erolkara.net





 


Yolu Sultanahmet'e düşen yeni nesil bilmez. Orta yaş grubu da öyle. Çok ama çok yıllar önce bu koca şehir İstanbul'un havasını solumuşlar bilir.
Yeni nesil Sultanahmet'i bir Mavi Cami diye bilinen 6 minareli camisi ile , artık zincirlerini kırıp özgürlüğe kavuşan Ayasofya'aı ile bir de Topkapı Sarayı ile bilir. Bir de az ötede kalan Gülhane Parkı ile..
Orta yaş ve üzeri ise bunlara ilaveten Sultanahmet Adliyesi ile bilir.
Artık bir ayağı çukurda olanlarla bunlardan dinleyen bir nesil var ki Sultanahmet Cezaevi'ni bilir.
Bir üst sokakta hüküm giyenler ya Sultanahmet Cezaevi'ne gönderilir ya da karşı yakada Üsküdar sırtlarında Paşa Kapısı'na..


Yukarıdaki fotoğrafa bakın. Bugün lüks bir ötele yerleşke olan bu bina bir zamanlar "Allah kimseyi düşürmesin" diye dualar edilen bir cezaevine aittir. 1986 yılına kadar askeri cezaevi olarak işlev gören  bu bina ünlü Sultanahmet Cezaevi idi.
Çok eski kaynaklarda Dariilfunun olarak inşa edildiği, daha sonraları Meclis, Adliye, Maliye ve Evkaf binası olarak kullanıldıığı ve 1933'te geçirdiği yangın sonunda cezaevi olduğunu öğreniyıoruz.
Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi... Ya da İstanbul Tevkifhanesi denildiğini ve bugün yerinde bulunan otelin kapısında o günlerden hatıra "Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi" yazılı kitabenin olduğunu öğreniyoruz.
Cezaevinin çevresindeki iki meşhur sokağından söz etmeden geçmeyelim..


Tevkifhane Sokağı..Adı bile ürpertici olan sokak, bu sokaklarda yaşanmış hayatlar..
Tevkif edilince Tevkifhane sokağından geçer mahkûm 
Kutlugün Sokağı hemen ardında. Cezanı çeker de sağ salim çıkarsan bu sokaktan yolcu edilirsin özgürlüğe..
Bugün kimi aramızda olmayan yüzbinlerce kişinin ya da ömrünün son demlerini yaşayan bir o kadar kişinin beyin kıvrımlarında yer etmiş, yüreklerini yakmış acı hatıralarının nakış nakış belletilmiş vücutlarında taşıyanların bir o kadar kişinin ailesi daha..
Mesela.. Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Can Yücel, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Nihat Sargın, Rıfat İlgaz, Kemal Tahir, Vedat Türkali, Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Deniz Gezmiş, 
Olur ya, bir yerlerde rastlarsanız hapishaneden alınmış eski ahşap kapıların üzerinde 1938'de orada bulunan mahkumların isimlerini görmek mümkün.
1960 yılında "1000 kişilik cezaevinde 2500 Kişi sığdırıldı" haberi gazete manşetlerinde yer alır. Üst üste, yıkanmadan yaşanılan ve tüm insani korkuların yanı sıra kokuların hüküm sürdüğü bir hapishane idi, orası..


Bir de Kumkapı semtine doğru yolunuz düştüğünde Küçük Ayasofya Camine yolunuz düşerse acı hatırları içine sindirmiş bir demirden hücre kapısını görebilirsiniz.
Cami bahçesinde hapishaneye ait bir hücre kapısı.Ne alaka diyorsunuz değil mi ? 
Doğru..
Birkaç yıldan beri burada duruyormuş. Neden durduğunu bilen yok.
Hemen yanında Özbek öğrencilerin eğitim gördüğü medrese , camiye ait şadırvan ve çay bahçesi olduğu halde bir hücre kapısı şaşırtıyor bizi..
Yine soğuk. 
Ürperti veriyor kapının görüntüsü..
İşkencehaneden çıkmış bir kapı.."Allah düşürmesin" denilen o karanlık binanın kapısı sanki günah çıkartmaya, tevbe etmeye cami kapısına yakın bir yerde duruyor.
Duruyor ama hakkını helal edebilecek kimse gelmez ki..
Kimi ya kapının ardında ölmüş,kimi çıktıktan sonra kahrından ya da yıllar sonra orada burada eceliyle..
Kimsenin girmek istemediği yapıdan herkesin koşarak geldiği bir caminin bahçesinde bir ağaca sırtını vermiş, bekliyor.
Bir zamanlar işkenceden feryat eden insanlara tanık olmuş bu kapının cami bahçesinde ne işi var.
Bir dönemin aydınlarının, şairlerinin, yazarlarının, hırsızın, katilin, teörristin, anarşistin, huysuzun, sabıkalı, esrarkeş ve İstanbul'un olmazsa olmazı kabadayıların yüzüne kapanmış bu kapı burada ne arıyor?
Neden buraya konulmuş, bilinmiyor...

Derleme @erolkaranet - 22.02.2021


Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski