@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!

Reklam

Alevilere Kız Verilmez, Sözü Doğru mudur ?




Geçtiğimiz haftalarda bir kısım topluluğun çağın müctehidi olarak sıfatlandırsa da bizce müctehidliğin çok gerisinde olan İlahiyatçı yazar Hayrettin Karaman'ın kendisine sorulan soruya vermiş olduğu "Alevi ile evlenmek" sorusuna "Alevilik babadan oğula geçen bir soy, bir kan bağı değildir. İnsan bugün Alevi, yarın dönüp Sünni veya tersi olabilir. Bu gencin ailesi Alevi olmakla beraber gencin kendisi İslam'a Sünniler gibi inanıyorsa, Amentüyü bizler gibi kabul ediyorsa o makbul bir Müslümandır. Eğer bilerek Aleviliğini koruyorsa, Alevilere ait olup İslam ile bağdaşması mümkün olmayan inançları ve uygulamaları muhafaza ediyorsa o genç ile sünni bir kız evlenemez." yanıtını verdiği şeklindeki yanıtına sol medya ve alevi taraftarları beklenen tepkiyi gösterdi. Tepki günlerce sosyal medyada da yaygınlaşsa da ne bu tür soru ne de verilen cevap asla değişmeyecektir. Konu üzerine ciltler dolusu kitaplar da yazılsa, saatlerce tartışma konusu haline gelse de sonuç asla değişmeyecektir. 

İsteyen evlenecek, isteyen evlenmeyecek. Kimi mutlu kimi mutsuz olacak. Uyumsuzluk olacak, rıza göstermek olacak. Katlanmak zorunda kalınacak. Asla kesin bir sonuca varılmayacak olan bu evlilik konusunun en büyük hatası din konusunda kimilerinin cehaleti, kimilerinin nefsine göre konuşması, kimisinin susması vs. bahaneler olacaktır. Doğru nedir, nasıldır sorusuna bugünkü ve gelecek her nesil farklı yorumlarla toprağın sarsıldığı, yerin altındakilerin "ne oluyor, bizi kim uyandırdı" feryatlarının alemi sardığı güne kadar sürecek.

Alevilerden kız alan sünniler Alevilere neden kız vermez. Müslüman olmayanlardan kız alan Müslümanlar kızlarını neden Müslüman olmayana vermezin cevabı aynıdır. 

Alevi ve sünniler arasındaki ayrımcılık, Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) efendimizin kıymetli oğullarının ( Allah onlardan da razı olsun) şehit olmalarından çok sonra başlayan bir kopuşla başlar. 

"Alevilere Neden Kız Verilmez" sorusuna verilecek cevap da , bu cevabı anlamak için de bir kişinin Aleviliği ve sünniliğin ne olduğunu bilmesi gerekir. Kuran-ı kerimi iyice anlamış yani Allah-u Teala'nın emir ve yasaklarıyla son peygamber Hazreti Muhammed Mustafa (salat ve selam onun üzerine olsun) emir ve yasaklarını bilmesinden geçer.  Karaman'ın dolayısıyla Karaman'ın dayandığı fetvanın da kaynaklarını bilmek lazım.  Biz sondan başlayıp başa doğru gittiğimizde İlk yer vereceğimiz fetva makamı olarak Diyanet İşleri Başkanlığının açıklamasıdır.

