@erolkaranet'te Aradığınız Kelime veya Konuyu Buraya yazınız!


Banner


PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED (SAV) DOĞUM GÜNÜ 18 EKİM 2021

Dikkat.. DNA Testleri Her Zaman Doğru Sonuç Vermeyebilir



 Çocuklarının kendilerinden olup olmadığı yönünde kuşkuya düşenlerin sayısı giderek artıyor. Bu kuşku en masum yuvaları dahi şüphe altında bulunduruyor. Evlerimizin mahremiyetini tehlikeye sokan televizyon dizileri, sosyal medya yayınları öylesine etkiliyor ki bırakın anne babaları çocukların bile "bu benin annem mi, bu benim babam mı" şüphesine düşürmeye başladı. Ve huzursuzluklar, dedikodular, kaygılar sonucu hatta aile bireyleri dışındaki bazı kimselerin yuva bozma eylemleri dahi bu çerçevede gelişiyor. Ailenin huzurunu bozmak ya da aile bireyleri arasındaki birlik ve beraberliğe leke düşürmek isteyenlerin  şüphelere sebep olmak için kullandıkları ve dilinden düşürmedikleri "acaba çocuk senden mi?"sözü bile yönü "DNA testi" ne çevirmektedir. Ve insanlar arasında giderek artan bir "DNA fobisi" oluşmaya başladı.

İster "DNA Testi" deyin, ister "Genetik test" deyin ne derseniz deyin bu testlerin sonucu her zaman doğru ve kesin olabilir mi
Şüphe şüpheyi getirir, diyelim ve bazı örneklerden yola çıkarak bu test yapılırken göz ardı edilen ve bir çok laboratuvar tarafından düşünülmeyen etkenlerin varlığı sonucunda bu testlerin, uzmanlar her ne kadar "%99,9 doğrudur" iddiasının  her zaman geçerli olmadığını belirtelim

Genetik testler bazı durumlarda yüzde 100 doğru olmayabilir.
Genetik testlerin her zaman doğru sonuç vermeyeceğine dair önce bir kaç olay anlatımıyla örnek vermek istiyoruz.

OLAY 1 - Çocuklarının annesi olamayan kadın

Lydia Fairchild iki çocuk doğurmuş, üçüncüsüne hamileydi. Buna rağmen, 2002 yılında boşanmaya kalktı. Mahkeme, her boşanma davasındaki gibi, çocukların biyolojik babasının DNA analizi ile kanıtlanmasını istedi. Anne, baba ve iki çocuk bir klinikte kan verdiler. İki hafta sonra mahkemeden aldıkları bir mektup, bayan Fairchild’ı şaşkına çevirdi. Eşi, çocukların babasıydı, ancak kendisi ne birinin, ne de ötekinin annesiydi. Sonuca itiraz etti elbette. Testler bir başka laboratuvarda yinelendi. Sonuç aynıydı.
Çocukları doğurduğunu gösteren hastane kayıtlarını delil kabul edilmeyen Lydia, bir anda kendisini, soybağını değiştirmek ve çocuk kaçırmakla suçlanır buldu. Ortada DNA gibi çok ileri bir teknolojinin sonuçları vardı. Lydia çocukların annesi değildi. Bu gelişmeler yaşanırken üçüncü çocuğunu doğurmak üzere hastaneye yattı. Mahkeme, doğum sırasında çocuktan ve anneden kan alınarak DNA analizi yapılmasını istedi. Sonuç bir felaketti. Bebek, diğer iki çocuğun kardeşiydi. Baba, onun da babasıydı. Ancak Lydia, bilirkişi huzurunda doğurduğu son çocuğun da annesi değildi. Önceki suçlamalara, yasal olmayan yollarla rahim kiralayarak gelir elde etmek gibi bir yenisi eklendi. Savcılık, her üç çocuğun bir sosyal hizmet kurumuna yerleştirilmesini talep etti.
Bayan Lydia Fairchild’ın avukatı Alan Tindell, durumu genetik uzmanı bir arkadaşıyla tartışmasaydı, o da 1998 yılında New England Journal of Medicine adlı bilimsel dergideki makaleye rastlamamış olsaydı, kadının yeryüzünde bilinen 50 kadar kimerik insandan biri olduğu, yani tek bedende birden fazla tipte DNA profiline sahip olabileceği, kimsenin aklına gelmeyecekti. Mahkeme, öne sürülen gerekçeyi kabul etti. Lydia’nın incelenebilecek tüm dokularında DNA analizi yapılmasını istedi.
Cilt, saç, kan ve yanak içi hücrelerinin DNA’sı çocukların annesi olamayacağını gösteriyordu ama, rahim içinden alınan hücreler bir anda her şeyi değiştirdi. Buna göre, Lydia, her üç çocuğun da annesiydi.
Bayan Lydia Fairchild’ın duruşmalarla geçen üç yıla yakın kabusu böylece bitti. Nihayet kocasından boşanabildi ve çocuklarına devlet yardımı bağlandı. ( Yıl 2006 - Kaynak : İnternet medyası)

