@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!


Banner

6 Eylül 1955 .. Yalan, Talan, Kovduran ve Zengin Ettiren Karanlık





1950’li yılların ortaları
Devletin başında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, İçişleri Bakanı Namık Gedik, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Fuat Köprülü bulunuyordu.
Kıbrıs meselesi gündemin ana konusu..
Rum çetelerinin ada Türklerine olan zulmü anavatanda rahatsızlığa sebep oluyor, İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesinin sessizliği ve hatta Kıbrıs’taki teröre destek olduğu yolundaki yayınlargerilime neden oluyor.
Gazetelerde “Rum vatandaşların yersiz ve boş telaşları”, “hadise çıkacağını zannedenler dün dükkânlarını kapadılar” şeklinde haberler gerginliği artırıyor.
Gerginlikle geçen günlerde hadsiz bir haber yayınlanıyor.
6 Eylül günü, Mithat Perin'in sahibi, Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu, Demokrat Parti yanlısı 20 bin tirajlı İstanbul Ekspres gazetesi yıldırım baskılar ile o gün tam 290 bin satıyordu.
Gazete amacına infial için attığı manşetle ulaşmıştı.
"Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı ! "
Hızla yayılan haber ülkede infiale sebep oldu.
“Kıbrıs Türktür Cemiyeti” ve çeşitli öğrenci birliklerinin yayınladığı bildiriler ile 6 Eylül akşamı Taksim Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlendi.
Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.
Günlerden beri artmakta olan gerginlik bu mitingin ardından Rum azınlıklara yönelik bir saldırıya dönüştü.
Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5 binden fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.
İstanbul'un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.
Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortadoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.
Görgü tanıklarının ifadesiyle saat 19:00'da, Pangaltı'da, şu anda Ramada Oteli'nin yerinde bulunan ve Rum bir vatandaşın sahip olduğu, dönemin popüler mekânlarından Haylayf Pastanesi'ne yapılan saldırıyla başlayan olaylar, tüm İstanbul'a, oradan da yurda yayıldı.Birkaç saat içinde binlerce insan Rum azınlıklara ait yerleri yağmaladılar.
Taksim, Beyoğlu bölgesine kamyonlarla taşlar, sopalar taşındı.
İstanbul’da Rumların yoğun olarak yaşadığı Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Ortaköy, Arnavutköy, Kadıköy,Kumkapı, Samatya  gibi bir çok semtte  Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin dükkanları evleri yağmalandı.Olaylar sırasında 16 kişi öldü, tespitlere göre 4 bin 214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğradı.
Gazeteler pişmiş aşa su katıyordu. İşte bazı gazete manşetleri
  • Zafer gazetesi "Selanik'teki tecavüz hadisesi yüzünden"
    İstanbul ve İzmir'de dün çok müessif kargaşalıklar oldu" diyordu.
    "Selanik'te Menfur bir tethiş hadisesi".
    "Atatürkün doğduğu evin yanındaki bahçede gece yarısı patlayan bir bomba evin pencerelerini ve konsoloshane camlarını hasara uğrattı."
  • Yeni Sabah gazetesi "Selanik'te Atatürk'ün evine atılan bomba halkı galeyana getirdi" 
    "Taksim'de heyecanlı bir miting yapıldı. Bir kısım kiliselerde yangın çıktı. Rum mağazaları tahrip olundu."
  • Hürriyet gazetesi "Nümayiş gecesi tahrikat yapan otuzdan fazla komünist yakalandı"
  • Milliyet gazetesi ‘örfi idare ilan edildi’
    7. Sayfadaki ‘İlk Tekme’ başlığı ile yayınlanan haberde ise olaylar şöyle anlatılıyordu:
     "Taksim meydanı mahşeri bir manzara arz ediyor. Şehir Kulübünün karşısında bir Rum manavının önüne biriken topluluk 'Bayrak, bayrak as' diye ihtar ediyor. Dükkana bayrak asılmaması üzerine kepenklere ilk tekme iniyor. Bunu taş ve sopa darbeleri takip ediyor. Manav dükkanı beş dakika geçmeden bir harabeye dönüyor. Bunu Ankara bakkaliyesinin tahribi takip ediyor.
    "... 'Vili' bayrak asarak dükkanını kurtarmak istiyor. Fakat bu hileye inanan kim? Onu takiben İnci, Franguli, Baylan Pastanesi, 'Smart', 'Mtolo', 'Silvio', 'Osep', 'Daryo' ve nihayet 'Saray' sineması, Atlantik, Orman'ın içi dışına geçiriliyor, lokanta, birahane, bar, meyhane, kumaşçı, parfümeri velhasıl, ne rast gelirse, taş, moloz, kereste ve kürek darbeleri altında tarumar ediliyor.
    "Kısaca İstiklal Caddesi'nin sağlı sollu bütün Rum dükkanlarının içi dışarıya çıkmış. ... Yerlerde buzdolaplarının, elektrik süpürgelerinin yanında pasta ve şekerlemeler. Silvio'nun, Osep'in kumaş, gömlek ve kravatlarının yanında, bir manav dükkanının artıklarını kucak kucağa, çamur ve pislik içinde ayaklar altında yüzerken görüyorsunuz."
  • Ulus : İstanbul ve İzmir'de örfi idare
  • Ege Ekspres : Türk gençliğinin büyük heyecanı
  • Demokrat İzmir: Türk Milleti hakareti kabul etmedi

