@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Banner



Reklam



Kurtuluşun İlk Kadın Haykırışı.. Kastamonu'dan ..Tam 102 Yıl Önce Bugün..




Bugün 10 Aralık 1919..
Bugün 10 Aralık 2021.. Aynı gün üzerinden 102 yıl geçmiş.
Alçak planlar üzerinde yoğunlaşan emperyalist düşmanın tuzağına düşmüş olan Osmanlı işgal altındadır. Bir bölge dışında tüm vatan toprağı damarlarında irin akan İngiliz, Fransız, Yunan, Ermeni, Rus denen çakalların kan kokan nefesleriyle doluyordu.
Kastamonu yerinde duramıyordu. Cepheye koşa koşa giden Kastamonulu erkeklerinin geride bıraktıkları Kadınları, da boş durmuyordu. Yerlerinde duramayan Kahraman şehrin Kahraman anaları, bacıları, kız evlatları işgali hazmedemiyordu.
Kastamonu; tüm yöneticileriyle, halkıyla, din adamlarıyla vatanın kurtulması için cansiparane bir sorumluluk yüklendi. Erkekleri kadar kadınları da cephe gerisinde mücadelesini devam ettirdi. Gücünün tüm erkeklerini cepheye gönderen Kastamonu'da, cephane işi kalıyordu. Millî Kastamonu'yu bu görevi yerine getirmekte. Soğuktan donanlar, bugünler olsa da; vatan söz konusu olduğu için asla geri durmadılar.
Kastamonu; tüm yöneticileriyle, halkıyla, din adamlarıyla vatanın kurtulması için cansiparane bir sorumluluk yüklendi. Erkekleri kadar kadınları da cephe gerisinde mücadelesini devam ettirdi. Gücünün tüm erkeklerini cepheye gönderen Kastamonu'da, cephane işi kalıyordu. Millî Kastamonu'yu bu görevi yerine getirmekte. Soğuktan donanlar, bugünler olsa da; vatan söz konusu olduğu için asla geri durmadılar.
Yurdun işgaline tepki veren Kastamonu kadınının, tarihimize “İlk Türk Kadın Mitingi” olarak geçen başkaldırıya imzasını koyuşunun 102. yıldönümünü, bağımsızlığa ulaşan yolda çok önemli bir bütünleşme adımının atıldığı şehir olarak gururla ve onurla her yıl kutlanmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nın lojistik üssü Kastamonu’yu cumhuriyet tarihinde farklı bir yere koyan bu gurur verici başkaldırının yıldönümü her yıl 10 Aralık'ta kutlanmaktadır.
1. Dünya Savaşı sonrasında Kastamonu işgal görmemiş; ancak Kurtuluş Savaşı’nın insan kaynağı ve diğer lojistik desteklerin büyük bir kısmı bu bölgeden sağlanmıştır.
Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Hanımlar Cemiyeti tarafından Zekiye Hanım`ın başkanlığında bir miting gerçekleştirilmiştir.
Bu miting kadınlar tarafından tarihte ilk defa yapılan kadınlar mitingi olmuş, tarihte yerini almıştır. Anadolu ilk uyanışın önderliğinde kadınlar Kastamonu'da düşmandan korkmadığını dile getirerek, artık sembol bir hareketin önderi olmuştur.
101 yıl önce Kahraman Türk kadınları Avrupalıların zulmüne karşı bir miting düzenleyerek göğüslerindeki iman ile gerekirse evlatlarının kanlarına kanlarını karıştıracaklarını tüm dünyaya ilan ettiler.