OLAY 2 - DNA profili aynı olan mahkumla saldırgan

Her kriminal laboratuvarın yıldızlaştığı bir yıl olur. 2005, Alaska kriminal için, işte böyle bir yıldı. Sevgili dostum müdür George Taft gururluydu. Taş duvar üzerindeki kanlı parmak izinden saldırganın DNA profilini elde edebilmişler, böylece genç kadını kimin öldürdüğünü bulmuşlar; binlerce kilometre güneylerindeki bir kundaklamada kullanılan hızlandırıcının, Alaska benzini olduğunu saptamışlar, bu sayede suçlu yakalanabilmiş; öldürülen bir adamın kolundaki saatin camı üzerindeki çiziklerin, şüphelinin evindeki tabancanın kabzası ile tam olarak örtüştüğünü saptamış, bu delille saldırganı mahkum ettirebilmişlerdi. Ancak bunların hiçbiri, kriminal laboratuvarlar tarihinde yeni bir sayfa açacak ırza geçme olayı kadar önem taşıyamaz.
Genetik bölümünden sorumlu Dr. Abirami Chidambaram, ırzına geçilmiş ve öldürülmüş kadının cinsel organından alınan örnekte iki kişinin DNA profilini bulmuştu. Profillerden biri mağdur kadına aitti, diğeri besbelli saldırgana. Elde bir şüpheli vardı ve yanağının içinden alınan hücrelerin DNA’sı, cinsel organda bulunan profili tutuyordu. Savcıya gereken en güvenilir kanıta ulaşılmıştı.
Şimdi sıra, bu kişinin evvelce karıştığı ancak faili meçhul kalan bir suçla ilgisi bulunup bulunmadığını sorgulamaya gelmişti. Dr. Abirami, 124.285 profilin yer aldığı faili meçhuller veri tabanınında benzerine rastlamadı. Son yapılacak iş, saldırganın evvelce DNA deliline dayalı bir mahkumiyeti olup olmadığına bakmaktı. O tarihte 2.754.714 mahkum profilinin yer aldığı CODIS’i (Combined DNA Index System) taramaya başladı.
10 dakika kadar sonra bilgisayar ekranında "Dikkat, aynı profile rastlandı" uyarısı yanıp söndüğünde; "Demek evvelce suç işlemiş" diye düşündü Dr. Chidambaram ve savcıya bilgi verdi. Yanılıyordu. Saldırganın başka suçu yoktu. "O halde tek yumurta ikizi var" diye düşündü. Savcılığın yanıtı şaşırtıcıydı. İkizi yoktu, erkek kardeşi vardı, iki yıldır eyalet cezaevindeydi ve veri tabanındaki profil ona aitti. "Bu olamaz" diye itiraz etti Abirami Chidambaram, "Tek yumurta ikizi dışında herkesin DNA’sı farklıdır. Saldırganla mahkumun DNA profili birbirinin aynısı olamaz". Yanılıyordu. Olurdu. Bir kardeşten diğerine yıllar önce kemik iliği nakledilmişti ve artık kanlarında aynı DNA dolaşıyordu. (Kaynak : Sevil Atasoy- Hürriyet Gazetesi)

