Type Here to Get Search Results !

Banner

erolkara.net

Hukukçuların Keyifle İzleyecekleri Filmler

 Pandemi dolayısıyla gerek ofislerinde gerekse evlerinde günü gün etmek isteyen hukukçulara, online eğitim alan hukuk öğrencilerine ve bu mesleğe yatkın olanların keyifle izleyecekleri filmleri derledik. Ve sayfamızda yer vermeye çalıştık.

Beğendiğiniz filmi seçin ve Mahkeme, suçluluk psikolojisi, adalet gibi konulara eğilen, hukukun felsefesini sorgulayan, hukuksuzluk durumlarını irdeleyen, bazı durumlarda hukuk sistemini eleştiren filmlerden beğenbdikerlini izleyin. Hatta önereceğiniz filmler varsa yorum kısmına yazarak meslektaşlarınıza önerilerde bulunun

Kaçak (The Fugitive) – 1993
Chicago Memorial Hastanesi’nde saygıdeğer bir cerrah olan Doktor Richard Kimble (Harrison Ford), Chicago şehrinin ABD başkanı George W. Bush kadar zeki! polisleri tarafından karısını öldürmekle suçlanmaktadır. Dr. Kimble bunu reddetmekte, karısını tek kollu bir adamın öldürdüğünü söylemektedir, fakat deliller aleyhinedir.Mahkemeye çıkarılan Dr. Kimble suçlu bulunur ve zehirli iğneyle öldürülmesine karar verir. Dr. Kimble öldürüleceği yere nakli sırasında onunla beraber nakledilen diğer mahkumların kaçış entrikaları sayesinde kurtulur ve kaçar. Kimble’ın hedefi karısını öldürdüğünü söylediği tek kollu adamı bulmaktır. Ancak Kimble’ın işi kolay değildir; çünkü peşinde fazlasıyla inatçı bir dedektif olan Samuel “Sam” Gerard vardır. Kimble hem tek kollu adamı bulup cinayeti onun işlediğini kanıtlamak hem de bu süre zarfında dedektif Gerard’a yakalanmamak zorundadır. 

Anatomy of a Murder / Bir Cinayetin Anatomisi (1957)

Ortada bir cinayet var ve cinayetin sebebi suçu ne denli hafifletebilir? Film bu soru üzerinden temellendirilmiş. Filmde Manion isimli kişi cinayeti işlemiştir. Mahkemede işlediği suçu inkar etmez. Ancak suçu işlemesinin sebebi olarak öldürdüğü kişinin, karısına tecavüz etmesi olduğunu söyler. Bu film ahlak, adalet gibi kavramların sorgulandığı bir hukuk filmidir. Mahkeme nasıl bir karar verecektir? Cinayet meşrulaştırılabilir mi?

Birkaç İyi Adam (A Few Good Men) – 1992
Rob Reiner’in yönetmen koltuğunda oturduğu ABD yapımı gerilim tarzı bir filmdir. Donanma avukatı Daniel Kaffee oldukça rahat kişiliği ve henüz hiçbir davaya çıkmamış olması ile tanınmıştır. Küba sınırında askeri birlik içerisinde erlerden biri öldürülene kadar. Durumu kabullenmek zorunda kalan Kaffee’nin yapabileceği tek şey diğer avukatla beraber Küba sınırındaki birliğe gidip yaşanan her şeyi tanıklardan yerinde öğrenmektir. Ancak karşılarındaki en büyük sorun, erin ölümüne neden olduğu iddia edilen kırmızı kod emrini veren Albay Nathan R. Jessup’tır ve albay birliğin komutanıdır.

In the Name of the Father / Babam İçin (1993)
Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmaktan kaynaklanan bir olay sonucu tutuklanan bir evlat ve onunla birlikte hapishanede mücadele veren bir babanın gerçek hayattan uyarlanmış dramatik filmi.
Filmde demokratikliği ile övünen ülkelerin de, kokuşmuş adalet sistemleriyle hayatları nasıl altüst ettiğinin mesajı verilir.
Suçsuz yere hapis yatan bir grup genç ve bir adamın hikayesi, sizleri sistemi sorgulamaya yöneltecek ve adalet kavramı üzerinde cevapsız sorulara itecektir.

Runaway Jury / Jüri (2003)
Bir cinayet sonrasında hayatını kaybeden Jacob Wood tam olarak çözülemeyen bir davanın kurbanı olmuştur. İki yıl sonra kocasının kanını yerde bırakmamaya karar veren karısı Celeste bu cinayetten dolayı büyük bir şirketi suçlu tutmaktadır. Celeste, şirkete dava açar ve bu davada onu dürüst ve güvenilir bir avukat savunur. Ancak dürüstlük ve doğruluk çoğu zaman olduğu gibi bir kez daha hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Kimin kazanacağı ilk günden belli olan bu dava adalet ve hukuk kurumlarının kapalı kapıları ardında dönen şeyleri gözler önüne serer.

Büyük Dava (Class Action), 1991, Dram – ABD
Yönetmenliğini Michael Apted’in yaptığı 1991 ABD yapımı olan filmde, Kaybetmiş insanların hakkını arayan, dahi ve ünlü bir sivil toplum hakları savunucusu olan Jedediah Tucker Ward ile Mary Elizabeth Mastrantonio (kızı) bir davada karşı karşıya gelir. Hatalı olması muhtemel bir otomobil tasarımının milyon dolarlık davası, aralarındaki rekabete bir mahkeme salonunun tanık olmasına araç olacaktır. Bu noktada paradan çok daha fazlası söz konusudur.

A Man for All Seasons / Her Devrin Adamı (1966)
İngiliz Kralı VIII. Henry’in İngiliz Kilisesinin, Papalıktan bağlarını kopardığı ve kilisenin başına kendisinin geçtiğini beyan ettiği yasanın çıkarılması sürecinde kralın en yakınındaki büyük İngiliz hukukçusu Thomas More’un yargılanmasını anlatmaktadır. Eski eşinden kendisine “erkek bir varis vermediği” için boşanmak isteyen kralın “katolik nikâhı”ndan kurtulmak için More’dan yardım istemesi ancak karşılık bulamamasının damga vurduğu filmde tarafsızlığı ve sessizliği nedeniyle vatana ihanetle suçlanan bir hukukçunun idamı anlatılır.

Les Quatre Cents Coups / 400 Darbe (1959)
Suçluyu yaratanın bireyin kendisi mi yoksa toplum mu olduğu sorunsalı üzerine eğilen film, ailesi ve çevresi tarafından dışlanan Antioine’nin hikâyesini anlatıyor bize. Fransız yeni dalga sinemasının ilk örneklerinden olduğu ifade edilen filmin yönetmeni François Truffat. Cannes film festivalinde en iyi yönetmen ödülüne (1959) layık görülmüştür. Eğitim hayatında sorun yaşayan ve öğretmeni tarafından kötü muameleye maruz kalan, ailesi tarafından tabir yerindeyse bir yük olarak görülen bu nedenle hep bir yerlere gönderilmesi düşünülen, nihayet hâkim karşısına geldiğinde ıslah evine gönderilmesine karar verilen Antioine, en nihayetinde bir suçluya dönüşüyor. Peki, bu dönüşümde toplumun, bizlerin hiç payı yok mu? Antioine ile iletişim kurmayan, onu anlamaya ve yönlendirmeye çalışmayan her karşımıza çıktığında büyük bir umursamazlıkla yüzünü çeviren bizler değil miyiz?

Zama
Dünya prömiyerini 74. Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra sırasıyla Toronto ve New York’ta gösterilen, usta yönetmen Lucrecia Martel’in yönetmenliğini yaptığı film, Güney Amerika’da görev yapan ve İspanyol Kraliyeti’nin buradaki elçisi olan Zama’nın çaresizliği üzerinden sömürgeciliğin duygusal tarihine bir yolculuk yapmamızı sağlıyor. Film aynı zamanda Zama’nın çok uzak topraklardan gelen kanunları ve bunların yaptırımlarını, bir hakim olarak nasıl uyguladığını anlatıyor.

Kapanmayan Dosya – 1991
Kennedy Ailesi’nin başına gelenlerin ardında kimler vardı? Yaşananlar birer tesadüf müydü, yoksa sistematik bir planın parçası mıydı? Oliver Stone’dan ABD iç siyasetine ve bir döneme damgasını vurmuş Kennedy Ailesi’ne yönelik çarpıcı bir araştırma. New Orleans başsavcısı Jim Garrison kendisini Başkan John F. Kennedy suikastı araştırması içinde bulur. FBI’dan gelen resmi açıklamayı kuşkulu bulan Garrison, suikastı araştırdıkça şüphelerinde haklı olduğunu anlayacaktır. Filmle ilgili ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

Başkalarının Parası (Other People’s Money) – 1991
ABD yapımı komedi türünde olan bu filmin yönetmeni Norman Jewison’dur. Batmakta olan kurumların üstüne konan bir şirket avcısı, bu sefer gözünü bir aile şirketine diker. Şirketin sahibi, bu durum üzerine avukat olan kızından yardım ister. Ancak şirket avcısı genç kadını görür görmez çarpılır. Şimdi, ustaca manevralarla hem şirketi devralacak hem de genç kadının kalbini kazanacaktır.

Şüphe Altında (Presumed Innocent) – 1990
Alan J.Pakula’nın yönetmenliğini üstlendiği ABD yapımı film de zanlı haline gelen bir savcının hikayesi anlatılmaktadır. Metresi Caroline’nın (Greta Scacchi) öldürülmesiyle bir numaralı şüpheli durumuna düşen Rusty Sabich (Harrison Ford), gerçek katilin peşine düşmeye karar veriyor. Karısı Barbara’nın (Bonnie Bedelia) ilişkisini öğrenmesiyle ve katilin o olduğuna inanmasıyla hayatı tam anlamıyla cehenneme dönen Rusty, katilin kendisine hiç ummadığı kadar yakın olduğunu fark ediyor.

Mar Adentro / İçimdeki Deniz (2004)
Yaşam bir yükümlülük müdür ya da ölüm bir hak olarak değerlendirilebilir mi? Ötanazi gibi bireyin kendi eliyle ya da ikinci bir kişinin yardımı ile isteyerek hayatına son verip veremeyeceği gibi hassas ve etik olarak tartışmalı bir konuyu işleyen 2004 yapımı İçimdeki Deniz filminin baş rolünde ünlü oyuncu Javier Bardem yer alıyor. Filmde İspanya’nın Galicia bölgesinde bir denizci olan Ramon Sampedro’nun bir yardan denize atlaması sonucunda bel kemiğinin kırılması ve felç olması ile birlikte yaşadıkları anlatılıyor. Ramon felç olmasından sonra kendi yaşamına son vermek ister ancak bunu tek başına gerçekleştirmesi imkânsızdır. Bu nedenle kendisine ikinci kişilerin yardım etmesi gerekmektedir. Ancak İspanyol yasalarına göre böylesi bir hastaya yardım etmek ise suçtur. Film boyunca ölüm hakkını kullanmak isteyen Ramon’un hukuk mücadelesi ile ortaya çıkan iki hukuksal anlayışın mücadelesini izleriz. Çağlar boyunca binlerce insanı haksız bir şekilde idama mahkûm eden Kilisenin de dâhil olduğu bu mücadele daha da ilginç bir hal alır. Ramon’un 11 ölüm meleği aracılığıyla yaşamına son vermesi ile birlikte yargı süreci büyük oranda sona erer.

V For Vendetta (2005)
2020 yılının İngilteresinde geçen film distopik bir karakter taşımaktadır. Filmde zorba, aşırı derecede baskıcı bir toplum düzeni vardır. Yasak ve engellerle idare edilen halk şiddet sempatizanı haline gelmiştir. Kaotik bir ortamda V isimli gizemli karakter, masum karakter Evey’i kurtarır. Bu kurtarış ulusun kurtarılmasını sembolize eder. Uyanışı ve başkaldırıyı başlatır. Film alegorik unsurları ile izleyiciye görünenin ardındaki gerçeği sorgulatmayı amaçlamıştır. Film içeriğindeki birçok gönderme ile birlikte ‘Hukuk Devleti’ kavramını irdeletecek bir hukuk filmi olma özelliği taşımaktadır.