Polis Müdürü Halil Bey'in eşi 1. Zekiye Hanım , Defterdar Ferit Bey'in eşi Kâmuran Hanım, Sağlık Müdürü Ferruh Beyin eşi Saime Hanım, Maarif Müdürü Talat Bey'in eşi Bedriye Hanım, Vilayet Mektupçusu Fuad Bey'in eşi Münire Hanım, Fırka Kumandanı Miralay Osman Bey'in kızı Refika Hanım, Reji Müdürü  Ömer Bey'in kızı Neyyire Hanım, Mevlevi Şeyhi Amil Çelebi’nin Eşi, İzbelioğlu Eşi Hafız Hanım, Müdafaa-i Hukuk Reisi Ziyaettin Efendi’nin Eşi yönetiminde kahraman Kastamonu erkeklerinin cesaret simgesi eşleri kızları, anaları, kardeşleri mitingte yer aldı.
Miting tertip komitesi başkanı Zekiye Hanım, 10 Aralık 1919 çarşamba günü Darülmuallimat (Kız öğretmen okulu) bahçesinde üç binden fazla Kastamonulu kadınla bir araya gelmiş; ülkemizin işgalini ve yapılan insanlık dışı vahşetleri şiddetle protesto etmiştir.
"Kastamonu'nun biz Müslüman kadınları" diye adlandıran o cefakâr ve kahramanların toplandığı alanda Zekiye Hanım “
"Kardeşler, hemşireler!
Daha bir sene evvel kırmızı rengi ile başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydonlarında vatan ve din uğrunda binlerce evlâdımızı gömdükten sonra; haktan, adaletten bahseden Avrupalıların, bir seneden beri, yenildik diye başımıza açmadıkları felâket kalmadı.
Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün bizim gibi refah ve saadeti; evi, barkı olan İzmir'deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız, kundaktaki yavrularımız Yunanlıların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek minarelerinden beş vakitte ism-i celâlulla.h bağırılan Adanamız, Antalyanıız ve en nihayet güzel Ayıntab, Maraş, Urfa.mı.z elimizden alınmak isteniyor.
Hayır hanımefendiler!
Mağlubuz, silâhımız yok, fakat göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halkeden Allah'ımız var.
İşte biz de imanımıza ve Allahımıza istinaden haksızlara haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilân ettikleri adaleti taleb ederiz.
Hanımlar!
Biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz.
Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız.
Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlâtlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta, dinimiz ve istiklâlimiz için ölecek; haksızlara, zalimlere tarihin lânetlerini terkederek şehâmetle öleceğiz."(*) şeklinde konuşmasını yaptı.
Bu cesur yürek kadınlar bununla yetinmedi ve Padişaha, Sadrazama, İngiltere Kraliçesi’ne, ABD Başkanı Wilson’un eşine, Fransa Cumhurbaşkanı Poincare’nin eşine telgraflar çekmiş yapılan işgaller ve zulümlerden bahsedilerek bu işgallerin durdurulmasının gerekliliğinden bahsedilmiş, işgaller kınanmış ve "Kastamonu'nun biz Müslüman kadınları bugün akdettiğimiz büyük bir mitingde işbu telgrafla cihan-ı insâniyetin hürriyet ve adaleti uğrunda harbe giren ve bunu temin ettiğini yüzlerce defa ilan eyleyen Amerikalıların büyük ve necip valideleri zât-ı aliyye-i necibânelerine, sevgili vatanımızın ve mazlum milletimizin âlâmım arza karar verdik" demişlerdir.
Şehitler ve Evliyalar diyarı Kastamonu’da vatan sevgisinin, kararlılığın, azmin, gururun sembolü anlarımızı rahmet ve minnetle anıyor,  Kahraman Kastamonu kadınının vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesinden dolayı dularımızı ediyoruz.