OLAY 3 - Kan dopingi yapmadığını ileri süren bisikletçi


2004 Atina Yaz Olimpiyatları’nda, erkekler zamana karşı yarışında altın madalyayı, Lance Armstrong’tan sonra ABD’nin en önemli yol bisikletçisi Tyler Hamilton kazandı. 20 Eylül 2004 günü haber ajansları, Atina doping laboratuvarının raporunu geçti. Hamilton’un "homolog kan transfüzyon testi" pozitifti. Yani, kan dopingi. Atina Olimpiyatları’ndan bir ay sonra düzenlenen İspanya Bisiklet Turu’nda da dopingli çıktı.
Tyler Hamilton, Atina sonuçlarına itiraz etti ve "B" kabına alınan ikinci "şahit" kan örneğinin başka bir laboratuvarda incelenmesini talep etti. Hamilton’un bu talebi haklı görüldüyse de yerine getirilemedi. Laboratuvar, "B" örneğini dondurmuştu ve dondurularak muhafaza edilen örneklerde kan dopingini kanıtlayacak deneyleri yapmak olanaksızdı. Bunun üzerine Hamilton’un altın madalyası elinden alınamadı. Sadece 22 Eylül 2006’ya kadar yarışlardan men edildi.
Hamilton, kan dopingi yapmadığında ısrarcı. 1 milyon doları bulan masrafa katlanarak biyokimya ve genetik uzmanlarından oluşturduğu ekip, "flow sitometri" adlı bir teknikle yürütülen "homolog kan transfüzyon testi"nde yanılgılara yol açabilecek en az 10 neden sıralayan bilirkişi raporları hazırladı. Aralık 2004 ve Ocak 2005’te alınan kan örnekleri, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Dr. David Housman ve Rebecca Wallace tarafından yine "flow sitometri" tekniği ile incelendi. Kan dopingini kanıtlayacak bulgulara rastlanmadı. Ancak olimpiyat komitesi, ne bilirkişi raporlarına, ne de bu sonuca itibar etti.
Bu arada, Viyana Üniversite’sinden Dr. Wolfgang Mayr ünlü sporcunun kimerik olabileceğini, bir diğer deyişle, doğamamış ikizinin özelliklerini taşıyabileceğini öne sürdü. Bu iddia üzerine Kuzey Amerika Spor Tahkim Mahkemesi 2005 ağustosunda elindeki kan örneklerinde kimerizm testi yaptırdı. Aynı deneyleri Dr. Wolfgang Mayr de tekrarladı. Hamilton’u savunmaya yönelik bu çabalar işe yaramadı. Kimerik değildi.
Altın madalyalı sporcunun öyküsü giderek kendi aleyhine doğru gelişiyor. İspanyol polisi, bisikletçiler arasındaki doping olaylarını soruşturmak üzere yürüttüğü "Operacion Puerto" kapsamında sorguladığı ve 2006 Mayıs’ında tutukladığı Dr. Eufemiano Fuentes’in 58 müşterisi arasında, Hamilton’un da bulunduğunu iddia ediyor. Dayanağı, bisikletçinin karısı adına kesilmiş 54 bin 60 dolarlık bir fatura. (Kaynak : Sevil Atasoy- Hürriyet Gazetesi)

OLAY 4 - Bir Doğum Lekesinin Ardındaki Sır

Taylor Muhl’un karın bölgesi. Karnının sol tarafındaki kızarıklık ikiz kardeşinin DNA’sından kaynaklanıyor.
Taylor Muhl’un karın bölgesi. Karnının sol tarafındaki kızarıklık ikiz kardeşinin DNA’sından kaynaklanıyor.

Amerika’da şarkıcı Taylor Muhl bir gün vücudunun sol tarafını kaplayan doğum lekesini doktora göstermek istedi. Doğum lekeleri özel bir şekli olmayan küçük koyu lekelerdir. Muhl’un doğum lekesi ise vücut rengini tam ortadan iki ayırıyordu. Çok keskin ve düz bir geçiş. Bu durum şimdiye kadar herhangi bir ciddi sağlık sorununa yol açmamıştı ama ileride ne olacağını merak ediyordu. Muhl vücudunun sol tarafındaki her şeyin sağ taraftakinden biraz büyük olduğunu söylüyordu. Ağzının sol tarafında daha fazla diş vardı. Bunun yanında bazı yiyeceklere, ilaçlara, mücevhere ve böcek ısırıklarına alerjisi vardı. Bütün bunların doğum lekesi ile ilişkili olacağı aklına gelmemişti. Doktora muayene oldu ve sonunda kendi vücudu ile keşfettiği gerçek onu şok etmişti. Muhl anne karnında ikiz kardeşini kendi vücuduna hapsetmişti. Şimdi onun genetik kodunu taşıyordu. Vücudunun sol tarafındaki doğum lekesi dediği izlerın, fazlalıkların kaynağı kardeşinin genetik materyaliydi. Taylor Muhl iki farklı DNA taşıyan bir kimeraydı. Muhl’un alerjilerinin kaynağı da kimerizmdir. Muhl’un durumu tetragametik kimerizm olarak adlandırılıyor. En nadir kimerizm türü. Anne rahminde iki yumurta iki farklı sperm ile döllenip çift yumurta ikizleri oluşuyor. Çift yumurta ikizlerinin olma ihtimali %2,28’dir. İki yumurta döllenip iki zigot oluştuktan sonra her zigotun farklı DNA’sı vardır. Bunları farklı zamanlarda doğan iki kardeş gibi düşünebilirsiniz. Farklı spermler farklı yumurtaları döllüyor. Zigotlar hemen bölünmeye ve farklı plasentalar aracılığıyla beslenmeye başlar. Ancak Muhl çok küçükken ikiz kardeşini kendi vücuduna almış.
Kimerizm ile doğan bebeklerde deri yamalı gibi görünür. Doğum lekesi sanılan o bölge farklı DNA içerir. Bazı vakalarda kişinin iki farklı kan grubuna sahip olduğuna bile rastlanabilir. Bu çok nadir görülen bir durumdur çünkü ölümcül olabilir. Bazı kimeralar hem erkek hem de kadın cinsel organına sahiptir. Hayvanlarda daha sık rastlanan kimerizm insanlarda o kadar sık değildir. Belki de biz farketmiyoruz. ( Kaynak : Kimerizim Nedir Ne Değildir - Çağlayan Taybaş )

OLAY 5 - Türkiye'den Bir Olay - Bir baba iki DNA

Anlatacağımız olay sıcağı sıcağına 24.01.2020 tarihli Sabah Gazetesinden Fatih Ulaş'ın haberi ( Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz )
Olay Manisa'da geçiyor. 2005'te M.A. ile evlenen A.V.'nin, tüp bebek tedavisi sonrası çocuğu oldu. Çiftin daha sonra normal yoldan iki çocuğu daha oldu. 13 yıl evli kalan çift, 2018'de anlaşmalı boşandı. M.A. bir süre sonra çirkin dedikodular ve ailesinin baskısı üzerine, çocukların kendisinden olduğunu ispatlamak için 2019'da soybağı tespit davası açtı. İzmir Adli Tıp, çocuklar ve babadan örnekler alarak DNA incelemesi yaptı.
Adli Tıp'ın 26 Eylül 2019'daki raporunda, çocuklar ile babanın DNA profilinin karşılaştırıldığı, M.A.'nın çocukların biyolojik babaları olmadığı kaydedildi. Anne A.V.. yaşadığı şaşkınlık ve endişeyle Manisa Barosu avukatlarından Zeynep Avcı ve Ece Yavaş'a ulaştı. Avukatlar rapora itiraz etti. Dilekçede, baba M.A.'ya askerdeyken ilik nakli yapıldığı, bu nakil nedeniyle kan grubunun bile değiştiği ancak DNA testinde bu durumla ilgili hiçbir tespit olmadığı dile getirildi. Dilekçede Adli Tıp'ın dünyada çok nadir görüldüğü belirtilse de çift DNA (kimerizm) faktörüne ilişkin değerlendirme yapılması da talep edildi. Mahkeme itirazı kabul etti. Adli Tıp ikinci kez test yaptı. İtiraz süreci, davanın ve ailenin kaderini değiştirdi.
Adli Tıp, 4 Eylül 2020'deki son raporunda, ilik nakli sonucu bir insanda, iki insana ait DNA'nın bulunabileceğini, buna tıpta "kimerizm" denildiğini bildirdi. Babadan bu kez "ağız içi sürüntüsü" ve "köklü kıl" örnekleri, çocuklar ve anneden de ağız içi sürüntü örnekleri alındığı aktarıldı. Raporda, babanın ağız içi sürüntü örneğinde birden fazla şahsa ait DNA profilinin bir arada karışık olarak elde edildiği belirtildi. Karışık DNA profilinin, daha önce babaya ait kan örneğinden elde edilen DNA profilini de içerdiği tespitine yer verildi. Son dakika gelen bu raporda sonuç olarak, baba M.A.'nın yüzde 99.99 ihtimalle üç çocuğun da biyolojik babası olduğu kaydedildi. Davayı 30 Aralık'ta karara bağlayan mahkeme, son rapora göre babanın M.A. olduğuna hükmetti.

