Type Here to Get Search Results !

Banner

erolkara.net

Namus, Sadece O Anladığınız Değildir?

İslamda namus kavramı
Namus
sözlükte; toplum içinde onur ve ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlılık, doğruluk, dürüstlük, erdemlilik, ahlaklılık olarak tanımlanır. Aynı şekilde; ırz, doğruluk, kanun, din, iffet, edeb, hayâ, nizam, emniyet gibi birçok manası vardır.
Namussuz terimi ise daha ziyade, iffetsiz, edepsiz, hayâsız, sözünde durmayan gibi manalarda kullanılır.
Dini terim olarak namus; İmana, Kur’an’a, İslam dinin esaslarına, ibadet ve ahlakın genel kaidelerine sadık kalmak, doğru ve samimi olarak bunları uygulamak manasınadır.
Namuslu ise Yüce Allah’a, Kur’an’a, İslam’a, ahlaka sadık ve dürüst imanlı kullara denir.
Buradan hareketle dinen namussuzluk; dine gerekli hürmet ve saygıyı göstermemek, alay etmek, riyaya bulaşmak, çıkar için döneklik etmek, ahlak ve iffet sınırlarına uymamak, kaldırmak, yalana müracat etmek gibi halleri sergilemektir.
Namussuz ise huzur ve barışı bozanlara, Allah’a teslimiyetsizliği savunanlara, toplumsal kabul ve idrakleri kendi çıkarına yorumlayan ve kullananlara, Allah’ın kanunlarını yani emir ve yasaklarını çiğneyenlere denir.
Namusun izahı sadece dini manada elbet yapılamaz. Çünkü aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir öneme de sahip olan namus, toplumların ayakta kalabilmesi, bekası için lazım olan sadakat, erdem ve faziletler bütünüdür.
Yazılı kanunlara, toplumsal kabullere, geleneklere, yaşanan zamanın olması gerekenlere, ahir zaman şartlarına, millet olma bilincine, milli hedeflere, toplumun can damarlarına ait sahiplenme ve ait olma hissi, doğruluk ve muhabbetle hizmet, bir arada yaşamak niyetindekilerin bekası için ölmeyi dahi göze almak erdemi, aynı çatı ve bayrak altında haysiyetle yaşama isteği, düşman ve kafirlere karşı bir olma gayesi, kişisel çıkarları toplum çıkarlarından üstün tutmama hali namustur.
Namuslu olmak, ar’lı yani haya’lı olmak yani utanmayı bilmektir. Namussuz olmak ise şerefsizliği, erdemsizliği yaşam felsefesi olarak benimsemek, niyet ve amellerini hem dinin gereklerini hem toplumsal alışkanlık ve kuralları yok sayarak çıkarları istikametinde şekillendirmektir.
Namus değişmez, evrensel yaşam ve İslam ilkelerinin adıdır ki kişilerin yorumlarıyla, batılla, zamanla kirletilemez, çarpıtılamaz. Burada hak ve hakkaniyete, adalete sadakat de ön planda tutulması gereken hususlardandır.
Namusu sadece cinsel manada telaffuz etmek yapılabilecek en büyük hatadır ki asıl sahiplenilmesi gereken bedensel namus kadar ruhsal ve manevi mahremiyettir. Çünkü bedensel olarak kendisini kirletmekte olanların dahi kaybı cinsel namussuzluk değil imani, ahlaki ve İslami namusuzluktur.
Şeref ve haysiyetle bezenmiş hak olana sadakat ve şartsız kabul etmek olarak tanımlanan namus kavramı ; milli, dini, ahlaki, kanuni değerleri, mahremiyeti, aileyi, toplumu, vatanı, erdemi, haysiyet ve şerefi, vicdanı, adalet, hak ve hürriyeti, eşitliği içine alan devasa bir iman göstergesidir.
Bu manada namussuzluk ise genel iman, İslam, hukuk ve ahlak ilkelerine aykırı olarak; hıyaneti, cinayeti, terörü, aldatmayı, vatana, dine, millete zarar vermeyi, hür iradeyi engellemeyi, başkalarına bu yolla zarar vermeyi, hak ve adalete düşman olmayı, zalimlere boyun eğmeyi, cihad ve mücadeleden kaçmayı, faydasız yaşamayı, topluma değer katamamayı, Allah’tan değil de başkalarından korkmayı, riyayı, dönekliği, dinciliği, sahtekarlığı, kamu malına el atmayı vs. içeren devasa bir kişilik kaybı ve güzele olan düşmanlığın adıdır.
Namuslu sıfatı, lekesiz ve şerefli yaşamak gayesindekiler ve bunu hak edenler için kullanılır.