Derleme @erolkaranet

******

(*) Kastamonu'da Yapılan İlk Kadın Mitingi - Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eski

Bilindiği gibi, 1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı, arkasında yüzbinlerce ölü ve yaralı bıraktıktan sonra 1918’de sona ermiştir.
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi’ne göre, ülkemiz yer yer işgal edilmiş; düşman çizmesi altına giren yerlerde, insanlık tarihinin kaydetmediği en ağır mezalim yapılmıştır. Masum insanlarımız öldürülmüş; evleri, barkları yakılıp yıkılmış; ırz ve namusları ayaklar altına alınmıştır.
Anadolu insanı bir yanda bu felâketi yaşarken, diğer yanda da kötü günlerden kurtulup esenliğe kavuşmak için bir kurtarıcı aramıştır.
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ayak basmış ve o andan itibaren, ülkemizin düşmanlardan kurtarılması için büyük bir mücadele başlatılmıştır. Hemen hemen her il ve ilçede “müdafaayı hukuk” cemiyetleri kurulmuş olup halk, bu cemiyetler vasıtasıyla düşmana karşı direnmeye başlamıştır.
1. Dünya Savaşı sonrasında Kastamonu işgal görmemiş; ancak Kurtuluş Savaşı’nın insan kaynağı ve diğer lojistik desteklerin büyük bir kısmı bu bölgeden sağlanmıştır.
Kastamonu’daki aydın insanlar ve özellikle gençler, daha baştan itibaren Mustafa Kemal’in yanında yer almışlardır. Bu gençler, 15 Haziran 1919’da Açıksöz gazetesini çıkarmaya başlamışlardır. Açıksöz gazetesi, ilk sayısından itibaren Kuva-yı Milliye yanlısı bir politika izlemiş ve bu tavrını savaş süresince aynen devam ettirmiştir.
Kastamonu’nun önemini bilen Mustafa Kemal Paşa, Ankara’daki 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa’ya emir vermiş ve buraya teşkilâtçı bir kumandanın gönderilmesini istemiştir1. Bu talimat üzerine Miralay Osman Bey, Kastamonu’ya gelmiş ve şehir, 16 Eylül 1919 günü Kuva-yı Milliye ile fiilen birleşmiştir 2. Osman Bey’in gelişiyle birlikte, aydınların, dolayısıyla Açıksöz gazetesinin gücü artmıştır. Bu arada, İstanbul Hükümeti yanlısı olan Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın sözcüsü durumundaki Zafer gazetesinin yayını da son bulmuştur.
Miralay Osman Bey’in Kastamonu’ya gelişini takiben Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Basın kayıtları incelendiğinde, cemiyetin 27 Eylül 1919 tarihinde teşekkül ettiği görülmektedir 3. Bu tarihten itibaren, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti kadınlar şubesi de kurulmaya başlanmış; fakat basın kayıtlarında kesin kuruluş tarihine tesadüf edilememiştir.
Kastamonulu hanımlar, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti yararına gösterilecek bir filmin biletlerini satmak üzere bir komite kurmuşlardır. Bu konudaki haber, Açıksöz gazetesinin 19 Ekim 1919 tarihli nüshasında yayınlanmıştır 4. Bu komitede görev alan hanımlar, muhtemelen Müdafaayı Hukuk Cemiyeti kadınlar şubesinin kurucuları olmuşlardır. Bu takdirde, söz konusu cemiyetin kadınlar şubesinin, 27 Eylül-19 Ekim 1919 tarihleri arasında kurulmuş olduğu söylenebilir.
Kastamonulu kadınlar açısından çok önemli gördüğümüz bir konu ise onların düzenledikleri kadınlar mitingidir. Yurdumuzun yabancılar tarafından işgal edilmesini ve oralarda yapılan vahşetleri protesto etmek maksadıyla bir miting yapılması plânlanmış ve bu maksatla miting tertip heyeti kurulmuştur 5. Bu komitede görev alan kadınlar şunlardır:

1. Zekiye Hanım (Polis Müdürü Halil Bey’in eşi).
2. Kâmuran Hanım (Defterdar Ferit Bey’in eşi)
3. Saime Hanım (Sağlık Müdürü Ferruh Bey’in eşi)
4. Bedriye Hanım (Maarif Müdürü Talat Bey’in eşi)
5. Münire Hanım (Vilayet Mektupçusu Fuad Bey’in eşi)
6. Refika Hanım (Fırka Kumandanı Miralay Osman Bey’in kızı)
7. Neyyire Hanım (Reji Müdürü Ömer Bey’in kızı)