KİMERA olduğunun farkında olmayan bireyler
Bazı insanlar kimera olduklarını çoğu zaman bilmezler. Örneğin, 2002'de böbrek nakli bekleyen Karen Keegan ile böbrek bağışlamak isteyen aile bireylerinin birtakım genetik incelemelerden geçtiği ve Keegan'ın kendi çocuklarının annesi olamayacağına dair bulgular elde edildiği haberi yayınlanmıştı. Uzmanlar, Keegan'ın kan hücrelerinde iki farklı DNA dizisi bulmuş ve onun bir kimera olduğunu ortaya çıkarmışlardı.
Bir kişi, kendisine kemik iliği aktarılması durumunda da kimeraya dönüşebilir. Genellikle löseminin sağaltılması amacıyla uygulanan bu tür işlemler sırasında kişinin kendi kemik iliği yok olur ve yerini bir başkasından aktarılan kemik iliği alır. Kemik iliği alyuvarlara dönüşen kök hücreler içerir. Böylece kişi, kemik iliğini veren kişiyle özdeş kan hücrelerine sahip olur.
Kimi durumlarda ise, kemik iliği aktarılan kişinin tüm kan hücreleri vericinin DNA’sıyla uyumlu olurken, Bone Marrow Transplantation (Kemik İliği Nakli) dergisinde 2004 yılında yayımlanan bir rapora göre, alıcı kimi zaman hem kendi kan hücrelerini, hem de vericiden aldığı hücreleri taşıyabilir. (Kaynak: Kimerik İnsanlar)

KİMERİZM Nedir
Kimera veya Khimera, ağzından ateş püskürten, kafası aslan kafasından ve gövdesi dişi keçinin gövdesinden oluşan mitolojik yaratıktır. Kimera mitolojide bir bedenden birden çok kimliğin çıktığı hayal ürünü bir yaratık olsa da adını Kimera dan alan kimerizm günümüz de birçok soruna yol açan bir sağlık sorunu olarak bilinmekte. Sadece insanlarda değil, bitkiler ve hayvanlarda da görülen bu sorun, hayvanlarda yumurtanın bir seferden daha çok kez döllenmesi ile, bitkilerde ise genellikle hücre bölünmesi sırasında oluşan mutasyonlarla aynı yumurtadan farklı dokular oluşmasıyla gözlemlenmektedir. ( Kaynak : Zeynep FEDAİOĞLU - Bezelye Dergisi)
Kimerizm en kısa tanımıyla, insan vücudunda, farklı farklı bölümlerde, farklı dna dizilimlerinin bulunmasıdır. Genetik kimerizm farklı zigotlardan çoğalan hücrelerin tek bir organizma oluşturması olarak bilinen biyolojik terimdir. Hem insanlarda hem de diğer hayvan ve bitkilerde görülebilen kimerizm canlılara çeşitli özellikler kazandırabilir. Kimerizmin canlılarda birçok görülme şekli vardır. Deri rengi, göz rengi veya kan grubu bunlardan bazılarıdır. Bazen fenotipte herhangi bir değişiklik görülmez ancak genotipte kimerizme rastlamak mümkün olabilir. oOgan nakli de kimerizme neden olabilen bir durumdur. Vericinin DNA’sı ile alıcının DNA’sı birbirinden farklı olduğu için organ nakli olduğu zaman canlı vücudunda iki farklı genom bulunur. Dışarıdan gelen yabancı genom bazı durumlarda kendi hükümranlığını kurar ve kendi kurallarını uygular. Örneğin, kemik iliği nakli bazen kişinin kan grubunu değiştirebilir. Çoğu insan annesiyle özdeş birkaç hücre ile doğar. Bu hücrelerin oranı sağlıklı insanlarda yaşlandıkça azalır ve kişinin kendi hücreleri çok büyük bir baskınlık kazanır. Annesinin DNA’sıyla özdeş genetiğe sahip hücreleri fazla sayıda barındıran kişilerde otoimmün hastalıkların daha fazla ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Bunun sebebi muhtemelen bağışıklık sisteminin bu hücreleri düşman gibi görüp onlara saldırmalarıdır. Bir nevi vücutta bir iç savaş çıkıyor ve otoimmün hastalıklar baş gösteriyor.

