erolkara.net





 Bir yapı düşünün. Her özelliği ile ilgileniyor ve tüm yapımı üzerine servet döküyorsunuz. Adınızla yaşayacağınızı sanırken bitiminde adınızı koyamadan bir başkasının adıyla anılmasına sebep oluyorsunuz.


Bir cami düşünün. Banisi bu camiye adınızı veriyor. Lakin bir külliye içinde olmasına rağmen, bir büyük alanda yapılmasına hatta bir türbesi olmasına rağmen naaşınız o türbeye konulamıyor, uzağına götürülüyor.


Bir cami düşünün milyonların gelip geçtiği yol üzerinde duruyor. Lakin dikkat edilmezse pek görülmüyor.
Bir değil birden fazla öyküye sahip bir camiden bahsedeceğiz. İstanbul Fatih ilçesinde bulunan Laleli Cami.. Sultan III. Mustafa hayatta iken yaptırdığı bu külliye,Laleli semtinde Ordu Caddesi üzerinde bulunur. 


Laleli Camii, 1760-1763 yılları arasında Osmanlı padişahı III. Mustafa tarafından inşa ettirilmiş ve bulunduğu semte adını vermiş olan bir camidir. Caminin adı 3. Mustafa'nın velisi saydığı Laleli Baba'nın ismini bu ibadethaneye vermesinden gelir. Cami, imaret, türbe, sebil, muvakkithane, hamam, han ve dükkânlardan oluşan külliyede bugün bir çok yapı amacının dışında kullanılmaktadır.


Size caminin mimarisinden söz edip de canınızı sıkacak değiliz. Merak edenler ansiklopedilerden, internetteki kaynaklardan bulabilir.

Gelelim Caminin bugüne kadar anlatılan hikayelerine..

Lâleli Cami şadırvanı

Mustafa Han, bu camiyi yaptırırken çevrede “Lâleli Baba” namında evliya bir zatın yaşadığını öğrendi ve sohbetinden istifade etmek istedi. Lâleli Baba’ya Padişah’ın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırıldı, o da buyur etti.
Padişah, Lâleli Baba’nın sohbetinden gerçekten memnun kaldı. İçinde, bu zatla daha sık görüşme arzusu uyandı. Ayrılacağı sırada bir soru sordu: “Efendi Hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?” Hazret: “Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hâcetini yapabilmektir.” dedi.
Hükümdar bu cevaptan pek hoşnut olmadı. Başından beri hikmetli konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramadı ve maiyetiyle beraber saraya döndü.

Padişahın kalben yaptığı bu itiraz Lâleli Baba’ya malum oldu, “Yakında görürüz, demek illâ bu sıkıntıyı yaşaman lâzım.” anlamında tebessüm etti. Ziyaretin ertesi günü padişah şiddetli bir kabızlığa yakalandı. Bir türlü kurtulamıyordu. Başta hekimbaşı olmak üzere herkes seferber oldu. Bilinen bütün ilaçları uyguladılar; ancak fayda etmedi. Padişah kıvranıyordu. Düşünürken nihayet sebebini buldu! Bu hâlin Şeyh Efendi’nin sözüne itirazdan dolayı başına geldiğini anladı. Derhal adamları ile şeyhin yanına gitti. Hata ettiğini söyledi. Lâleli Baba “Karşılığında ne vereceksiniz?” dedi. “Senin bölgende yaptırdığım o camiyi sana hibe edeceğim.”, “Yetmez.” dedi Şeyh Efendi. Sultan Mustafa daha birçok şeyler sıraladı. Şeyh, “Bunlar da yetmez.” diyordu. En sonunda, “Bu hâlden kurtulursun ama karşılığında saltanatı (hükümdarlığı) isterim. Yoksa kendin bilirsin.” dedi. Sancılar içinde kıvranan Padişah için başka çare yoktu. Bir an önce bu sıkıntıdan kurtulmak istiyordu, “Tamam, o da senin.” dedi.

Lâleli Baba dua etti, sırtını sıvazladı. “Haydi git, Allah’ın izniyle kurtulacaksın.” dedi. Padişah gerçekten kurtuldu ve çok rahatladı. Fakat saltanat da elden gitmişti. Saltanatı teslim etmek üzere maiyetiyle geldi. Lâleli Baba’nın maksadı elbette saltanat değildi. Padişah, gerekli dersi almıştı. Şöyle dedi: “Bir saltanat ki bir def-i hâcete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize lazım değil. Bize caminin adı yeter.”

****

Mütevazı bir hayat yaşayan Lâleli Baba 18. yüzyılda, III. Mustafa döneminde İstanbul’da yaşamış Allah dostlarından biridir. Çok önemli kerametlerinin olduğu rivayet edilir. Lâleli Baba’nın, bugünkü Lâleli Camii’nin olduğu yerde küçük bir ayakkabı tamir dükkânı vardır. Hoşgörülü bir insan olan Lâleli Baba burada ayakkabı tamir ederek rızkını çıkarmaktadır. Bu Allah dostu güzel giyinmesiyle ve güzel konuşmasıyla tanınır ve bilinir. Kendi ismini taşıyan caminin önünde oturur, gelene ‘Hoş geldin.’, gidene ‘Güle güle.’ dermiş.”