Gazeteler, bu işi kışkırtanların komünistler olduğunu yazıyorlardı. Ele geçirilen 43 sosyalist aydın tutuklanmıştı. Bunların arasında Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo, Faik Muzaffer Amaç, Kemal Tahir, Arslan Kaynardağ, Nihat Sargın, Hulusi Dosdoğru, Boratav kardeşler gibi isimler de bulunuyordu.
Olaylar önlenemeyince dönemin Başbakanı Adnan Menderes orduya "gerekirse ateş edilmesi" emrini vermek zorunda kaldı.
Olayların kontrol altına alınamaması ve durdurulamaması sonucu İstanbul,Ankara ve İzmir’de “örfi idare” ilan edildi. Örfi idare Komutanlığına getirilen 3. Ordu Komutanı General Nurettin Aknor getirildi. Gece dışarı çıkma yasağı getirildi.Bu kararla birlikte ayrıca askere vur emri de veriliyordu.Tüm bu önlemlerin sonucunda yaşanan şiddet, yağma olayları ancak durdurulabildi.
Örfi idare kararları ;
  • Halkı heyecanlandıracak haberler yayınlamak,
  • Sıkıyönetim çalışmalarıyla ilgili yazılar yazmak, 
  • NATO devletleri ile ilgili haberler yayınlamak, 
  • Hükümeti tenkit etmek ve eleştirmek 
  • Hükümetin aldığı kararlarla ilgili hayal ürünü yazılar yazmak, 
  • Yokluk ve kıtlık ile ilgili haber yapmak,
  • 6-7 Eylül olaylarını komünistlerden başkasının yaptığı yolunda haber yazmak,
  • “6 -7 Eylül olaylarından zarar görenlerin istekleri” gibi yazılar yazmak.
Basına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürüldü. Resmi rakamlara göre 30 kişi, gayri resmi rakamlara göre 300 kişi yaralandı. Tecavüze uğrayan kadınların sayısının 200'ü aştığı tahmin ediliyor.
4 bin 214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğramıştır.
Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon ile 1 milyar Türk Lirası arasında olduğu tahmin ediliyor. Demokrat Parti hükümeti, zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk Lirası civarında tazminat ödemiştir.
Zamanın gazetelerine göre asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır. Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs'la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin yüzde 59'u Rumlara aitken, yüzde 17'sinin Ermenilere, yüzde 12'sinin Yahudilere ait olması, hatta dönmelere ve Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekanların bile saldırıya uğramış olmasıdır.