Mikrokimerizm 
Kan nakli
sırasında da kişiye geçici olarak bir başkasının hücreleri aktarılabilir. Ancak uzmanlar kemik iliği sırasında aktarılan yeni kan hücrelerinin kalıcı olduğuna dikkat çekiyor.
İnsanlarda çok daha yaygın olarak - bir bireye ait az sayıda hücre ya da DNA’nın başka bir bireyde bulunması biçiminde tanımlanan - mikrokimerizm durumuna tanık olunabilir. Bu durum gebelik sırasında az sayıda hücrenin embriyodan çıkması ve annenin kanına karışarak farklı organlarına taşınması durumunda görülebilir.
2015 yılında yapılan bir araştırma bu sürecin, en azından geçici olarak, hemen hemen tüm gebe kadınlarda yaşandığına işaret ediyor. Araştırma kapsamında uzmanlar, gebelik sırasında ya da doğumu izleyen bir ay içerisinde hayatını kaybeden 26 kadının böbrek, karaciğer, dalak, akciğer, kalp ve beyinlerinden aldıkları doku örneklerini inceledi. Sonuçta, tüm bu dokularda embriyodan gelen hücreler olduğunu gördüler. Nedeni ise, bu hücrelerin yalnızca erkekte bulunan bir Y kromozomunu içermesiydi. Ayrıca bu kadınların tümü erkek çocuğa gebeydi.
Kimi zaman embriyodan gelen hücreler uzun yıllar annenin vücudunda kalabilir. 2012 yılında yapılan bir araştırmada, yaşları 32 ile 101 arasında değişen 59 kadının ölümden sonra beyinleri incelendi ve %63’ünün beyninde embriyodan gelen ve erkeğe ait DNA izleri görüldü.(Kaynak: Rita Urgan - Kimerik İnsanlar)

KİMERİZM'in İsim Babası 



Bu duruma adını veren Kimera ise Yunan mitolojisinde tek bir vücutta çeşitli canlıların kimi uzuvlarına sahip, ağzından ateş püskürten yaratık. Genellikle yaratığın bir başı aslan, bir başı keçi, gövdesi aslan ve kuyruğu yılan olarak tasvir edilir. ( Bakınız. Vikipedia)
Ephyra Kralı'nın oğlu Bellorophontes kardeşini öldürür ve ceza olarak Olimpos'ta yaşayan bu canavarla savaşa gönderilir. Athena,Bellorophontes'e yardım amacıyla kanatlı at Pegasus'u verir. Bellorophontes, Kimera'yı kurşun uçlu kutsanmış mızrakla, çenesinden vurur ve yer altına gömer.Ancak,canavarın alevleri yeryüzüne çıkmaya devam eder. Kimera'dan kurtulan halk,bu alevlerden meşalelerini yakarak Olimpos kentine doğru koşar ve kutlamalar yapar.Böylece,olimpiyatların ilk örneği gerçekleşmiş olur.
Kimera'nın alevleri halen yeryüzüne çıkmaktadır..Yanartaş adıyla bilinen bu yer,Antalya Çıralı'da bulunmaktadır.Küçük bir doğalgaz kaynağı olduğu düşünülse de,derinlerde ne olduğunu kim bilebilir ki?..