10 Aralık 1919 çarşamba günü Darülmuallimat (Kız öğretmen okulu) bahçesinde üç binden ziyade Kastamonulu kadın bir araya gelmiş; ülkemizin işgalini ve yapılan insanlık dışı vahşetleri şiddetle protesto etmiştir.
Mitingde; tertip komitesi başkanı olarak Zekiye Hanım, Darülmuallimat Müdiresi Hikmet Hanım ile yardımcısı İclal Hanım ve Fırka Kumandanı Miralay Osman Bey’in kızı Refika Hanım birer konuşma yapmışlar ve olaylardan duydukları üzüntüleri dile getirmişlerdir. Gazetelerdeki yer darlığı nedeniyle bunlardan sadece Zekiye Hanım’ın konuşması yayınlanmış; diğerlerine yer verilememiştir. Bu konuda Kastamonu gazetesi aynen şunları yazmıştır:
“Miting heyet-i idaresini teşkil eden hanımefendiler tarafından irâd edildiğini beyan ettiğimiz nutukların cümlesini aynen derce, sütunlarımız müsait olmadığından yalnız reise Zekiye Halil Hanımefendi’nin nutkunu dere ile iktifaya mecbur kalıyoruz. Diğer hanımefendilerin aflarını temenni ederiz” 6.
Aynı şekilde Açıksöz gazetesi de, sadece Zekiye Hanım’ın konuşmasını yayınlamış; diğer hanımların konuşmaları ve çekilen telgrafları, yer darlığı nedeniyle yayınlayamadığını yazmak gereğini duymuştur 7.
Miting tertip heyeti başkanı Zekiye Hanım, yaptığı kısa ve ateşli konuşmada, işgalleri ve yapılan vahşetleri şiddetle kınamış ve gerekirse vatanı kurtarmak için kendilerinin de cepheye gideceklerini ifade etmiştir. Zekiye Hanım’ın konuşması aynen şu şekildedir:
“Kardeşler, hemşireler!
Daha bir sene evvel kırmızı rengi ile başımızda dalgalanan ulu sancağımız, görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründü. Muharebe meydanlarında vatan ve din uğrunda binlerce evlâdımızı gömdükten sonra; haktan, adaletten bahseden Avrupalıların, bir seneden beri, yenildik diye başımıza açmadıkları felâket kalmadı.
Haktan en çok bahsedenler, haksızlığın en büyüğünü yaptılar. Daha dün bizim gibi refah ve saadeti; evi, barkı olan İzmir’deki dindaşlarımız, beyaz saçlı kadınlarımız, kundaktaki yavrularımız Yunanlıların süngüsünden geçti. Her tarafı yüksek minarelerinden beş vakitte ism-i celâlullah bağırdan Adanamız, Antalyamız ve en nihayet güzel Ayıntab, Maraş, Urfamız elimizden alınmak isteniyor.
Hanımlar!
Büyük felâketlerimiz önünde evlâtlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız yurtlarımızın işgaline, kardeşlerimizin felâketine susacak mıyız?
Hayır hanımefendiler! Mağlubuz, silâhımız yok, fakat göğsümüzde imanımız, bütün dünyayı halkeden Allahımız var.
İşte biz de imanımıza ve Allahımıza istinaden haksızlara haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilân ettikleri adaleti taleb ederiz.
Hanımlar!
Biz, dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz.
Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz İtilâf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla, bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse, evlâtlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta, dinimiz ve istiklâlimiz için ölecek; haksızlara, zalimlere tarihin lanetlerini terkederek şehâmetle öleceğiz” 8.

Basına yansıyan miting kararları aynen şu şekildedir:

1. Mütarekeden beri memleketimizin uğradığı haksızlıkların tamiri esbabının istiklâli için icâbedenlere irâdât-ı seniyelerinin şerefsüdûr ve sünûh buyurulması istirhamına dair zât-ı akdes-i hilâfetpenâhiye bir arîza-i telgrafıye keşidesi.
2. Hukuk-ı meşrûamızın teminine delâlet buyurmaları zımnında İngiltere ve İtalya kraliçeleri hazerâtıyla Madam Wilson ve Madam Puankara’ya telgraflar keşidesi.
3. İşbu telgrafların birer suretlerinin matbuat-ı Osmaniyye ve ecnebiyye ile İtilâf devletleri mümessillerine tebliği istirhamına dair sadâret-i uzmâya bir telgraf keşidesi 9.

Mitingde alınan bu kararlar doğrultusunda; padişaha ve sadrazama telgraflar çekilmiş ve bilgi verilmiştir. Ayrıca ABD Başkanı Wilson ile Fransa Cumhurbaşkanı Puankara’nın eşine ve İngiltere Kraliçesine birer telgraf gönderilmiş ve işgaller kınanmıştır. Bu telgrafların hepsi, Kastamonu gazetesinde aynen yayınlanmıştır. Ancak gazetedeki bir ifadeden, İtalya Kraliçesi ile Hindistan İmparatoriçesine de telgraf gönderildiği anlaşılmakta; fakat bu telgrafların metinlerine yer verilmediği görülmektedir. Ancak konunun takdiminden, telgrafların, İngiltere Kraliçesine çekilen telgraf metninin benzeri olduğu anlaşılmaktadır 10.

Miting sonrasında çekilen telgraflar şunlardır:

1. Padişah’a çekilen telgraf:

“Cenâb-ı Hak, zât-ı akdes-i hümâyûnlarım taht-ı muallâ-yı saltanat-ı Osmaniyye’de kemâl-i mes’adetle edebnisîn buyursun, âmin.