Örfi idaresi sonrası yapılan kontrollerle olaylarla ilgili olarak önce 3 bin 151 kişi tutuklanır, daha sonra bu sayı 5 bin 104'e yükselir. Yargılamalar berat ile sonuçlandı. 
İzmit ve Adapazarı'ndan gelen yağmacılar, geri dönmek üzere Haydarpaşa istasyonuna geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalanırlar. Yağmacıların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıkar. Emekli hakim Amiral Fahri Çoker'in Tarih Vakfı'na bıraktığı belgelerde yer alan verilere göre, Sivas'tan 145, Trabzon'dan 117, Kastamonu'dan 116, Erzincan'dan 111 kişi getirilmiştir.
6-7 Eylül 1955 olayları, Rumların büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden oldu. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuştu. Hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesiyle ve kendilerini güvende hissetmedikleri için, özellikle Rumlar yurtdışına göç kararı vermişlerdir. Nesiller boyu bu topraklarda yaşamış olan İstanbul'un gayrimüslim yerlileri, bu gibi davranışlar sonucu evlerini ve anavatanlarını terk etmek durumunda bırakılmışlardır. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul'daki Rum nüfus, 2006 yılında 2.500 kişiye kadar düştü.
6/7 Eylül olayları tarihimizin aydınlığa kavuşmamış olaylarındandır.
27 Mayıs yargılamalarında bu olaylarda gündeme gelmiştir. 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada Yargılamaları’nın gündemine oturdu. 27 Mayıs darbesinden sonra cunta tarafından organize edilen Yassıada Yargılamaları’nda olayların Demokrat Parti (DP) hükümetinin Başbakanı Adnan Menderes’in provokasyonu sonucu kontrolden çıktığı iddia edildi ve mahkeme DP yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırdı
1955 yılında İstanbul’da yaşanan yıkım eylemleri, çok değişik açılardan olumsuz sonuçlara yol
açmıştır. Özellikle İstanbul’un çok kültürlü yapısını yansıtan şehir dokusu bu olaylardan ötürü
büyük bir zarar görmüştür.. Olayın İstanbul için kötü bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtelim ve "beyefendi İstanbul" bugünkü "kaba, cahil, laf anlamaz insan" kılığına bürünmeye başladığı gün olarak kendini tarihe kaydettirmiştir.  6-7 Eylül Olaylarını kent mimarisi ve görünümüne etkileri açısından değerlendiren Doğan HASOL, anılarında; İstanbul’u Rumların terk etmelerinden sonra buraya göç eden insanların şehrin dokusuna uyum sağlayamayarak İstanbul’a en büyük zararı verdiklerini ifade etmiştir
Bu yağmadan kurtulmak isteyen Türkler, dükkanlarına, evlerine Atatürk resmi ile Türk bayraklarını asıyorlardı. Bununla kurtulamacağını anlayan mağaza sahipleri, dükkanın kapısına Kuran-ı Kerim asıyor; hatta ‘Elhamdülillah Müslümanız’ diye tabela bile takıyorlardı. Necmi Rıza, kalabalığı ikna etmek için dükkanının önünde yüksek sesle mevlit okuyordu. 
Fakat ortam; yoksul kesimin İstanbul’u yağmalamak için eline geçmiş bulunmaz bir fırsattı. Kalabalığın içindeki bazıları ceplerini doldurmanın peşindeydi. Bunlar daha sonra ortaya zengin olarak çıktılar. Giyecek ayakkabı bulamayan tipler, hamallar, köfteciler bir anda paraya kavuşmuşlardı. İstanbul’da bu kişiler parmakla gösterilir ve “6-7 Eylül Zengini” denilirdi.. Öte yandan , bu kargaşalıktan pek çok insanın "ganimet" peşine düşerek taşıyabildikleri kadar, alabildikleri kadar, yükte hafif pahada ağır ne buldularsa çaldıkları ve bunun ardından 6/7 Eylül zenginlerine ülkenin pek çok şehrinde ses çıkartmayan tanıkların kulaktan kulağa, fısıltı gazetesiyle bu kişileri mimledikleri de bilinen acı bir gerçek oldu.


Etiket

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam

Bilmeniz Gerekebilir