Laboratuvarların kalitesi adalete yeter mi
Kan ve kemik iliği (kök hücre) nakillerinde, doğuştan kimerizmin aksine, sadece bir süre kimerizm gözlenir.
Konu, suçun aydınlatılması çerçevesinde incelendiğinde, gerek kan, gerekse kök hücre nakillerinin failin bulunmasını zorlaştıracağı bir yana, verici ya da alıcının haksız yere suçlanmasını da beraberinde getireceği akıldan çıkartılmamalıdır. Örneğin olay yerinde biyolojik delil bırakan suçlu, kan nakli yapıldıktan üç ay içinde yakalansa, kanda DNA analizi yaparak suçlu olduğunu kanıtlamak neredeyse olanaksızlaşırdı. İşin kötü tarafı, DNA bankası çok geniş bir ülkede yaşasaydı ve bir rastlantı eseri ona kemik iliğini veya kanını verenin DNA profili bu bankada yer alsaydı, suçu işleyenin o kişi olduğu sanılacaktı.
O halde, kemik iliği nakli yapmadan önce, gerek vericiye, gerekse alıcıya, günün birinde hiç işlemedikleri bir suçun faili olarak tutuklanabileceklerini söylemek mi gerekir? Söylenirse, insanlar kemik iliklerini vermekten cayarlar mı? Bir tarafta sağlık, diğer yanda adalet, insan hakları, etik. Ne garip bir ikilem değil mi?
Bu yazdıklarımdan yola çıkarak, DNA analizlerini ve bankaları savunmaktan vazgeçtiğim sonucu çıkartılmamalı. Sadece suçlu ile suçsuzu ayırmada, kimi zaman uluslararası akreditasyona sahip bir laboratuvar kalitesinin dahi yetmeyebileceğini belirtmek istiyorum. Elbette delillerin en doğru ve güvenilir biçimde incelenmesi vazgeçilmezdir. Ancak, bunların yorumunu yapabilecek bilgiye sahip olmak, en az onun kadar önem taşır.  (Kaynak : Sevil Atasoy- Hürriyet Gazetesi)

Sonuç: 
İfade edilenlere bakıldığı zaman DNA testi sonucunda hayatta hiç duymadığımız bazı olgulara rastlayacağımız mümkün olmaktadır. Yani,kişi kendinden emin olduğu zaman tüm şartları zorlamalı ve gerekirse bir değil bir kaç kere testi farklı objelere dayandırarak tekrarlatmalıyız. Hayatın zaman zaman bizlerle oyun oynayabileceğini, bilmediklerimizin ortaya çıkabileceğine inanmamız lazımdır. Gerek yargı gerekse konu öznesi olanların önlerine konulan rapora dahi şüpheyle bakmaları gerekmektedir. Farklı laboratuarlardan farklı sonuçlar farklı materyallerle tekrarlanabilmelidir.
Gen testindeki doğruluk öncelikle kullanılan materyale, materyalin çalışılma ve analiz metoduna bağlıdır. Genetik testlerinden duyulan, bilinen alışılan materyaller bizi yanıltabilir. Mesela genelde bilinen hatta dizi filmlerden öğrenilen kaba saba bilgiler kişileri yanıltabilir. Mesela, saç, tükürük, dudak izi, el izi, vs. Her zaman doğru sonuçlar veremeyebilir.
Genetik testlerin yüzde 100 doğruluğu söz konusu olabilmesi için çalışma yöntemleri irdelenmelidir. Sadece kandan yapılan genetik testler yetmeyeceği gibi, bununla birlikte bazı vücut sıvıları, dokularından alınan örnek (yanak içi mukoza, tükürük idrar, plasenta, kanserli doku vs ) önemlidir.
Tabi sadece alınan materyallerin yetmeyeceği de bilinmelidir. Bunun yanı sıra testler için hangi yöntemle yapıldığı, hücre kültürü, kaç kültür kabında incelendiği ve incelenen bant seviyesi, kromozomların kaç büyüklükte incelendiği önemlidir.

Derleme : Erol Kara - 24.1.2021 - erolkaranet

Etiket

Yorum Gönder

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam

İlginizi Çekebilir

Reklam