Kastamonu Müslüman kadınlarının akdettiği muazzam bir mitingde, İngiltere ve İtalya kraliçeleri ile Madam Wilson ve Madam Puankara’ya telgraflarla müracaata karar verildiğini arz ve iblâğa ve mütârekeden beri memleketimizin düçâr olduğu taarruz ve tecâvüzden müteessir ve me’yus olarak hukuk-ı meşrûamızın tanınmasını ve şimdiye kadar yapılan haksızlıkların bir an evvel tamiri esbabının istikmâli için icâb edenlere irâde-i keramet ifâde-i hilafetpenâhilerinin şerefsüdûr ve sünûh buyurulmasını istirhâmâmat mücâseret eyleriz. Ol babda ve kâtıbe-i ahvalde emr-uferman şevketin, kudretli, padişahımız efendimiz hazretler nindir”11 .

2. Sadrazam’a çekilen telgraf:

“Kastamonu Müslüman kadınlarının çarşamba günü akdettiği muazzam bir mitingde İngiltere, İtalya kraliçeleri hazretleriyle Madam Wilson ve Madam Puankara cenaplarına keşidesi takarrür eden telgrafnâme suretleri bervech-i zîr arz olunmuştur. Mündericâtının matbuât-ı Osmaniyye ve ecnebiyyeye ve düvel-i mu’telife mümessillerine tebliğ buyurulmasını üç bini mütecaviz Kastamonu İslâm kadınları nâmına arz ve istirham eylerim, ferman”12.

3. İngiltere Kraliçesi’ne çekilen telgraf:

“Biz, Kastamonu Müslüman kadınları bugün akdettiğimiz büyük bir mitingde işbu telgrafla zât-ı haşmetpenâhilerine milletimizin ızdırâbâtını, vatanımızın âlâmını arza karar verdik.
Haşmetmeâb, cihanın adaleti, insaniyetin refah ve saadeti uğrunda harp eden necip milletiniz, tarih ve cihan huzurunda milliyetlerin hakkını ızdırâbât-ı insâniyenin teskinini vaad ve ilân etmiş olduğu halde mütârekeden beri, biz Türklerin maruz kaldığı mezâlim sevgili vatanımızın uğradığı haksızlıklar önünde vicdan-ı insaniyet hiç muzdarip olmadı mı? Necâbet ve asâlet-i ırkıyyeniz müverrih ve seyyahlarınızın itirâfâtıyla sabit ve tarihi dostunuz biz Türklerin ve Türk vatanının âlâm ve ızdırâbâtı o kadar büyüktür ki, kalbi, hiss-i adl-i insaniyetle çarpan her ferdin âlâmımıza iştirak etmemesi imkânsızdır.
Mütârekeden beri, ahâlisi Türk ve Müslüman olan Antalya, Adana birer suretle işgal edilmiş ve en nihayet zalim Yunan kuvvetlerinin sevgili İzmirimize girmesine ve orada yüzbinlerce dindaşımızın süngüden geçmesine ve kadınlığın ismet ve nezâketinin pâmâl edilmesine iğmâz-ı ayn edilmiştir. Yunanilerin vahşetinden kaçan yüzbinlerce kadın, sabi, yetim mevsimin öldürücü soğuğunun sarsar kahrıyla can vererek medenî milletlerden ve bilhassa ekseriyet-i tebaası dindaşımız ve heyet-i umûmîyesi tarihi dostumuz Büyük Britanya imparatorluğu’ndan adalet beklerken öz yurdumuz Urfa-Maraş da istilâ edildi.
Haşmetmeâb. Cihan huzurunda berhâl, devletinizin ilân ettiği hakk-ı adi ü milliyet düsturlarının tecellisini görmek istiyoruz. Sevgili vatan ve milletimizin mütevâli felâketleri önünde daima sızlayan kalplerimizden kopan karar budur. İnsaniyyet hakkı, adalet şerefi, gözlen hümmâ-yı ihtiras ile bulunan politikacılar arasında heder olacaksa tarihin tel’inâtım tamamen haksızlara bırakmağa karar verdik. Büyük milletinize rabt ettiğimiz ümidi, huzur-ı asilânelerine arz ediyoruz. Hakk-ı beşeri pâmâl ve cihan huzurunda ilân edilen taahhüdattan inhiraf galipler için caiz ise, sevgili yurdumuzu namus kanı ile yıkamak da bize aittir. Taleb-i istirhamımız, hakk-ı millimizin temini ve Türk olan vatanımızın tahlisidir. Pek haklı ve insanî olduğundan kani bulunduğumuz bu ricamızın kalb-i haş-metânelerinde ma’kes bulacağını ümid ve arz-ı ta’zimât eyleriz” .