"İslâm’a göre Müslüman bir kadın ancak Müslüman bir erkekle evlenebilir. Allah’a, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın elçisi olduğuna, onun ümmetine tebliğ edip hayatında uyguladığı dinî hükümlere inanan ve bunları kabul eden herkes Müslümandır.
Bu itibarla evlenirken aranan nokta, kişinin Müslüman olup olmadığının tespitidir. Müslüman olanla evlenilir, olmayanla evlenilmez.
Görüldüğü üzere birisiyle evlenmenin caiz olup olmaması, kişinin etnik, siyasi, kültürel, mezhep, meşrep, tarikat yapısıyla ilgili değildir; Müslüman olup olmamasına bağlıdır. İslâm âlimlerinin çoğunluğu, dinin kesin hükümlerinden birini inkâr veya önemsiz görme gibi küfrü gerektiren bir durum olmadıkça “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlüllah” diyen ve Müslüman olduğunu söyleyen herkesin Müslüman sayıldığını ifade etmişlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de: “Ey iman edenler, size müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici nimetlerine göz dikerek, ‘sen mü’min değilsin. ‘ demeyin. ” (Nisâ, 4/94) buyurulmuştur.
Dinin kesin hükümlerinden birini veya bir kısmını inkâr eden, söz ve davranışlarıyla dinin sınırları dışında bulunduklarını ilân ve ızhar eden kimseler ise Müslüman sayılmazlar. Günümüzde Sünni veya Alevi kökenli olup da bu iki geleneğin uzağında hatta alakasız nitelikte olan meselâ ateist olan insanlar da vardır. Bir Müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir. Ancak iman esaslarına inanan, İslâm’ın şartlarını kabul eden, -bir kısmını uygulamasa bile- bunları reddetmeyen kişiler ise Müslümandır. Böyle kişilerle hangi mezhepten olurlarsa olsunlar evlilik yapmak caizdir."

Diyanet'in her zaman yaptığı gibi yuvarlak cümleler kurmasına alışmış olan bizler son paragraftaki sözü bir kez daha okuyalım 

"Günümüzde Sünni veya Alevi kökenli olup da bu iki geleneğin uzağında hatta alakasız nitelikte olan meselâ ateist olan insanlar da vardır. Bir Müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir.

Bu cümleye baktığımızda "sünni ve alevi kökenli olup ateist olan insanlardan" söz etmekte ve devamında "Bir Müslümanın böyle kişilerle evlenmesi caiz değildir." demesini yorumladığınızda "ateistlerle evlenilmez" kararı çıkmaktadır. Yani bir insan sünni olabilir, alevi olabilir ama kökeni bunlar olsa da ateist olursa evlenilmez anlamı net olarak çıkmaktadır. 

Diyanet İşleri'nin bu açıklamasına bakarak "Sünnilerin, ateist olmayan Sünni ya da Alevilerle evlenmesine engel yok" yuvarlak cevabı çıkmaktadır. Bu açıklama aslında fincancı katırlarını ürkütmemek adına, çekimserli bir cevaptır. Bu tür yuvarlak cevaplı sayıca fazla fetvası olan Diyanet'in bu hali de insanları kurumdan soğutmaktadır.

Hatta, burada daha tehlikeli bir durumdan söz edeceğiz ki, yukarıda yer verdiğimiz fetvanın gelen tepkiler üzerine kurumun sitesinden kaldırıldığını ve hatta arama butonuna "Alevi" diye yazdığınız zaman kelimenin bulunmadığını dahi görebilirsiniz. Kurumun yazıp bozması uygun değildir. Yazdıysan doğru ise kakdırmamalıydı. Yanlış ise özür dileyip doğrusunu tekrar kaydedip yayında bırakmalıydı. Vur kaç yapmak böyle dışarıdan gelen baskıya uğramamak için yazdığının söylediğinin arkasında durmamak yiğitlik değildir. İşte Diyanet bundan kaybediyor. 


Konumuza dönersek, Peygamber efendimiz ve Dört halife dönemi ve sonrasında mezhep yok iken ilk mezheplerin, Hz. Peygamber'in vefatından çok sonraları teşekkül etmeye başladığı bilinir. İlk ortaya çıkan mezhep, Haricîlik'tir. Daha sonra, Mürcie, Şia, Mu'tezile gibi itikâdî yönü ağır basan mezhepler oluşmuştur. Fıkhî mezheplerin oluşumu ise, hicri ikinci asra ve daha sonralara rastlamaktadır. Ve ileriye doğru mezhep oluşumları bile kendi aralarında bir çok farklılıklarla daha da çoğalmıştır. Konumuz, mezhepler olmadığı için bunu bilmekte yarar vardır.