Lâleli Baba'nın herkes tarafından yadırganan bir huyu vardı. Bir defa olsun karşısındaki camiye girip namaz kılmazdı. Bu yüzden kendisine “dinsiz” damgası vurdular. Yüzüne karşı bu ağır ithamda bulunanlara karşı o tatlı bir bakışla karşılık verir, kimseyi incitmezdi. Sultan III. Mustafa’nın annesi Lâleli Baba’nın bu durumunu duymuş, kendisini bizzat görüp namaz kılmama sebebini sormaya karar vermişti. Valide Sultan bir cuma günü saraydan çıktı ve doğruca Lâleli Camii’ne geldi. Lâleli Baba yine ayakkabıların tamiri ile meşgul oldu, camiye gelmedi. Bir ara Valide Sultan haddini bildirmek üzere Lâleli Baba’ya doğru yürüdü. Kalın peçesi, siyah çarşafı ile tanınması mümkün değildi. Bu sırada Lâleli Baba, başını kaldırmadan: “Ne o Sultanım! Siz de mi camiden kaçıyorsunuz?” dedi. Valide Sultan donup kaldı. Tanınmasına şaşırmıştı. Lâleli Baba’nın karşısına dikilip: “Eskici, sen nereden tanıyorsun beni?” dedi. Eskici hiç oralı değildi. Sakin sakin yine sordu: “Namaza girmeyecek misin Sultanım?” “Gireceğim elbette, fakat beni nasıl tanıdın söyle.” “Tanıttılar Sultanım!” “Demek öyle.” “Evet.” “Bana ne diyorsun bakalım?” “Abdestin var mı?” “Tabi.” “O halde namazı birlikte kılalım. Kapat gözlerini ey Sultanım.” Lâleli Baha’nın sesi yine aynı tatlılıkla yükseldi: “Aç gözünü Sultanım.” Valide Sultan gözünü açtığında ne görsün. Beyaz entarileri içinde Kâbe’yi tavaf ediyorlar. Kendisi de onların arasında. Valide Sultan derin derin bir âh çektikten sonra: “Bu eskici, meğerse Allah’ın has bir kuluymuş. Üstelik zavallıya atılmadık iftira da kalmadı.” demekten kendini alamadı. Valide Sultan, Lâleli Baba ile Kâbe’de namazlarını kıldıktan sonra önceden olduğu gibi, gözlerini kapayıp açıncaya kadar tekrar Lâleli Camii’nin kapısı önüne geldiler.

****

Ve bir başka hikaye

Lâleli Baba bir sohbette, Sultan 3. Mustafa'ya "gözüm kapalı bir halde İstanbul'un bütün kapılarını bilirim"der. Sultanla bir anlaşma yaparlar ve bahsi Lâleli Baba kazanırsa sultan onun adına bir cami yaptıracağına söz verir.
Bahis günü sultanın arabasına binip kapıları tek tek geçerler ve Lâleli Baba geçtikleri kapıların hepsini doğru bilir. ancak bir kapıda duraksarlar ve Lâleli Baba o kapıyı bir türlü tanıyamaz. sultan bu durum üzerine keyiflenir ve "babacım bu kapıyı bilemedin herhalde" der. Lâleli Baba "bu hiçbir kapıya benzemiyor olsa olsa yeni bir kapıdır" der. bunun üzerine padişah velinin gözlerini açar "bu kapıyı seni kandırmak için dün açtırmıştım ama sen bunu da doğru bildin" der ve bahsi Lâleli Baba kazanır. o semtte yapılan camiyi Lâleli Baba'ya adar ve ismini Lâleli yapar. Yeni açılan kapıya da Yenikapı denilsin diye bir ferman buyurur.

****

Laleli Babanın Kabri

İstanbul’a damgasını vuran büyük velilerden olan Laleli Baba'nın bir şansızlığı da kendi adını taşıyan bu camide naaşının yer almamış olmasıdır. Yıllarca kendi adını alan caminin karşısında ayakkabı tamiri ile uğraşan laleli baba, padişahtan camiye kendi adını verdirmiş, verdirmesine ancak, mevcut olan türbede yer almadığı gibi cami haziresinin olmaması sebebiyle de cami yanında bir yere de gömülmemiştir.

Aslında ölümünün arkasından bugün var olmayan cami avlusunda yer alan hazirede Laleli Babanın naaşı yer alsa da yol çalışmaları yüzünden 1957 yı­lında türbe camiye yaklaşık 200 metre mesafede bulunan Kemalpaşa Mahallesi Gençürk Caddesinde bulunan Kemal Paşa Camii'nin bahçesinde bulunan Üryani baba kabrinin hemen yanında medfun bulunmaktadır. Bugün hali hazırda Laleli Cami avlusunda makam kabri sembolik olarak yer almaktadır.

Derleme @erolkaranet

Laleli Cami avlusunda makam kabri


Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski