@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Banner

Reklam


Mumyalanmış Cesetlerin ve Sahabe Kabrinin Olduğu İlk Cami




İstanbul’un fethi için gelen Emevi kumandanlarından Mesleme Bin Abdülmelik Hicri  97 Miladi 715 yılında yaptırdığı caminin aynı zamanda kabrinin kimi kaynaklara göre makamının  yeri olacağını biliyor muydu, bilinmez tabii....
İstanbul semalarında minaresinden ezan okunan ilk cami özelliğini taşıyan ve bugün halk arasında Arap Cami olarak bilinen yapı Beyoğlu ilçesi Perşembe Pazarı üzerinde sokak arasında yer almaktadır. Perşembe pazarından geçen yüzbinlerce insan ilk etapta burada tarihi bir cami olduğunu, bu caminin İstanbul'a yapılan ilk cami olduğunu da pek bilmez. 

İSTANBUL'U FETH ETME AŞKI
Bilindiği üzere Hz. Muhammed'in (sav) "İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur," hadisi şerifinin güzelliğine erişmek için binlerce Müslüman ve birçok sahabe 600'lü yılların sonu ile 700'lü yılların başında İstanbul'u fethetme umuduyla yollara düştü. Karadan ve denizden zorlu bir yolculuk sonrası üç kez İstanbul'u kuşattı İslam ordusu. Kimi kuşatma yedi yıl sürdü kimisi daha az. Ebu Eyyûb el-Ensari'nin katıldığı kuşatmadan 50 yıl sonra üçüncü kuşatmayı 717'de İslam ordusunun ünlü komutanı Mesleme bin Abdülmelik yaptı, Galata bölgesine ele geçirdi. Bir yıl süren kuşatma sonrasında kale içini fethedemese de yedi yıl boyunca askerleriyle birlikte burada kaldı.

CAMİ HAKKINDA RİVAYETLER
Her ne kadar İstanbul'un fethinden önce Galata'da yapılan ilk cami ünvanını taşısa da tarihi araştırmacıların yazdıklarına bakılırsa böyle bir durumun söz konusu olmadığı dile getirilmektedir. Farklı kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Arap Cami aslında Emeviler tarafından yapılmamış, Bizanslılara ait bir kilise imiş. Bir başka rivayette ise burada bulunan kilise Emevi kumandanlarından Mesleme Bin Abdülmelik tarafından camiye çevrilmiş.



Vikipedya'ya göre cami hakkında iki rivayet mevcut
Bir rivayete göre, 717 yılında yapılmış olan İstanbul’un ilk cami hüviyetini taşıyan eser Arap Camii’dir. İstanbul’un Fethi için 717 yılında gelmiş olan Müslüman Arap kumandanlarından ve sahabe neslinden meydana gelen bir ordu başında Mesleme bin Abdülmelik adındaki komutan bir cami yaptırmış ve adına da Arap Camii denilmiştir.
Hicri 95 Senesinin Zilhicce ayında 15 Ağustos 717’e Mesleme bin Abdülmelik, Karadan bir ordu, denizden kuvvetli bir donanma ile Bizans’ı kuşatmıştır. Muhasara bir yıl kadar devam etmiş ancak Kostantiniyye alınamamıştı. Ama Galata zapt edilmişti. Mesleme ve İmparator Leon arasında varılan bir anlaşma sonucu Arap mescidi inşa edilmiş ve ibadete açılmıştır. 7 yıl kadar İstanbul’da kalmış olan Arap Müslüman Ordusu ibadetini burada yapmıştır. Daha sonra Şam'da çıkan bir isyan üzerine Arap ordusunun Şam’a gitmesi üzerine Dominiken Papaz ve Rahipleri burasını kilise haline sokmuş, şimdi minare olarak kullanılan çan kulesini bu esnada ilave etmişlerdir.
İkinci rivayete göre ve Diyanet İşleri Başkanlığı yayını olan İslam Ansiklopedisinde yer alan ve Semai Eyice tarafından kalem alınan araştırma yazısında da Caminin, Emevî Kumandanı Mesleme b. Abdülmelik tarafından 97-99 (716-717) yılları arasında yapılan İstanbul kuşatması sırasında inşa edildiği yolundaki rivayetin aslı olmadığı yazılı...Eyice'ye göre, Dördüncü Haçlı Seferi'nde Kudüs yerine Konstantinopolis'i ele geçirmeyi amaçlayan Katolikler, 1200'lerin başlarında Pavlus'a adadıkları bir kiliseyi ve yanına Dominikan Tarikatı'na bağlı bir manastırı Galata'da yaptırmışlardır. Papaların da yakın ilgisini çeken bu manastır ve kilise, bir süre sonra mezhebin kurucusu olan Aziz Dominik'in adının da eklenmesiyle tanınır: San Paolo ve San Domeniko. Üzerine minare külahı kondurulmuş dört köşe çan kulesi, Latin kilisesi ile Arap Camii arasındaki uyumsuzluğun en açık kanıtıdır. Bu kulenin altından geçerek avludan sokağa çıkarken geçitte çeşitli süslemeler dikkati çeker. 
İSTANBUL’UN FETHİYLE YENİDEN CAMİ HALİNİ ALDI
1475'te Fatih, kiliseyi camiye çevirerek vakfına katmıştır. Yirmi yıl sonra da, İspanya'dan çıkartılan Endülüs Arapları'nın bir kısmının, çevredeki mahallelere yerleştirilmesiyle cami, "Arap Camii" olarak tanınır. Caminin Araplara mal edilmesinin bir nedeni de, minareye çevrilen eski çan kulesinin 714'te Şam'da yaptırılan ünlü Emeviye Camii'nin özgün minaresini çağrıştırmasıdır.
III. Mehmed ve I. Mahmud'un annesi Saliha Sultan ve II. Mahmud'un kızı Adile Sultan değişik dönemlerde Cami'yi onartmış; hünkar mahfili, sebil, çeşme, şadırvan gibi ögeler ekletmişlerdir. Özellikle Saliha Sultan'ın yaptırdığı onarımdan sonra caminin iç düzeni, mahfillerin, mihrabın barok ahşap tasarımlarıyla hayli değişmiş, tiyatral bir görümün egemen olmuştur.
1913-1919 yılları arasındaki kapsamlı onarım sonucu yapı yeniden büyük bir değişime uğrar: Avlu duvarı yıkılır, Cami genişletilerek yeniden yaptırılır. "Arabesk" bir son cemaat mahalli ekletilir. Yapı her ne kadar büyük ölçüde İslamlaşmış (Osmanlılaşmış) ise de, dikkatli bir göz, çok az da olsa Gotik geçmişini belgeleyen birtakım mimarî ögeleri fark edebilir.

ARAP CAMİ ADI NEREDEN GELİYOR
 1453 İstanbul’un fethinden sonra kilise yeniden camiye çevrilerek öndeki mihrap ve minber ilave edilmiştir. 
İspanya’daki İslâm Devleti’nin 1492 yılında yıkılmasından sonra İstanbul’a getirilen Müslüman Araplar bu cami çevresine yerleştirilmiş. Bunun sonucu olarak da yapı zamanla Arap Camii olarak anılmış. Esasında İstanbul’un fethinden önce caminin Müslüman Araplar tarafından yaptırıldığı efsanesi de buradan doğmuş. Yapının Osmanlı mimarisinde rastlanmayan bir şekilde minareye dönüştürülen kare biçimli çan kulesinin Şam’daki Emeviye Caminin minaresine benzemesi de bu efsanenin yayılmasında önemli bir etken olmuş.

AVLUDAKİ KABİR KİME AİT?



Arap Camii, 19. Yüzyılda Muhtelif tarihlerde yangınlar geçirdi ama aslı bozulmadan aynı tamiratlar yapıldı. Caminin mihrabı kıbleye yönelik öndeki kalın kilise duvarına yerleştirilmiştir. Mihrabın solundaki küçük mihrablı oda Mesleme Hazretleri’nin çilehanesidir. Avludaki kabir, bazı sadık rüyalara göre Hz.Mesleme (R.A.) nın türbesi veya makamıdır. Çünkü aynı zatın Suriye’nin Şam şehrinde bir türbesi  bulunmaktadır. 
Mihrabın yanındaki "Mesleme'nin Çilehanesi", "Arap Baba Merkadi" ve çevrede sahabelere ait oldukları ileri sürülen birkaç kabir de yer almaktadır.

HAZRETİ MESLEME YA DA SARI ÇEKİRGE
Bizansa karşı seferleriyle ün kazanan Emevi kumandanı Mesleme bin Abdülmelik'in komutanlık tarzı, Hz. Muhammed dönemindeki en önemli komutanlardan Halid bin Velid'e benzetilir. Mesleme, sarışın olmasından ve atılganlığından dolayı Sarı Çekirge namı ile tanınır. Evliya Çelebi'nin aktardığına göre, komutan Mesleme bin Abdülmelik'in, Ayasofya'daki Üçbucak denilen yerde de ibadet ettiği söylenir.
Karaköy adını semte ilk yerleşen Karailerden aldığı söylense de Galata'yı ele geçiren Mesleme bin Abdülmelik ve ordusunun yedi yıl boyunca çok sıkıntı ve hastalık çektiklerinden dolayı kaldıkları muhite 'Kahr Köyü' adını verdikleri söylenir. Yani Karaköy'ün adının 'Kahr Köyü'nden türediği de rivayetler arasında. Bir başka anlatıda şudur: Mesleme bin Abdülmelik ordusunun motuvasyonunu artırmak amacıyla Hz. Muhammed'in İstanbul'un fethiyle ilgili sözlerini ordunun önünde sık sık tekrar ettirirmiş.

CAMİNİN ZEMİNİNDE MUMYALANMIŞ CESETLER BULUNDU
1913 Yılındaki onarım sırasında caminin zemininde Latin ve Cenevizlilere ait mezar taşları ve mumyalanmış iskeletler bulunmuş ve bunlar İstanbul arkeoloji müzesine nakledilmiştir.


Fotoğraflar internetten derlenmiştir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam


Reklam

İlginç Bilgiler

Reklam