Type Here to Get Search Results !

Banner

erolkara.net

İstanbul'da Bir Kesikbaş Türbesi


 Kesikbaş türbesi, ülkemizin hemen hemen her yerinde mevcut bulunan ve isimlerine sıkça rastlanan türbe adlarından biridir. Birçok ilde ayrı ayrı efsanelere konu olan "kesikbaş türbesi" İstanbul'un da olmazsa olmazlarındandır. Ve biz de bu yazımızda bir "Kesikbaş Türbesi"nden söz edeceğiz.

İstanbul Cankurtaran semtinde Küçükayasofya Mahallesinde ve yine aynı isimler anılan Küçükayasofya Camiinin bahçesinde girişe göre sol tarafta, Küçük Ayasofya Camii’nin kuzey tarafında, kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş sekizgen planlı ve üstü çatıyla örtülü türbe II. Bayezid’in Darüssaade Ağası Hadım Hüseyin Ağa’ya aittir.

Küçük Ayasofya Camisi’nin haziresi içerisinde bulunan bu türbe 1510 yılında yaptırılmıştır.

Kapu Ağalığı, Osmanlı harem kurumunun en büyük amirliğidir. Sarayın ve bütün iç harem halkının başı olması hasebiyle de şehzadenin ve padişahın en yakınındaki görevlilerindendir. Bu görevde de Niksar Sonisalı Kapu Ağası Hüseyin Ağa bulunmaktadır.

Sonisa’da ; Kurşunlu Cami (1487), Sonisa Medresesi (1488), Amasya’da ; Bedesten ( 1483), KapuAğa Medresesi (1488) ve İstanbul’da ; Kesikbaş Hüseyin Ağa Camisi olarak bilinen cami (1500) ve Çardaklı Hamamı ile birlikte Edirne’de yaptırdığı Hüseyin Ağa hanı öne çıkan eserleridir.

Osmanlı arşiv kayıtlarından öğrendiğimiz bilgilere göre ise, Tonbak ( Gemibükü ), Sepedlü ( Sepetli ) köyleri ile Kümnarı köyü, 2.Bayezid tarafından Hüseyin Ağa’ya mülk olarak verilir. Hüseyin Ağa, Sonisa’da inşa ettirdiği cami ve medresenin yapımı için gerekli parayı da Kubadoğlu Cüneyd Bey’in evlatlarının sahip olduğu on bir köyün malikane hisselerinin yarısını satın alarak, vakfetmek suretiyle karşılar.


Hüseyin Ağa’nın en önemli hizmetlerinden biri de, kendinden sonra yapılacak olan Ayasofya’ya model teşkil eden, Küçük Ayasofya kilisesini camiye çevirtmesidir. Caminin hemen yanındaki Çardaklı Hamamı’nı da yine o yaptırır. Yaptırdığı bir çok yapıdan Hüseyin Ağa’nın son derecede zengin biri olduğu anlaşılmaktadır. 



Nitekim bu zenginlik başına iş açar,  İstanbul'a Padişah 2. Beyazıt'la geldikten sonra Darüssaade Ağası olan Hüseyin'in… Yani “Harem”in en kıdemli kişisinin… Saray entrikası mıdır? Yoksa gerçek mıdır? Bilinmez… Darüssaade Ağası Hüseyin, Sonisalı Kapu Ağası Hüseyin Ağa, yaptığı tüm bu hayır işlerine rağmen, bir süre sonra vergi kaçırmakla suçlanır. .Ve vergi kaçırmak suçundan Padişah’ın emriyle idama mahkum edilir.

Hüseyin Ağa kiliseden camiye çevirdiği Küçük Ayasofya’ya sığınmak istemişti. Allah’a yalvarmayı ve bu durumdan kurtulmayı istemişti belkide. Bostancıbaşılar, Hüseyin Ağa’yı camiye çevirttiği Küçük Ayasofya’nın bahçesinde yakalarlar ve hemencecik burada kellesini vururlar. 