4. ABD Başkanı Wilson’un eşine çekilen telgraf:

“Kastamonu’nun biz Müslüman kadınları bugün akdettiğimiz büyük bir mitingde işbu telgrafla cihan-ı insaniyetin hürriyet ve adaleti uğrunda harbe giren ve bunu temin ettiğini yüzlerce defa ilan eyleyen Amerikalıların büyük ve necip valideleri zât-ı aliyye-i necibânelerine, sevgili vatanımızın ve mazlum milletimizin âlâmını arza karar verdik.
Pek insanî ve haklı olan bu müracaatımızın kalb-i asilânelerinde ve bütün Amerika kadınları nezdinde cây-ı kabul bulacağını ümid ederiz.
Madam cenapları. Vatanımızı gezen ve milletimizi gören arkadaşlarınızın da itiraf edeceği biz Müslüman ve Türklerin büyük annesi öz vatanı ne haldedir bilir misiniz? Mütârekenin akdinden beri hergün birer suretle bizi ezenfecâyi’ ve vekâyi’ o kadar çoktur ki, insanlık hissiyle çarpan hiçbir kalbin buna karşı lâkayıt kalmasına imkân yoktur.
İzmirimiz’de zâlim Yunanîlerin süngüleri ile boğazlanan yüzbinlerce evlâtlarımızdan başka bu zâlim kavmin idaresinden hem de medenî olduğunu iddia eden Avrupa’nın gözleri önünde yapılan mezâlimden kaçarak yurdunu, mülkünü, refah ve saadetini terk eden yüzbinlerce kadın, erkek, sabi, yetim dindaşlarımız karlar, buzlar altında can vermekte ve bizler bu cinayetlerin tamirini bunu milletlerden beklerken sevgili Adana’mız, öz yurdumuz, güzel Antalya’mız her türlü kuyûd-ı adi ü hakka münâfi olarak işgal edilmiş ve ahiren de Türk olan Ayıntab, Maraş, Urfa da Fransızlar tarafından aynı akıbete uğratılmış, orada da Türk ve Müslüman olmaktan başka kabahati olmayan dindaşlarımız tazyik altına alınmıştır. Ye’simiz, âlâmımız o kadar büyüktür ki, ağlayan sevgili vatanın teellümâtını ızdırap ve ye’sle dinlemekten ise erkeklerimizle bir safta istiklalimizi müdafaa uğrunda can vermeyi göze aldık.
Madam cenapları. Milleti nâmımı oniki maddelik prensibiyle tarih ve bütün dünya huzurunda milliyet ve edyânın hukukunu ilân eden zevc-i necibinizin taahhüdâtı ne oldu? Hakkın sesi, ihtirâsât gürültüleriyle boğuldu mu? Sizler galipsiniz, kavisiniz. Fakat biz hak istiyor ve Wilson cenaplarının dünya huzurunda tatbikini taahhüd ettiği prensiplerinin icrasını talep ediyoruz. Sevgili Anadolu’yu yeni bir kan deryasına boyamadan, binlerce sabiyi yetim bırakmadan, insaniyet ve milliyet hakkımızın teminine muavenet ve müzaheret buyurmanız, istirhâmâtımızın muzdârip ve melul ihtirâmâtımıza terflkan arz eyleriz, madam cenapları”14.

5. Fransa Cumhurbaşkanı Poincare’nin eşine çekilen telgraf:

“Biz Kastamonu’nun Müslüman kadınları, bugün akdettiğimiz büyük bir mitingde işbu telgrafla zât-ı necibânelerine milletimizin ızdırâbâtını, vatanımızın âlâmını arza karar verdik.