Bazı kimselerin "Hazreti Ali , alevi midir" gibi soru sorduğuna şahit oluyoruz ki sorulabilecek en saçma sorudur. Hatta, sayısız Müslümanların peygamber efendimizin bugün sünnet olarak bilinen tüm dini kuralları yaptığı bahsi ile, peygamber efendimizin sünnetlere riayet ettiğini dile getirilir. Bu da saçmalıktır. Farz'ın dışında yapılan her dini vecibe nafiledir. Sünnetler de nafile ibadetlerdir. Yapılmadı diye, hesap sorulmayacak olan tüm sünnet ve nafile dediğimiz vecibeleri terk etmek insana sorulmayacak. Buna mukabil Resullulah aleyhisselamın "sünnet" diye bildiğimiz görevleri ifa etmesi, bizlerin de Onu sevmemizin sonucu, Onun gibi yaşayıp, O'nun yaptığı gibi ibadet ve insanlık gereklerini yerine getirmemizden çok büyük sevaplar alacağımız , O'nun şefaatine ereceğimiz ümidi ile yapmamıza neden olmaktadır. Sünnetler farzlarda olan hata ve eksiklerimiz için tamamlayıcı ibadetlerdlr. Yapılmasında çok büyük faydalar vardır. 

Mezhepler, tarikatlar derken bölüne bölüne dinin esasını kaybeden insanlar bugün Allah-u Teala'nın ve elçisi Hazreti Muhammed aleyhisselam'ın bize bildirilmiş olan dini yaşamından uzaklaştı. Bu nedenle , bugün gerçek iman sahipleri parmakla sayılabilecek kadar azaldı. Din tüccarları arttıkça arttı. Din gayrimüslim dinler paralelinde sürdürülmeye çalışılıyor. İslamın esası olan temel kurallardan uzaklaşıldı. Asrı Saadet yaşamından ne kadar çok uzaklaşıldığı da dışarıya baktığınız zaman net olarak görülmektedir.

Bu karmaşıklıktan ötürü bugün kim kimle evleniyor, kim kiminle evlenmiyor artık tartışılmıyor , tartışılması bile komik kaçıyor. Yediğimiz, içtiğimiz, kazandığımız kaybettiğimizin hangisi helal hangisi haram bakılmıyor. Müslümanız diyoruz ancak Müslüman gibi yaşamadığımızı hepimiz biliyoruz.

O nedenle günümüz insanlarına yanlış gelen kavram, deyim, yasaklama, serbestleme gibi tüm olgular, fikirler, beyanlar, açıklamalar hep bir duvara çarpmaktadır. Artık, gerçek Allahu Teala'nın sözünde bitecektir. Allah'tan korkmayan ve nankörlüğü asla bitmeyen insanın akıbeti ne olacaktır, yaradanın kararında gizli olacaktır. Ve "Pek azınız cennete girecektir" ayeti gerçektir.

Şimdi sünni ve aleviler arasındaki farklara bakalım. 

Öncelikle sünnilik içerisinde bir çok mezhebi toplayan bir inanç ekolüdür. Ancak, Alevilik Şia ve Caferilik arasında kalmış, İslam Dininde sadece bir sınıftır. Alevilik başı Hariciliğe kadar uzanır.

Haricîlik "Ali ve Muaviye arasında sürdürülen savaşlar ve mücadelelerde Hâricîler üçüncü grup olarak ortaya çıkmışlardır. Siyasi, itikadi veya tarihi bazı ihtilaflar nedeniyle Hâricîler kendi içlerinde de çeşitli gruplara ayrılmışlardır. Bu grupların bazıları İslam dininin temel akide kaidelerini takip ederken, bazıları İslam dininin itikadi prensiplerinden ayrılarak İslam dairesi dışı ilan edilmiş ve İslam dinin dışında incelenmiştir. Fakat bu grupların da temelleri Haricilere ve İslam dinine dayanır." (Kaynak )

