erolkara





Önce İzmir Depremi dolayısıyla ilde 100'e yakın caminin kullanılamaz durumda olduğunu duyunca  kahrolduk. Ardından İstanbul Üsküdar ilçesinde bulunan Kandilli Vaniköy Caminin yanışı ile arkasından Siirt'teki Şeyh Maruf Caminin yanması ile yüreklerimizin yandığını hissettik.  Ve şimdi bir başka camiden söz edeceğiz size 

Caminin adı Kemankeş Kara Mustafa Paşa Cami.. Cami İstanbul'un tam göbeği olarak bilinen Beyoğlu İlçesi Karaköy ve Tophane semtleri arasında, Gümrük Caddesi üzerinde yani en merkezi en kalabalık ve hem turizm olarak hem işyerleri olarak en işlek cadde üzerinde bulunan Caminin banisi Kemankeş Kara Mustafa Paşa'dır.
Cami hakkında genel bilgileri yazının sonunda vereceğimiz için detaya girmiyoruz. İfade etmek istediğimiz caminin kaderine terk edilecek şekilde bir görünüm vermesi üzerine bu camiyi de nem yıkar, ilgisizlik yıkar, vurdumduymazlık yıkar diyerek gördüklerimizi aktarmaya çalışacağız.


Gezimizin hedefinde Karaköy Yeraltı Camine giderek hem vakit namazı kılmak hem de medfun bulunan üç sahabeyi ziyaret ederk en azından Resullulah aleyhisselamın dostlarını görmeyi arzulamaktı. Ne yazık ki hiç ummadığımız anda karşımıza çıkan camiye yöneldik. Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz binanın arkasındaki minare camiye ait olup binanın sol tarafında da Yeraltı Cami yer almaktadır. Yani her iki cami sırt sırta vermiş gibidir. 


Her ne kadar ilk kez ziyaret ettiğimiz caminin kapısından gireceğimiz zaman ilk dikkatimizi çeken dış kapının iki yanında bulunan Davut Aleyhisselam'ın ya da Süleyman aleyhisselam'ın mührü olarak bilinen 6 köşeli yıldız dikkatimizi çekti.





Cami girişinin sol tarafında yer alan salaş görüntülü dükkanların ne yaptıklarına aldırmadan girdiği kapının hemen yanındaki sibyan mektebi tarzı eski tarihi binayı geçerek avluya girdim. 


Tam karşımda tuvalet olan bir yapı hemen yanında cami girişine çıkan merdivenleri gördüm. Merdivenlerin bitişik olduğu duvardaki nem dikkatimi çekse de yağan yağmurun etkisidir, deyip geçtim. 



Yağmurlu bir gün içine girdiği caminin iç basamaklarına konmuş olan 3 adet plastik kova beni karşıladı. Kovalar halen dinmeyen yağmurun damlaları ile dolmaya devam ediyordu. Anlayacağınız caminin içine yağmur suları giriyordu. Ve bu olağan hale gelmiş olacak ki, kovalar halıyı ıslatmadan tedbir alınmış.

Neyse ilk kez geldiğim camiyi de görmenin heyecanı ile salona yöneldiğimde kapının kilitlenmiş olduğunu ve girdiğim ilk yerin son cemaat yeri olarak bırakıldığını gördüm. Öncelikle vakit namazını eda ettim. Namaz sonrası bulunduğum konumuma göz gezdirdiğimde ahşap bir tavan, Arapça yazılı ve pencere önüne öylesine konmuş saat ile vakitleri gösteren diğer bir saatin kullanılmadığı için bir kenara bırakıldığını gördüm. Acı olan ise duvarlardan aşağıya inen yağmur suları idi



Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi nem duvarı eritmeye başlamış bile. Ve videodan da göreceğiniz gibi çatlaklar oluşmaya başlamış. Güzelim tarihi eser gözgöre göre neme teslim edilmiş sanki. Hani derler ya, insanı gam duvarı nem yıkar diye. İşte öyle bir durum söz konusu.