Madam cenapları. Cihanın adaleti, insaniyetin refah ve saadeti uğrunda harbeden necip milletiniz, tarih ve cihan huzurunda milliyetlerin hakkını, ızdırâbât-i insaniyetlin teskinini vaad ve ilân etmiş olduğu halde, mütârekeden beri biz Türklerin maruz kaldığı mezâlim, sevgili vatanımızın uğradığı haksızlıklar önünde vicdân-ı insaniyet hiç muzdarip olmadı mı? Necâbet ve asâlet-i ırkıyemiz müverrih ve seyyahlarınızın itirâfâtıyla sabit ve tarihi dostunuz biz Türklerin ve Türk vatanının âlâm ve ızdırâbâtı o kadar büyüktür ki, kalbi, hiss-i adl-i insaniyetle çarpan her ferdin âlâmımıza iştirak etmemesi imkânsızdır. Mütârekeden beri, Türk ve Müslüman olan Antalya, Adana birer suretle işgal edilmiş ve en nihayet zâlim Yunan kuvvetlerinin sevgili İzmir’imize girmesine ve orada yüzbinlerce dindaşımızın süngüden geçmesine ve kadınlığın ismet ve mezâhetinin pâmâl edilmesine iğmâz-ı ayn edilmiştir.

Yunanîlerin vahşetinden kaçan yüzbinlerce kadın, sabi, yetim, mevsimin öldürücü soğuğunun sarsar kahrıyla can vererek ilk muhâdeneti Avrupa’da Fransızla tesis ettiği tarihin şahâdetiyle sabit ve her münevver Türk’ün lisanınızı kendi lisanı gibi tekellüm etmesi ve bu suretle Fransız ırkının ahlâk ve adâb ve irfanını benimsemiş olduğu gayr-ı kabil-i inkâr olan biz Türklerin bu âlâm-ı bînihâyesine ve ızdırâbât-ı fevkalâdesine Fransız kalplerinin ma’kes olacağını ümid eden ırkımız, bu defa da irfan ve adaletine rabt-ı ümid ettiğimiz Fransızlar, sevgili Ayıntab, Urfa ve Maraş’ın işgal edildiğini işitmekle müteellim ve mütehayyirdir.

Madam cenapları. Cihan huzurunda ricâl-i devletinizin ilân ettiği hakk-ı adi ü milliyet düsturlarına teyid etmek istiyoruz. Sevgili vatan ve milletimizin mütevâli felâketleri önünde daima sızlayan kalplerimizden kopan karar budur.
İnsaniyet hakkı, adalet şerefi, gözlen hümmâ-yı ihtiras ile bulunan politikacılar arasında heder olacaksa, esaretle yaşamaktansa erkeklerimizle bir safta şehâmet ile ölmeye ve haksızlara tarihin telinâtını bırakmağa karar verdik. Büyük milletinize rabt ettiğimiz ümidi kalb-i necibânelerine arz ediyoruz. Hakk-ı beşeri pâ-mâl ve cihan huzurunda ilân edilen taahhüdattan inhiraf, galipler için caiz ise, sevgili yurdumuzu namus kanıyla yıkamak da bize aittir. Taleb-i istirhamımız, hakk-ı millimizin ve Türk olan vatanımızın tahlisidir. Pek haklı ve insanî olduğundan kani bulunduğumuz bu ricamızın kalb-i necibânelerinde bir nıa’kes bulacağını ümid ve arz-ı ta’zimât eyleriz”15.

Kastamonu’da yapılan ilk kadın mitingiyle ilgili olarak basın organlarına yansıyan bilgiler bunlardan ibarettir.

Bizim dikkatimizi çeken en büyük nokta, hanımların bu tür bir faaliyete katılmakta gösterdikleri azim ve kararlılıklarıdır. Üçbinden fazla kadını bir araya toplamak, hangi devirde olursa olsun son derece zordur. Üstelik bu toplantının bir taşra vilayeti olan Kastamonu’da gerçekleşmiş olması daha da dikkat çekicidir.

Burada unutulmaması gereken konulardan birisi, şüphesiz ki o günlerin havasıdır. Çünkü her kadının eşi, kardeşi, çocuğu veya hiç değilse bir yakını ya şehit düşmüştür veya yaralanmıştır. Kısaca ifade etmek gerekirse, her evde mutlaka bir üzüntü kaynağı bulunmuştur.

Bütün bunlardan ayrı olarak, Kastamonu kadınlarının kültür seviyelerinin yüksekliği de bu mitingde kendini göstermiştir. Zira katılımcılıkta en büyük etkenlerden birisi şüphesiz, kültüre ve bilgiye dayalı bilinçlenme faktörüdür.