Alevilik mezhep, tarikat olmayıp bir kültür birikimi ya da yukarıda belirttiğimiz Hariciliğin son bir şubesidir.
Alevîlik içerisinde Kızılbaş, Dazalak, Kalender’îyye, Bedr’îyye, Bektâş’îyye, Câm’îyye, Şems’îyye, Edhem’îyye gibi farklı birçok bâtınî tarîkat (yol) yer almaktadır. 13. asırda Babâîlik’ten ve 14. asrın sonlarından itibaren de yoğun olarak Hurûfîlik’ten etkilenen Anadolu kaynaklı Bektaşilik Tarikatı bunların içlerinde en meşhur olanıdır. 14. ve 15. asırlarda “Fadl’Allah Ester-Âbâdî” tarafından Şiîlikten ayrılarak zuhur eden “Hurûfîlik” mezhebinin tesirleri altında kendisini yeniden yapılandırmış olan Bektâşîlik, Alevîliğin içinde yer aldığı varsayılan bir tarîkat (yol) olması itibâriyle Anadolu Alevîliği’nin tamamını tanımlamamaktadır. (Kaynak)

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu,'nun verdiği bir demeçte Aleviliği tanımlaması şu şekildedir 
"Alevilere göre İslam ve onun kutsal kitabı Kuran, Muhammed Peygamber'den sonra müdahalelere uğramış ve aslının dışına çıkartılarak değiştirilmiştir. (Editörün notu, Kuran-ı Kerim Allahın koruması altında olduğu için asla değişmez kuralı kıyamete kadar sürecektir. Aksini iddia eden imanını kaybetmiştir) Alevi topluluğu, Kuran'ın Ömer, Osman ve özellikle de Muaviye ile Yezit zamanında değiştirildiğine ve birçok ayetinin yok edildiğine inanır. Bu nedenle de Kuran'larını "Telli Kuran" ve "Kuranı Natık" olarak adlandırırlar. Ozanların, pirlerin deyişlerini, sözlerini Kuran'ın ayetleri olarak kabul ederler.(Editörün notu, Allaha ortak koşmak fiili işleniyor) Ünlü ozanlarından Nesimi bunu şu sözlerle özetlemiştir: "Biz bir Kur'an okuruz, bir Kur'an'a benzemez." Aleviler; camiyi ve mescidi değil, cemevi ve dergâhları-tekkeleri ibadethane olarak görür. Camilerde kılınan namazı değil, cemevlerinde ve dergâhlarında yaptıkları cemi ibadet olarak kabul ederler. Ramazan orucunu değil, Hızır ve Muharrem orucunu oruç olarak tutarlar. Kâbe'yi, kıbleyi insanın cemali olarak gören ve bu sebeple de ibadetinde yönünü İnsan'a dönen, (Editörün notu, putçuluk oluşuyor) yaradılıştan, ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını ret eden bir toplumdur Aleviler.
Müziği ret eden bir İslam anlayışı karşısında, bağlamayı ve kemanı ibadetin içine sokmuştur. Resmi kabul etmeyen, hele hele ibadet edilen yerde resme ve heykele kesinlikle yasak koyan bir uygulamaya karşı tüm ibadethanelerin içine kendince kutsal saydığı değerlerin resimlerini asmıştır, heykellerini koymuştur.
Kadınlı erkekli ibadeti esas saymıştır. İçkiyi bırakın ibadetinde, günlük yaşamda bile haram kılan bir inancın aksine, "dolu" ve "dem" diye nitelediği içkiyi içer. Kimi bölgelerde cem ibadeti esnasında da dem olarak alınır.
Alevilerin büyük çoğunluğu İslam'ın özünü taşıdıklarını ve yansıttıklarına inanır. Ancak İslam'ın beş şartını ve onun şekli ibadetini ve ibadethanelerini (cami, mescit) kabul etmezler." (Kaynak)
(Editörün notu, Kenanoğlu'nun açıklamasındaki bu Alevi inancında olana kız verilmez.) 