The Accused / Sanık (1988)
Tecavüz sahnelerinin “etik” veya “istismacı” olup olmadığı tartışılan filmde bir barda üç kişi tarafından tecavüze uğrayan Sarah’ın verdiği hukuk mücadelesi anlatılıyor. Filme ilişkin değerlendirme yazısını kaleme alan Ülker Yükselbaba yazısında; tecavüz konusundaki yaklaşımları, mağdurun adeta Sanık durumuna getirilmesi, toplumsal norm olarak tecavüz mitleri üzerinde duruyor.
Tecavüz mitlerine ilişkin değerlendirmesinde bu mitlerin oluşmasında toplumun değer ve inançlarının etkili olduğunu, tecavüz mağdurlarının toplumsal normlara uyup uymamasına göre tecavüz failinin tecavüz suçundan kurtulma oranının belirlendiğini ifade ediyor. Ülker Yükselbaba yazısında tecavüz mitlerini ise üç kategoriye ayırıyor; 1. Kadınları suçlayan, 2. Erkeleri haklı çıkaran ve 3. Tanıdıkların tecavüzlerini haklılaştıran mitler.

The Reader / Okuyucu (2008)
Başrolleri Kate Winslet ve David Kross’un  paylaştığı film, 2. Dünya Savaşı’nın bittiği Almanya’da genç bir çocuğun (Michael) kendisinden yaşça büyük olan Hanna Schmitz’e aşık olması ve arasındaki ilişkinin ilerlemesi ile başlar. Daha sonra Hanna Schmitz soykırıma iştirak suçlamasıyla yargılanır ve filmi içinize dolan hüzün ile bitirirsiniz.

Primal Fear / İlk Korku (1996)
Ünlü bir rahibin öldürülmesi ile başlayan olaylarda, sanığın (Edward Norton) içinde bulunduğu ruh hali izleyiciyi hem şaşırtır hem de rahatsız eder. Masum mu cani mi şeklinde sorgulamalar yapılır. Suçlu ve suçsuzu ayırmada yaşanılan zorluklar, çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmiştir.

Korku Burnu (Cape Fear) -1991
Max Cady, yıllarca yattığı hapisten yeni salıverilmiş bir tecavüzcüdür. Yıllar önce onu savunmuş olan avukat Sam Bowden ise küçük bir kasabada, 15 yaşındaki kızı ve karısıyla sakin bir yaşam sürmektedir. Sam, zamanında Max’ı beraat ettirebilecek bir delili, cahilliğini fırsat bildiği müvekkilinden saklamıştır. Şimdi eskisi kadar cahil olmayan Max, intikam için kasabaya gelir ve ağlarını Sam’in hayat dolu kızı Danielle’in etrafında örmeye başlar. Unutulmaz sahneleri, birbirinden ünlü oyuncularının eşsiz performanslarıyla izlemekten büyük keyif alacağınız psikolojik bir gerilim.

Paramparça / in the Fade

Fatih Akın’ın son filmi Paramparça, ırkçılık üzerine evrensel bir tartışmayı konu alıyor. Film, kocasını Nazi sempatizanlarının bombalı saldırısında kaybeden bir kadının adalet ve intikam yolculuğuna odaklanıyor. Özellikle, mahkemede sanıklarla yüzleşen Diane Kruger’ın performansı ile akıllara kazanan film, bu yılın önemli filmlerinden biri olmayı başardı.

Kuzenim Vinny (My Cousin Vinny) – 1992
Film, sinema afişlerinden birindeki tanıtım sloganında yazdığı gibi “Bir deneme yanılma komedisi!”dir. Kaliforniya’da kazandıkları üniversiteye başlamak üzere yola çıkan iki gencin otomobilleriyle Alabama eyaletinin küçük bir kasabasından geçerlerken işlemedikleri bir cinayetle suçlanarak tutuklanmaları ve New York’tan akrabaları olan bir avukatın (Joe Pesci) nişanlısıyla (Marisa Tomei) birlikte kasabaya gelerek mahkemede savunmalarını üstlenmesi anlatılmaktadır. Ne var ki bu akraba hukuk fakültesini güç bela bitirmiş, altı yıldır baroya kabul edilebilmek için sınavlara girip çıkan (lisansını alıp almadığı bile açık değildir) bir acemidir.