Halk arasında anlatıla gelen bir hikayeye göre Hüseyin Ağa kellesi vurulduktan sonra ayağa kalkarak kesik başını kolunun altına alır, bir süre bu vaziyette yürür ve yığıldığı yere türbesi yapılır. 

Halk bu olaydan sonra Hüseyin Ağa’ya, ”kesikbaş” lakabını takar. 

Türbenin içinde yan yana iki sanduka bulunmaktadır. Bunlardan biri Hüseyin Ağa’ya, diğeri ise Halvetiyye tarikatının Şâbâniyye kolundan Şeyh Hacı Kâmil Efendi’ye aittir. 

Bu fotoğrafta gördüklerimiz nedir derseniz. Bunlar, 1925- 26 yıllarında devrim harekatları arasında yer alan tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunun yürürlüğe gireceği zaman sarıklı, kavuklu ne varsa yok edilmesi hususunda bir alınması gündemde idi. Buna mezarlıklarda dahildi. Ne var ki rahmetli kazım Karabekir ve arkadaşları engel oldu. Buna rağmen bazı aklı fazlalar göze gireceğiz diyerek mezar taşları da tahrip edildi. Kopartılan mezar başlarını bazı duyarlı vatandaşlar saklayarak yakın tarihte ortaya çıkartarak yine aynı hazirede cami duvarına demirlere montajlayarak sergilenmesini sağladı. hazirede pek çok mezar taşının başı yoktur.

Türbe etrafındaki hazirede çeşitli dönemlere ait çok sayıda mezar taşı arasında sanat değerine sahip olanlar az değildir. Bu bakımdan Küçük Ayasofya hazîresi zengin bir mezar taşı koleksiyonuna sahiptir denilebilir. Aralarında çeşitli tiplerde kavuklar, kadın taçları görüldüğü gibi II. Mahmud yıllarının feslerine de rastlanır.

Kaynaklardan edindiğimiz bilgilerde  bir zamanlar türbe duvarın­da "Sâat-ı vahidedir ömr-ü cihan Saati tâate sarf eyle hemân" yazısının bulunduğu bugün ise yok olduğu söylenmektedir.

Sandukalardan Hüseyin Ağa'nın san­dukasına dayalı olan levhada ise:"Küçük Ayasofya camii / minaresi ba­nisi Keşikbaş / Hüseyin Efendinin kabridir. /Recep 1475." Yazı Sülüsle üç satırdır ve son devir üslubudur. Tarihin milâdi olma ihtimali çoktur. Hüseyin Ağa'nın Ölüm tarihi bi­linmemekle birlikte bu tarihte olmasına da imkân yoktur. 

Hazirenin genelinde yatanların Üsküdar'da kabri bulunan gönülller sultan Hazreti Aziz Mahmut Hüdayi'nin tarikatı olan Celveti'ye mensup kişilerin varlığı söz konudur.

Caminin medrese bölümü uzun zaman Celveti tarikatının yerleştiği bir yer, bir zaviye ya da tekke olarak olarak kullanılmış. Bunun en net örnekleri türbe etrafındaki mezar taşlarından görüleceği gibi medreselerin yer aldığı bölümde yer alan bir kabirden de görüyoruz. Bahçesinin ortasında bulunan ve başında 13 dilimli bir kavuk görüntüsünden bir celveti şeyhinin yattığını anlıyoruz. Kabrin başında yer alan mezar taşında yazan Osmanlıca yazıda " Küçük Ayasofya zaviyesi şeyhi Şeyh Mehmet Efendi yazmaktadır. 

Fotoğraflar : @erolkaranet
Yazılar : Derlemedir / 15.03.2021


Katkıda bulunmak isterseniz yoruma yazabilir aya da eposta gönderebilirsiniz.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam



Bilmeniz Gerekebilir