Diğer yandan bilgi aldığımız dini sitedeki bilgilere baktığımızda konuyu biraz daha netleştirmiş oluyoruz ,  *" "Alevilik Kur'ân'ın dışında ola­maz. Sünnetin zıddına anlaşıla­maz. Peygamber Efendimiz (asm)'in yaşayışına ters şekilde yorumlana­maz, Alevîlik'te namaz, oruç, hac, zekât gibi dinî emirlerin hepsi de vardır ve mevcuttur. Aksini iddia edenler Alevîliği kendi maksatlarına âlet etmek isteyenler­dir. Onların oyununa gelinmemeli, Aleviliği İslâm'ın dışında göstermek isteyenlere itibar edilmemelidir... Din kardeşi anlayı­şı içinde bakarız kendilerine, hatta bir kısım kusur ve noksan­larını da görmezlikten geliriz. Çünkü hepimizde vardır kusur ve amel eksikleri... 
Ancak böyle değil de, alevîlik bazılarının iddia ettikleri gibi ise... Yani:
- Namaz, oruç, zekât yoksa; ibadetlerini sadece bir kalb, gönül meselesi telâkki ediyor, beş vakit namazı inkarda bulu­nuyorlarsa: Resulüllah (asm)'ın raşid halifelerine hürmetsizliği esas alıyor, bazı tarihî olayları günümüze taşıyarak düşmanlığı canlı tutmayı düşünüyorlarsa; bilhassa farz olan guslü kabul etmi­yor, cünüblükten sonra yıkanmayı uygun bulmuyorlarsa, böyle insanlara müslüman demek mümkün değildir.
Kur'ân'ı kutsal kitabımız olarak esas alıyorlarsa, Kur'ân'ın mânâsının sünnette açıklandığını kabul ediyorlarsa, Resulüllah (asm)'ın ve Ehl-i Beytin yaşayışını örnek biliyorlarsa, aramızda temelde ayrılık yok demektir. Diğer farklılıkları hoşgörmek mümkün olabilir.
Farzları kabul eden kimse mü'mindir. Kabul etmeyen ise in­karcı konumundadır. Bunu tesbit ise, görüşüp konuşmakla mümkün olur. Görüşüp konuşmadan kestirip atmak peşin hü­kümlülük olur.
Bu şartlara uyan bir Alevi, ehli imandır. Bu bakımdan her kesimde olduğu gibi aleviler içerisinde de Müslüman ve gayri müslimler bulunmaktadır.
Resûlüllah (asm)'ın damat ve kayınpederliğe lâyık bulduklarını sevmek ve saymak bizim görevimizdir." (kaynak)

Sonuç olarak, iman esaslarını kabul eden bir insan mezhebi, tarikatı, sınıfı neyse, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın Müslüman'dır. Müslümanla evlenilir. Tevhid inancı olmayan, Allah ve Resulünü hak bilmeyen, imanın esaslarını kabul etmeyen ise Müslüman olmadığı gibi bunlarla evlenilmez.

Hatta, Kuran-ı Kerim'den öğrendiğimize göre zina yapmış bir Müslüman erkek tertemiz bir kadınla evlenemez. Zina yapmış bir Müslüman kadın da tertemiz, zinaya bulaşmamış Müslüman bir erkekle evlenemez, denilmektedir. Bunların yanı sıra Müslüman olsalar da belirlenmiş kadınlarla da Müslüman oldukları halde evlenmek haramdır, yasaktır, hayasızlıktır.

İşte sözü geçen ayetler

Nisa süresi ayet 22
"Bir de babalarınızın nikahına geçmiş lakin boşanmış kadınları nikahlamayın. Bu çok iğrenç, tiksindirici, hayasızlık ve kötü bir yoldur."

Nisa süresi Ayet 23
Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -(eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur-) öz oğullarınızın karıları, İki kız kardeşi birlikte almanız  bunlarla da evlenmeniz haram kılınmıştır. 

Nisa süresi Ayet 24
Evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur.

Nur Süresi Ayet 26
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. 

Şüphesiz , doğruları Allahu Teala Bilir

Derleme @erolkaranet - 18.11.2021
Etiket

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam

İlginizi Çekebilir

Reklam