Burası caminin abdesthanesi (!). Mezbelelik bir halde, Müslüman bir topluma yakışmayacak şekilde virane. Cami görevlilerini soruyorum sözde tuvalet denilen yere bakan şahsa. Pek konuşmayı sevmeyen Türkistanlı bu zat "buralardadır" dedi ama imama ait bir yer göremedim. 


Abdesthane abdesthanedelikten çıkmış bir durumda görünüyordu.Ancak başımı diğer tarafa tuvalet girişine çevirdiğimde küçük dilimi yutacaktım. Zira parasız geçiş yapılmasın diye konulmuş turnikenin varlığı bile komikti. Kendisini bir yana bırakmış turnike ve tüm tesisatları dışarıdan korkunç bir görüntü vermiş, elektrik donanımı her an bir yangına sebep olacak şekilde salaş, dağınık, sıvaları dökük, betonu çıkmış berbat rezil bir yerdi burası. Kimse kusura bakmasın ama it bağlasan durmaz derler ya, işte öyle bir yer olmuş.
 

Koku bir yana hizmet yok ama tuvalet parası alınmadan kimse ne girebiliyor ne çıkabilir. Bekçi her an işin başında. kadınlar tuvaletini görmedim lakin buradan daha iyi olacağını asla düşünemiyorum.
 

İşin ilginci işlek ve müşterisi olan bir tuvalet. neden derseniz , yukarıda belirttiğimiz gibi burası Karaköy'ün en işlek yeri. Bir yanda Deniz Yollarına ait işletmeler, devasa kat otoparkı, lokantaların varlığı, az ötede Karaköy iskelesi, Tophane yolu. vs. Yani tuvaletin rantı öyle küçük rakamlarla ifade edilecek gibi değildi. Ama Müslümana layık bir tuvalet olmadığı gibi burası insanlara yasak edilmelidir. Zira ne hijyen, ne bakım yok yok yok idi..
Bu salaşlık nedir diye sorduğumuzda burada bir yangın olduğu. Yangından sonra ise caminin tekrar yapılacağı için böyle derme çatma durumda idare edildiğinin yarım yamalak öğrenebildik. Tekrardan yapılacakmış ama bu birkaç yıldır konuşuluyormuş. Konuşulmasına da henüz bir çalışma başlanmamış. Araştırdığımda yangının 2013 yılında meydana geldiğini arşivlerden öğrendik. Yangında tuvalet, din görevlisinin kişisel eşyaları, kütüphanenin ve güvenlik kamerasının da bulunduğu odanın zarar gördüğünü öğreniyoruz..Cami imamı Müsellim Kıran geldiğinde alevlerin yükseldiği tuvaletin kapısının kırılmış ve ışığının açık durumda olduğunu ifade etmiş. Ve camide sık sık hırsızlık olaylarının vuku bulduğu da kayıtlarda yer almaktadır. 

TÜRK BAYRAĞI DA BÖYLE ASILMAZ Kİ
Cami tuvaletinden dışarıya çıkıp çıkışa doğru yönelecektik ki bir kez daha dönüp caminin girişine bir kez daha baktığımızda bir başka şok denecek bir manzara ile karşı karşıya kaldık. Pis su boruna konulmuş Türk bayrağı. Onurumuz, gururumuz ve milli bayrağımızı bu halde görünce iyice gerildik. Ey devletin memur cami görevlileri unutmayın ki, bu bayrak uğruna her gün şehit veriyoruz. Duydunuz mu... Bu camiden rızık kazananlar... Vicdanalrı gömdünüz mü ?
Devletin memuru olan cami görevlimizi esnafa da sorduk. Hep buralardadır dediler lakin bir türlü göremedik. Bu bayrağa nasıl sahip çıkılıyor sorusuna cevabı da kimseden alamadık. 



Kirden mi dersiniz doğal şartlardan mı dersiniz rengi solmuş iki bayrak birbirine dayanak olmuş pis su borusu ile adeta yarenlik ediyor gibi. Yok mu bizi bu sefillikten kurtaracak bir Allah'ın kulu dercesine..