Bu yıl, Kastamonu’da yapılan ilk kadın mitinginin 75. yıl dönümüdür. Bu gün, Kastamonulu hanımlar için olduğu kadar, ülkemiz kadınları açısından da bir şeref günüdür.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eski
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 27, Cilt: IX, Temmuz-Kasım 1993
--------------------------------------------------------------------------------

1 - Nurettin Peker, İstiklâl Savaşı Resim ve Vesikalarla İnebolu-Kastamonu ve Havalisi Deniz ve Kara Harekâtı, Gün Basımevi, İstanbul, 1955, s. 63.
2- Mustafa Eski, Mustafa Necati Bey’in Kastamonu’daki Çalışmaları, Kastamonu Eğitim Yüksekokulu Yayını, Ay-Yıldız Matbaası, Ankara, 1990, s. 12.
3- Açıksöz Gazetesi, 28.9.1919, salı: 14; Kastamonu Gazetesi, 29.9.1919, sayı: 2330
4- Açıksöz Gazetesi, 19.10.1919, sayı: 17
5- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
6- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
7- Açıksöz Gazetesi, 14.12.1919, sayı: 25.
8- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331; Açıksöz Gazetesi, 14.12.1919, sayı: 25.
9- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
10- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
11- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
12- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
13- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
14- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331
15- Kastamonu Gazetesi, 18.12.1919, sayı: 2331


*************************

Kastamonu’n ölümsüz Türk Kadınlarından iki örnek…

Şerife Bacı (1898-1921):

Kastamonulu olup 1921 Kasım’ında önce Kastamonu’ya, sonra da Ankara’ya iletilmesi gereken cephaneleri kağnıya yüklemiş ve bebeği Elif’i de kucağına alarak yola çıkmış ancak gece Kastamonu’nun kışla önünde donarak şehit olmuştur (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018). Kastamonu’nun Seydiler İlçesi’nde adına bir anıt dikilmiş ve bir caddeye adı verilmiştir. Ayrıca, Kastamonu Hükümet Konağı’nın önüne ve İnebolu’da da bir parka Şerife Bacı Anıtı dikilmiştir (Çavdar, 2015: 65).


Hafız Selman İzbeli (?/?):

Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından biri olmasının yanında Kastamonu’nun ilk kadın meclis üyesidir. Atatürk’e olan hayranlığı ile bilinmektedir ve kendisini “Cumhuriyet Kadını” olarak tanımlamıştır (Köksal, 2010). Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonu’daki bütün kadınları toplayarak asker için çorap, kazak ve fanila ördürmüş ve cepheye göndermiştir. Asker Kastamonu’ya geldiğinde ise hepsini karşılayarak karınlarını doyurmuştur (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

Halime Çavuş (Kocabıyık) (1898/ 20 Şubat 1976):

Halime Çavuş, Kastamonu merkez Duruçay Köyü’nden olup, Kurtuluş Savaşı’na erkek kılığında katılmıştır. Bu nedenle herkes onu Halim Çavuş olarak tanımıştır. Ankara’dan Sakarya’ya cephane taşımaya da yardım etmiştir. İnebolu’da Atatürk ile karşılaştığında, soğuk havaya aldırış etmeden dış giysisini cephanelerin üzerine örttüğü görülünce Paşa kendisine: “Üşümüyor musun?” sorusu üzerine Atatürk’ü tanımayarak “Bey, 100 bin kişi kurtulacak, ben ölsem ne olacak” cevabını vermiştir (Ötüken Ormanının Filizleri, 2016’dan aktaran: Demircioğlu, 2018).

9 Haziran 1921’de Yunan savaş gemileri olan Kılkış ve Averof’un İnebulu’yu bombaladıkları zaman şarapnel parçası ile ayağından yaralanmış ve sakat kalmıştır.  Savaştan sonra Atatürk kendisini köşke çağırıp 15 gün misafir etmiş ve düzenlenen törenle kendisine İstiklal Madalyası ile birlikte “Çavuş” rütbesi de verilmiştir. Ayrıca Paşa’nın emriyle kendisine maaş da bağlanarak Kastamonu’ya gönderilmiştir. Savaştan sonra da askeri üniformasını çıkarmamıştır 

Güncellenecektir

İlk Yazı 10.12.2021
Etiket

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam


Reklam

İlginç Bilgiler

Reklam