Cenneti Beklerken (2006)
Bir Derviş Zaim filmi olan Cenneti Beklerken’de Osmanlı padişahlarından III. Mehmet’in tahta çıkmasından sonra tüm kardeşlerini katletmeye başlaması, Şehzade Danyal’ın taht üzerinde hak iddia etmesi ve Şehzade Danyal’ın katledilmesi süreçleri anlatılır. Filmde çeşitli sanatsal,  felsefi ve hukuki konulara değinilmiştir. Filmi değerlendiren Yasemin Işıktaç, özellikle “temsil” kavramı üzerinde durmuş, temsilin her zaman sembolik bir pozisyonu olduğunu, dil, sanat ve kültür öğesi olan temsilin bu sembolik pozisyonunu gerçekliğe çevirdiğini, her çağın bir temsil anlayışı olduğunu ifade ediyor.

Angry Men / On İki Öfkeli Adam (1957)
Filmde Latin Amerikalı bir genç babasını öldürmekle suçlanmaktadır. On iki tane jüriden oluşan mahkeme bu gencin akıbetine karar verecektir. Jüri üyelerinin on bir tanesi genci suçlu bulurken, bir tanesi genci masum bulmaktadır. Genç suçlu bulunursa idam edilecektir. Film gencin yargılanma sürecini konu alır.

Suffragette / Diren (2015)
Hukuk kelime anlamı olarak hak kavramının çoğuludur. Esasen hukuk derken ‘haklar’ diyoruz. Bu haklardan sosyal hayatı derinden etkileyenlerden bir tanesi de kadın haklarıdır. Bir hukukçunun kadın haklarına duyarlı olması, kadın-erkek eşitliğinin bilincinde olması gerekmektedir. Filmde çocukluğundan bu yana çamaşırcı olarak çalışan Maud, başına gelen birtakım olaylar sonucu kadınların seçme seçilme hakkına sahip olması için gerçekleştirilen eylemlere katılır. Ataerkil toplum yapısı, kadınlara yapılan baskı ve zulümler filmde çarpıcı bir şekilde işlenmiştir. Film, kadınlara seçme-seçilme hakkının verilmesi için yapılan mücadeleler ekseninde gelişir.

The Verdict / Hüküm (1982)
Başrolde Paul Newman’ın oynadığı 1982 yapımı Sidney Lumet filmi.
Adalet sistemine olan eleştiri, düzensizlik ve bu realitelere inanmayan idealist bir avukatın direncini anlatıyor.

And Justice For All / Ve Herkes İçin Adalet (1979)
Başrollerinde Al Pacino, Jack Warden, John Forsyth ve Lee Strasberg’ın oynadığı film bir mahkeme, dava filmidir. Genç bir kıza şiddet ve tacizle suçlanan bir hâkimin avukatlığını yapan Arthur gerçekte suçlu olduğunu bildiği müvekkilini savunmak zorundadır.  Mahkeme günü geldiğinde kariyeri ve vicdanı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Talihin Dönüşü (Reversal of Fortune) – 1990
Üç ülkenin ortak yapımı olan filmin yönetmeni Barbet Schroeder’dir. Karısını iki kez öldürmeye teşebbüs ettiği iddia edilen varlıklı sosyetik Claus von Bulow, tilki gibi kurnaz bir avukat tutar ve nihayetinde Harvard’lı bir hukuk profesörü (Alan M. Dershowitz) ve ordusu tarafından bu suçlamadan sıyrılır.

Judgement at Nuremberg / Nürnberg Duruşması (1961)
Hukuk felsefesi temel bir ayrım üzerine kuruludur. Doğal Hukuk/ Pozitif Hukuk ayrımı. Bu film yürürlükteki hukukun ne denli adil olduğunun muazzam bir sorgulamasıdır. Bu sorgulama Hitler’in hukuku üzerinden etkileyici bir biçimde işlenmiştir. Hitler’in ‘hukuk geçmişe yürümez’ temel ilkesini yerle yeksan edişi, Yahudi soykırımını meşrulaştırması, yapılan zulmün hukuk kuralıymış gibi lanse edilmesi ve bu hukuk normlarını uygulayan yargıçlar… Nuremberg Mahkemesi filmi, Hitler dönemi yargıçlarının yargılanma sürecini anlatan düşündürücü bir filmdir. Üç saat süren film başarılı kadrosu ve  akıcı yapısıyla sıkmadan, düşündürerek ilerliyor. Film bittiği zaman kafanızda sizi çıkmaza sokan sorular beliriyor. Film iki Oscar almış, kült bir hukuk filmidir.