Camide gördüklerimizi videoda izleyiniz


>

CAMİNİN TARİHİ
Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii

Kemankeş Mustafa Paşa tarafından 1642 yılında Saint Antonio Kilisesi arsası üzerine yaptırılmıştır. Cami kapısındaki kitabe 1766 tarihini yazmaktadır bu tarih muhtemelen caminin onarım tarihidir.
Caminin giriş kapısının iki yanında Hz Süleyman'ın mührü olan altı köşeli yıldız dikkat çekicidir. Caminin banisi Kemankeş Kara Mustafa Paşa 4. Murat saltanatının son yıllarında ve 1. İbrahim saltanatının ilk yıllarında, 23 Aralık 1638 – 31 Ocak 1644 tarihleri arasında beş yıl bir ay sekiz gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Arnavut kökenlidir. Ok atmadaki ustalığından dolayı “Kemankeş” denilmiştir. 

Kemankeş Kara Mustafa Paşa Çeşmesi (Reisülküttap İsmail Efendi Çeşmesi) (H.1145- M.1732)
Galata’da (Gümrük Sok No:22) Kemankeş Kara Mustafa Camii avlu kapısı dışında bulunan bu çeşmenin haznesi avlu içindedir. Yelpaze biçimindeki kemerinin altında çiçek motifleriyle süslü büyük bir ayna taşı vardır. Halen mevcut olmayan lülenin iki yanında birer selvi motifi yer almaktadır. Teknesi betonla doldurulmuştur.
Stalaktitli bir korniş çeşmeyi çerçevelemektedir. Kemer boşlukları ince oymalarla doldurulmuştur. Bu oymaların üzerinde: ( La ilâhe illâllah Muhammed resul-u’llah) yazısı çok güzel bir sülüs örneğidir. Bu kelime-i tevhidin üzerinde bir sıra halinde dört grubta toplanmış meyve kompozisyonları göze çarpmaktadır.

Kemankeş Kara Mustafa Paşa Sıbyan mektebi ya da Reisülküttab İsmail Efendi Sıbyan Mektebi
Caminin hemen yanındaki sübyan mektebi Reisülküttab İsmail Efendi tarafından 1732 yılında yaptırılmıştır. Bu bölüm yakın zamana kadar Beyoğlu Din Görevlileri Derneği tarafından kullanılmakta iken şimdilerde depo olarak atıl malzemelerin kullanıldığı bir yer olmuş.  Sıbyan mektebinin çatı ve duvarları son derece bakımsız. Öyle ki çatıda ağaç öbekleri oluşmuş
Karaköy Kemankeş Caddesi Gümrük Sokağı üzerinde yer almaktadır. Sıbyan mektebi, Kemankeş Mustafa Paşa Camii'nin avlusunda bulunduğu için, genellikle adı geçen camiye ait zannedilmekte, bu yüzden aynı adla anılmaktadırlar. Halbuki bu fevkanî mektep ile altındaki çeşmenin banisi Reis İsmail Efendi'dir. Reisülküttab olarak ün kazanan Ali oğlu İsmail Efendi'nin Kastamonu'nun Karayüzlü Köyü'ne mensup olduğu, sıbyan mektebini H. 1145 (M. 1742) yılında yaptırdığı biliniyor. Mektebin altındaki çeşme de İsmail Efendi tarafından yapılmış olmasına rağmen, Kemankeş Mustafa Paşa Çeşmesi olarak tanınmaktadır.
Üst katta yer alan mektep, taş konsollar üzerinden sokağa taşan kare planlı dershane odası, bu odanın açıldığı sofa ile küçük bir odadan oluşmaktadır. Dershane odası sokağa üç pencere, güneye yani avluya üç pencere ile açılmaktadır. Mektebe güney cephesinde bulunan yuvarlak kemerli ve taş söveli bir kapıdan girilmektedir. Beden duvarları, bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğladan oluşan almaşık düzende örülmüştür. Üst katta yer alan mektebin dershane bölümü daha yüksek tutulmuştur. Mektebin kiremit çatı örtüsü, iki sıra kirpi saçak üzerine oturmuştur. Pencerelerinin büyüklüğü ve yerleşme düzeni belli bir modülasyonu yansıtmayan mektebin altında çeşme ve buna bağlı olarak su haznesi, depo gibi mekânlar yer almaktadır.

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski