyen birçok insi ve cini varlıkları cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (256)

2.256 - Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış, birbirinden ayrılmıştır: O halde, şeytani güçlere ve düzenlere (uymayı) reddedenler ve Allah'a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede tutunmuşlardır: Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.

وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

7.200 - Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah'a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir.

وَآَخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَآَخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (102)
 خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (103)

9.102 - Bir de, iyi davranışlarını kötü olanlarla karıştırdıktan sonra günahlarının farkında olan başkaları (var): Allah'ın onların tövbelerini kabul etmesi umulabilir. Çünkü Allah, hiç şüphesiz, çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır. Bunun içindir ki, (ey Peygamber, bundan sonra artık) onların mallarından Allah için sundukları şeyleri kabul et ki belki bunu yapmakla onların salah bulmalarına, arınmalarına önayak olursun. Ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlar için bir huzur (vesilesi) olacaktır. (Ve bütün bunların da üstünde bil ki,) Allah her şeyin, herkesin özünü bilen mutlak bilgi sahibi olarak olup biten her şeyi işitmektedir.
وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَميعًا هُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

10.65 - Bu itibarla, (hakkı inkâr edenlerin) sözleri sana acı ve sıkıntı vermesin. Çünkü kudret ve üstünlük bütünüyle Allah'a özgüdür: her şeyi işiten O'dur, her şeyi özüyle bilen O’dur.

وَاللّٰهُ يَقْضى بِالْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه لَا يَقْضُونَ بِشَیْءٍ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّميعُ الْبَصيرُ

40.20 - Allah hakikate ve adalete göre hükmeder; O'nu bırakıp yalvardıkları şu (varlık)lar ise hiçbir hüküm veremezler çünkü yalnız Allah'tır her şeyi işiten, her şeyi gören.

Artık O'nu bırakıp fanileri kendilerine ilâh edinen­ler hayatî yorgunluklarını cehennemin ateşten duvarlarına yaslanarak gidereceklerdir. Vah onlara...

مَنْ كَانَ يُريدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَكَانَ اللّٰهُ سَميعًا بَصيرًا

4.134 - Kim bu dünyanın nimetlerini isterse, (ona hatırlat ki) hem bu dünyanın hem de ahiretin nimetleri Allah katındadır ve Allah gerçekten her şeyi işiten, her şeyi görendir.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذى وَهَبَ لى عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰعيلَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبّى لَسَميعُ الدُّعَاءِ

14.39 - "En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail ile İshak'ı armağan eden Allah'a özgüdür! Duaları, yakarışları işiten elbette benim Rabbimdir.

قُلْ إِنْ ضَلَلْتُ فَإِنَّمَا أَضِلُّ عَلَى نَفْسِي وَإِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي إِلَيَّ رَبِّي إِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ (50)

34.50 - De ki: "Eğer sapkınlığa düşmüş olsaydım (kendi yüzümden ve) kendi aleyhime sapmış olurdum; ama eğer doğru yoldaysam, yalnızca Rabbimin bana vahyi sayesindedir, kuşkusuz O, en yakın olan, her şeyi işitendir!"

Es-Semi Esmasının Fazileti,
  • Es-Semi ismi şerifi, sözün insanların yanında dinlenmesi ve duanın Cenab-ı Allah tarafından kabul olması için “Ya Semi Celle Celalühü” diyerek 180 kere okunur.
  • Kim, Perşembe günü duha namazından sonra Es-Semi ismi şerifini 500 kere okusa, duası kabul olunur. Çok çok okuyan kulak rahatsızlığı görmez.
  • Bu ismi,kendine mahsus saatinde okuyan ve okumaya adet haline getiren kimseye ,dost veya düşman, kadın veya erkek herkesten iyi ve doğru, sevindirici haberler gelir. İstediği şeye kavuşur.
  • Zikrine devam eden kimsenin her türlü dileği ve duası kabul olur. İstediğine kavuşur.
  • Kulağında sağırlık hasıl olan kişi, bir salı günü bu simi şerifi temiz bir hatme yaprağına yazıp, halis badem yağı ile bozarak o yağdan kulağına damlatırsa Allah’ın izni ile iyileşir.
  • 5 vakit namazdan sonra 180 kere “Ya Semî’ celle celâlühû” zikrine devam edenin bütün duaları kabul olunur.
  • Her gün 540 kere “Ya Semî’, Ya Basîr celle celâlühû” zikrine devam edenin ilmi artar
Derleme @erolkaranet - 18.12.2022

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam

Reklam

İlginç Bilgiler

Reklam