@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!


Banner

"Kadının Beyanı Esas" İlkesi İstismar Ediliyor



 Geçtiğimiz günlerde, Kadıköy'de bir diş doktorunun yaşadığı"taciz" iddiasının yalan çıkmasından sonra, kadınların kanun boşluğundan yararlanarak ve aldıkları desteklerle yalana temayül ettiklerini ve kendilerine tanınan hakları istismar ettiğinin açık bir göstergesi oldu. 

Kamuoyunda "Kadının beyanı esastır" şeklinde bilinen fakat "cinsel suç ve cinsel şiddet vakalarında delil yetersizliği durumunda kadının ve çocuğun beyanının esas olduğunun kabul edilerek soruşturmanın başlatılması ve ifadenin delil olarak kabul edilmesine" dair ilke zaman içinde o kadar çok olaylar için kullanılır oldu ki, önü alınamaz şekilde aileler perişan olmaya başladı. Bununla yetinilmedi, kadınlar erkelerden intikam alabilmek için her fırsatta çığlık çığılığa sokaklarda kendilerine taraftar bularak istedikleri eylemi oluşturmaya başladı.

Bunun en son örneği de geçtiğimiz hafta Kadıköy'de 70 yaşındaki diş hekimi İsmail B. yanında çalışan yabancı uyruklu Munira S, adlı kadının yaptıkları oldu. Kendisine tecavüz girişiminde bulunuldğu iddiası ile balkona çıkarak bağırmaya çalışan kadın "Bana tecavüz ediyorlar" diye bağırmış, çevrede bulunan ve bu tür olayların olmazsa olmazı sahte kahramanalr (!) hemen kapı önüne çıkan dişçiyi darp etmişlerdi. 

Kadının verdiği görüntü, adamın darp edilmesi ve insanların bu yöndeki düşüncesizce ve yargılama hakkının mahkemelerde olduğunu düşünmeden yaptıkları "yargısız infaz" ve "cezasını kesme" eylemi doktorun sosyal medya dahil her yerde birden bire "tecavüzcü" ve "tacizci" etiketiyle mıhlanmasına sebep oldu.

Oysa,  güvenlik güçlerinin diş hekiminin ofisindeki görüntülerin incelenmesi iddianın doğru olmadığını görüntülerde herhangi bir "taciz", "tecavüz" bulgusuna rastlanmadığı, 22 yaşındaki Munira S.'nin 11 gün ofis temizliğinde çalıştığı, hakkı olmadığı bir para talep ettiğini vermeyince de balkona çıkarak "Bana tecavüz ediyor" diye bağırdığı ortaya çıktı.

İndependent Türkçe'den Ali Kemal Erdem'in de gündeme getirdiği araştırmasında"kadının beyanı esastır" ilkesinin istismara uğratıldığını, kadınların her fırsatta kişisel çıkarları için dahi bu haklarını kötü amaçlarla kullanabileceğini ortaya çıkartabileceği yönünde oldu.

Erdem yazısında, "Aslında kanunda "kadının beyanı esastır" diye bir hüküm bulunmuyor." diyor ve "Bu ifade 8 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) oy birliği ile kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun içerisinde (Madde 8(3)/a)  yer alan yer alan "Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz" şeklindeki koruyucu tedbir kararının halk diline uyarlanmış hali" diye altını çiziyor.

Özü, İstanbul Sözleşmesi'ne ve 6284 sayılı yasaya dayanan maddenin mağdurları da düştükleri haksızlıklara karşı bu ilkenin zararını her fırsatta ortaya koysalar da bu sese kulak verenlerin yokluğu da şiddetin boyutunun artmasına neden oluyor.

Ali Kemal Erdem yazısında "Kadının beyanı esastır" ilkesi yanlış mı anlaşılıyor?" "Ya da son olaydan da yola çıkarak kadının beyanı esastır ilkesini kötü amaçlarla da kullananlar var mı?" "İnsanlar taciz ve tecavüz iddialarında erken hüküm mü veriyor?" şeklinde sorular sorarak bunun cevabını araştırmış.