Cebrâil (a.s)’ı peygamberimizin “namus” sıfatıyla tanımlaması da bize gösterir ki Allah ve Kur’an’a bağlı, doğru sözlü, sadık, bilgili ve güvenilir olma hali namusun kısa tarifidir.
Namus kelimesinin “utanma duygusu” olarak izahına dair yine Peygamberimizin (sav) “utanmazsan istediğini yap” sözünü hatırlamak lazımdır. (Buhâri, Enbiya, 54; Edeb, 78; Ebû Davud, Edeb, 6; İbn Mâce, Zühd, 17; Mâlik b. Enes, Muvatta’, Sefer, 46; Ahmed b. Hanbel, a.g.e., IV, 121, 122; V, 273).
Bu hadisten de anlaşılacağı üzere kalp ve vicdan, erdem, şeref ve haysiyet, akıl ve ilim, tecrübe ve kabullere uygun yaşamak idraki kişiye doğruyu gösterir ve utanılacak durumun ortaya çıkması ise bu hallerin geçici süreliğine de olsa terki durumudur. Buna etken de çoğu zaman nefis ve dünyevi çıkarlardır.
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde namus sözcüğü karşılığında “iffet, haya, mahrem yerini koruyan” vs.. ifadeler kullanılmış ve bu hisse sahip olanlar övülmüş; bu duyguları çiğneyip saygısızlık edenler yerilmiştir.
Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı öderler. Onlar ki, ırzlarını korurlar.” (Mü’minun 23/1-5)
Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.” (Nur 24/4)
“… namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab 33/35)
İffet kelimesi de Kur’an’da namusla benzer manada kullanılmıştır.
Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar… Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın…” (Nur 24/33)
Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (Tahrim 66/12)
“(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı… ” (Nisa 4/24)
Benzer şekilde ırz kelimesi de aynı manadadır.
Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler…” (Nur 24(30, 31)
Gözlerle haram işlemek ifadesi bize namusun başka bir penceresini açar ki teşvik ve davet etmek, aramak ve kollamak gibi ahlaksızlıklar namussuzluğun ayak sesleridir. Keza gizli şehvete, edepsiz isteklere, beklenti ve yanlış anlamalara kadar uzanan bu sapıklık hali de en az fiiliyat kadar yasak ve varacağı nokta itibarıyla tehlikelidir.
Kur’an’ın maddesel manada namusla kastı daha ziyade mahremiyetle alakalıdır. Lakin erdem, şeref ve haysiyet gibi terimleri de sıklıkla kullanan ayetler ruhsal ve manevi namusu da öne çıkarır mahiyettedir.
Ayetlerde; iffetli ve hiç bir şeyden haberi olmayan mümine hanımlara iftira atmak, gıybet ve yalan ile namusa haksız yere sataşmak gibi haller kesinlikle yasaklanmış, öte yandan kişilerin nâmus ve haysiyetlerini korumaları şiddetle emredilmiştir. Yani namus kavramındaki temel iki husus kişinin namuslu davranması ve başkalarının iftira ile namusa saldırmamasıdır.
Namusun çoğu halde ispatı zordur bu nedenle alamet, delil veya şahit olmayan hallerde kişinin namussuzluğuna hükmetmek de tekfir gibi vebal gerektirir. Her şeyi bilen ve gören Allah elbet hakkı üstün kılacaktır. Lakin bilinen, malum hallerde namussuzluğa karşı tedbir almak, o erdemsiz kişilerle araya mesafe koymak lazım gelir.
Namusta bir diğer kavramda elbette aile kavramıdır ve namusun asıl korumaya aldığı müesseselerden birisi de ailedir. Bu da İslam’ın gelecek nesilleriyle ve bekasıyla alakalıdır. Yüce Allah bu nedenle eşler arası sevgi ve şehveti yaratmış, bu sevgi ve şehvetin meşru olmayanını, çirkin olanını yasak etmiştir. Zina ve fuhuş olarak nitelenen bu haller aldatmayı, nafakayı heber etmeyi, yalanı, çirkini temsil ettiğinden toplum için beladır ve kanunda yasak olmasa bile dinen yasak olması cezaya muhatap olduğunun ispatıdır. Buradan hareketle zinanın kanun yoluyla da yasaklanmasının zarureti ortaya çıkmaktadır.
Namusu sadece karşı cinsler arasında değerlendirmek de en büyük hatalardandır ki eşcinsellik Lut kavminin helakına yol açacak kadar lanet bir günahtır. Burada sadece erkekler arası değil ancak kadınlara arası sapık ilişkileri de düşünmek lazım gelir ki bunlar da namussuzluğa dahildir.
Dinimizce bir müslümana başka bir müslümanın namusu kesinlikle haramdır. Bu şu demektir ki; Müslüman bir kadına cinsel manada taciz, tecavüz, fuhuş, zina yoluyla yanaşmak (hatta cinsel beklenti sebebiyle dul kadınlara sadaka vermeye çalışmak), zorlamak, iftira atmak, bizzat kirletmek, muta nikahıyla ahlaksızlığa kılıf uydurmak hep haram olan şeylerdir. Bunun tam tersi de yani bir Müslüman kadının Müslüman başka bir erkeği ayartması, para veya başka beklentilerle kendisini satarak o kişiyi de günaha sevk etmesi kesinlikle haramdır.
Namusu müdafaa ve namussuzluğa karşı mücadele tüm toplumun görev ve sorumluluğudur. Çünkü tedbir alınmayan namussuzluk hali önce utanmayı ve sonra ahlakı yerle bir eder, din ve iman bundan ziyadesiyle zarar görür. Bu cihetle bu kavramları yasalarla korumak, ve aksine davrananlar için tedbiri almak ilk başta yöneticilerin görevidir.
Namussuzluğa sevk eden ortam ve şartları oluşturma, yardakçılık etme halleri de elbette namussuzluk örnekleridir. Kız çocuklarını kaçırarak sermaye (!) yapmak, uyuşturucuya alıştırarak çalıştırmak, yurtlara, oğlanlara, yetimlere sulanmak, yalan ve para ile kandırmak, taciz ve tecavüzleri cezasız bırakmak namussuzluğa çanak tuttuğu için haramdır.
Namussuzluğa dair çığır açmak ve namussuzluğun toplum ahlakında kalıcı yer etmesine göz yummak ise ecelle dahi bitmeyen büyük bir vebaldir.
Hele ki dinen reşit bile olmayan kız ve erkekleri cinsel fantazilere alet etmek, onları şehvet oyuncağı haline getirmek, istikballerini bu yolla kirletmek ve buna dini muta nikahı gibi en baştan haram olan kisveler uydurmak külliyen haram olan namussuzluk hallerdir.
Namussuzluk hatasını yapmış lakin sonrasında pişman olarak tevbe etmiş birisini ise o işi terk ettiği halde hala namussuzlukla itham etmek ve aşifte olarak damgalamak iftiradır ve büyük günahtır.
Manevi manada ise namussuz olanlar manevi mikroplardır ki bunlar mahremiyete, temiz ve güzel olana düşmandırlar. Bu kimseler kendileri gibi başkaları da paraya, makam ve mevkilere, sorumsuz şehvetlere esir olsun isterler ki şeytan bu işte ele başıdır ve sürekli hırs ve kibiri fısıldar.
Kurtuluş savaşımızda bağımsızlık hareketinin ilk ilkesi namustur ve toplumsal, askeri ve hukuki kaideler namuslu insanlar tarafından şekillenmiş, namussuzlar saf dışı bırakılmıştır.
Özetle;
Namus ırz, haya, erdem, haysiyet ve şeref olarak hem maddi hem manevi manada korunması gereken bir haldir, Kur’an emri, toplumsal gerek ve yasal kanundur.
İslamda namus kavramı doğru yapınca vicdandan doğan huzur ve esenlik hali, yanlış yapınca yüz kızarıklığı ve utanma halidir.
Namusun ödülünü ve namussuzluğun cezasını vermede toplum çoğu zaman yetersiz kalsa da namusu özendirmek ve namussuzluğa karşı çıkmak İslam ve imanın bekası için her Müslümanın görevidir.
İmanın ve dinin gerektirdiği namusu yasal olarak koruma altına almak ve her anlamda namussuzluğa tedbir getirmek yöneticilerin vebalidir.
Namusu korumak kadar namussuzlukla mücadele de erdemdir ve namusa atılacak haksız iftira en büyük günahlardandır.
Namus imani, dini, ahlaki ve toplumsal değerlere sahip çıkma göstergesi ve görevidir.
Çünkü namus Allah’a, Kur’an’a, iman ve ahlaka sadakat ve temiz kalmaya verilmiş sözdür.

Alıntıdır ... Kaynak için tıklayınız

Tags

Yorum Gönderme

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam



Bilmeniz Gerekebilir