V For Vandetta 2005
2020 yılının İngilteresinde geçen film distopik bir karakter taşımaktadır. Filmde zorba, aşırı derecede baskıcı bir toplum düzeni vardır. Yasak ve engellerle idare edilen halk şiddet sempatizanı hale gelmiştir. Kaotik bir ortamda V isimli gizemli karakter, masum karakter Evey’i kurtarır. Bu kurtarış ulusun kurtuluşunu sembolize eder. Uyanışı ve başkaldırıyı başlatır. Film alegorik unsurları ile izleyiciye görünenin ardındaki gerçeği sorgulatmayı amaçlamıştır. Film içeriğindeki birçok gönderme ile birlikte ‘Hukuk Devleti’ kavramını irdeletecek bir hukuk filmi olma özelliği taşımaktadır. 

Philadelphia (1993)
Başarılı, eşcinsel bir avukatın AİDS virüsü taşıdığı sebebiyle, sudan sebeplerle homofobik patronu tarafından çalıştığı hukuk bürosundaki işine son verilmesi ile film başlar. Başarılı avukat patronu ve çalıştığı şirkete dava açar. Olaylar bu dava üzerinden şekillenir. Filmi izlerken cinsel yolla bulaşan hastalıklara sahip insanlara toplumun tutumu gibi sosyolojik olguları da sorgulayabilirsiniz. Bu hukuk filminde; insanların cinsel yönelimlerine karşı hukukun farklı sistemlerindeki bakışı da görebilirsiniz.

Danton (1983)
Film hakkında değerlendirmesine George Büchner’in Danton’un Ölümü adlı oyunundan alıntıladığı  “Devrim Satürn gibidir, kendi çocuklarını yer” sözü ile başlayan Zelal Pelin Doğan kitaptaki en uzun yazının sahibidir. Fransız devriminin en ateşli günlerinde geçen film o filme temas eden her bireyin hikâyesini kendi hikâyesiyle ortaklaştırır. Bu ortaklık düş, fikir, şiir yoluyla yaratılmaya; ışık ses, kamera aracılığıyla sağlanmaya çalışılarak bireyi büyüler… Buna bağlı olarak tarihi, tarihi olmasının yanında ayrıca biyografik, politik, hukuki olarak da nitelendirilebilecek filmin en büyük özelliği zamansal ve mekânsal kesitte bir tanıklık yaratabilme kapasitesidir. Danton tamda bu bağlamda 18. Yüzyılın sonlarında Fransa’daki tarihsel olayları hukuk, devlet, politika gibi bir çok perspektiften sunmaktadır.”

To Kill a Mockingbird / Bülbülü Öldürmek (1962)
Amerika’nın Alabama eyaletinde yaşanan gerçek bir olaydan konusunu alan romandan uyarlanmış başarılı bir hukuk filmidir. Film ırkçılığın zirve yaptığı 1930’lu yılları çıplak bir bakışla yansıtmıştır. Filmi izlerken ırkçılığa olan öfkeniz bir miktar artabilir. Filmde beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanan siyahi bir gencin avukatlığını yapan başarılı bir avukatın başına gelenler anlatılır.

Class Action / Büyük Dava (1991)
Hatalı olması muhtemel bir otomobil tasarımının milyon dolarlık davası, aralarındaki rekabete bir mahkeme salonunun tanık olmasına araç olacaktır. Bu noktada paradan çok daha fazlası söz konusudur. Baba ve kızını karşı karşıya getiren bu davada adalet ve zafer de karşı karşıyadır. Ve aralarından sadece biri kazanacaktır.

Güllerin Savaşı (The War of the Roses) – 1989
Oliver ve Barbara Rose 18 yıldır evlidir. Artık Barbara boşanmak istemektedir ama iş hangisinin pahalı eve sahip olacağına gelince ikisi de geri adım atmamaktadır. Oliver’ın avukatının usta taktikler vermesine rağmen her şey için artık çok geçtir.

Tags

Yorum Gönderme

0 Yorumlar
*Asılsız yorum yapmayınız. Mesajlar Yönetici tarafından denetleniyor.

Reklam



Reklam



Bilmeniz Gerekebilir