Özetle haberimize özetle aldığımız araştırmada ortaya vahim sonuçların çıktığını görmekteyiz.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, "Kadıköy'deki olayın ardından kadının beyanı esastır ilkesine yönelik eleştirilere verdiği cevapta öncelikle durup dururken hiçbir kadının "Ben tecavüze uğradım" demeyeceğini öne sürerek " Kadının beyanı esastır ilkesi bazı kadınlarca kötü kullanılıyor" iddiasına "Evet kullananlar vardır ama yüzde kaç? 100 vakadan belki bir tanedir." diyerek Yargıtay'ı da arkasına alarak objektif bakış açısı sunmaktan geri kalıyor. 

Biliniyor ki, kadınların en büyük düşmanı gibi görünen kadın derneklerinin kadınları nasıl istismara yönelik eylemlere yönlendirdiği de bilinen bir gerçek..

Haberde adı geçen Kadın Hakları aktivisti Hülya Gülbahar'ın açıklamaları daha akılcı ve daha mantıklı olarak bu tür olaylarda linç girişimin kesinlikle önlenmesi yolunda. Ve doğru olan da bu düşüncedir.  Gülbahar, "Yargısız infazın farklı bir çeşidine dönüşüyor. Linç girişimlerinde konu ne olursa olsun ister çocuk istismarı olsun, ister tecavüz olsun, hükmü ve cezayı yargı vermeli. 'Vatandaş inisiyatifi', 'halk mahkemesi' gibi savunma hakkı olmadan yapılan yargılamalar toplum için iyi değil." dedikten sonra " Cinsel suçların sadece kadınlara karşı işlenen suçlar olmadığı, kadınların da cinsel suç faili olabileceğine" vurgu yaptıktan sonra  "Kadınlar fail olamaz, sadece mağdur olabilir, pasif kurbanlar olabilir algısı doğru bir algı değil" ifadeleri ile tarafsız bir düşünceye imza atmış oldu. Hatta, en vurucu ifadesi de, yargının ya da kanun koyucuların da özellikle bilmesi gereken "masumiyet karinesi" konusundaki sözleri de takdire şayandır. Gülbahar, konu ile ilgili "Masumiyet karinesi, herkes için geçerli. 'Kadının beyanı esastır' ilkesi masumiyet karinesinin rafa kaldırılmaz. Bu konudaki yanlış yorumlara prim vermemek gerekiyor. Soruşturma kadının beyanı üzerinden yürüyecek. Şayet kadının beyanını çürütülür veya yanlış olduğunu gösteren olgular ortaya çıkarsa zaten soruşturma veya kovuşturma beraatla sonuçlanır" değerlendirmesinde bulundu.

Gerçekten de olaylara baktığınız halkın "infaz eylemlerinin" suç kabul edilmesi, olaylara karışan insanları anlayıp dinlemeden "eşek sudan gelene kadar" tabirine uygun şekilde dayak atarak hatta ölümüne neden olabilecek haksız saldırıların önüne geçilmesi gerektiği de böylece öne çıkıyor. Devletin adalet kurumu varsa, bu olayların çözüm yeri mahkemeler ise, sokaktaki insanların bu şiddetinin de cezalandırılması gerekmektedir.

Son olarak düşüncelerine yer verilen "Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu (BİA" sözcüsü İlknur Birsel Büyükakça, erkeklerin haklarının da çiğnendiğini, kadınlar kadar eşit bir hakka sahip olamaz duruma getirildiğini, hiç bir sebep yokken bir kadının iftirasına muhatap olabileceği düşüncesini çok basit bir asansör örneğiyle ortaya koymaktadır..Büyükakça'nın "Tüm erkekler sapık, tecavüzcü, şiddete meyilli gibi algılanıyor artık. Bugün bir erkek bir kadınla asansöre binemez haldedir.  Somut ve maddi delili olmadığı takdirde erkek iftira kurbanı olmakta tutuklanmakta ya da bu olayda olduğu gibi linç edilmeye kalkışılmaktadır. 6284 sayılı insanı koruyan, iftirayı da önleyecek şekilde revize edilmelidir. Kadının korunmasına karşı değiliz. Ancak masum erkeği de koruyan yasa istiyoruz." şeklinde sözler mutlaka dikkate alınması gereken bir pusuladır.

© The Independentturkis'in haberine buradan ulaşabilirsiniz.

Etiket

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam

Bilmeniz Gerekebilir