erolkara





Ülkemizde yerleşik bulunan yaklaşık 8 milyon yabancı uyruklu kişinin muhatap olduğu hukuki süreçlerde konuşacakları dilin Türkçe mi yoksa kendi dilinden mi olması yönünde pek çok tartışma yapılagelmektedir. Tartışma, her seferinde yüksek mahkemenin "Türkçe kullanma zorunludur" kararıyla son bulsa da zaman zaman yeniden bu sorun ortaya çıkmaktadır.

Başta Suriyeliler olmak üzere Azerbaycan, Rusya, Almanya, Bulgaristan, Yunanistan İngiltere, Irak, Afganistan,İran, Pakistan, Çin, Türkmenistan, Afrika ve Almanya gibi ülkemizde yerleşik bulunan deyim yerindeyse yedi düvelden insanların zaman zaman hukuki olaylara konu olduğu bilinmektedir. Ticari ilişkilerden komşuluk ilişkilerine, birbirleriyle olan yargısal işlemlerden icrai işlemlere, abonelik gibi sosyal haklardan sağlık haklarından faydalanmaya kadar pek çok konuya muhatap olan bu yabancıların lisan durumlarına göre adli işlemlerinin nasıl yapılacağı tartışma konusu olmaktadır. Hatta bırakın yabancı uyrukluları Türkiye vatandaşı olan bu topraklarda doğmuş büyümüş, okullarında okumuş olan Kürt ve Arap uyruklu bir çok kişide bu yönde zamana zaman anadili tercihi konusunda sorun çıkartmaktadır.

Bilhassa savunma gerektiren ya da icrai işlemlerde avukatların zaman kazanma amacıyla başvurduğu yöntemlerden olan anadili tartışmasına her seferinde yüksek mahkeme "Türkçe olma zorunluluğu" yönünde karar vermektedir.

Meramını anlatacak düzeyde Türkçe anlayan ve konuşan şüpheli ve sanık, Türkçe yerine başka bir dil kullanarak savunma yapamayacağı konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2011/10-182 Esas 2011/204 Karar Sayılı Kararı emsal gösterilir. ''Bunun sonucu olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilmeyen şüpheli veya sanıklara tercüman görevlendirilmesi savunma hakkının kullanılması açısından zorunluyken, ülkemiz vatandaşı olmasa bile savunmasını yapabilecek derecede ve yeterlilikte Türkçe bilen şüpheli veya sanıklara tercüman görevlendirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.'' .Bu karara göre Türk vatandaşı olmadığı halde Türkçe bilen kişiye tercüman atanmamalıdır.

Buna benzer bir Yargıtay kararı da icrai işleme muhatap olmuş kişiye gönderilen Türkçe ödeme emrine itiraz eden avukatın iddiasına verilen red kararı şöyledir.

YARGITAY 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/24335
KARAR NO: 2014/30348

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde borçlu, ödeme emri tebliğ işleminin, tebligat evrakının borçlunun bilmediği Türkçe dilinde gönderilmesinden dolayı borçlu tarafından içeriğinin anlaşılamaması nedeniyle usulsüz olduğunu ileri sürerek tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak tespitini talep etmiş, mahkemece, tebliğ işleminin, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 40. maddesine aykırı olarak borçlunun bildiği dilde tercüme edilmeksizin yapılması nedeniyle usulsüz olduğuna karar verilmiştir.
Somut olayda, örnek (7) numaralı ödeme emri, borçlunun adresinde 01.10.2012 tarihinde bizzat kendi imzasına tebliğ edilmiş olup, borçlunun şikayet dilekçesinde de belirttiği üzere, Türkiye'de ikamet ettiği hususunda uyuşmazlık yoktur.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te, Türkiye'de mukim yabancılara yapılacak tebliğ işlemlerinde tebligat mazbatası ve eklerinin tercüme edilmesine ilişkin ayrık bir düzenleme bulunmamaktadır. Mahkeme kararına dayanak yapılan Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 40. maddesinde ise, yabancı ülkelerde bulunanlara tebligat usulü düzenlenmiş olup, olayımızda uygulama yeri bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, borçlunun usulsüz tebligat şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yukarıdaki kararlardan görüldüğü gibi, Türkçe kullanmak önceliklidir. Tercüman kesinlikle Türkçe bilmeyen kişi için geçerlidir.  Savcılık ve mahkemelerin kullandığı dil Türkçedir. Anayasa m.3/1'de, Türkçenin resmi dil olduğu kabul edilmiştir.
“Tercüman bulundurulacak haller” başlıklı CMK m.202'ye göre, “(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Şüpheli veya sanık, Türkçe bilip de sözlü ve yazılı savunma yapmaktan, hakim ve mahkemenin sorularına cevap vermekten kaçınmakta ise, bu durumda şüpheli veya sanığın CMK m.147 ve 191 gereğince susma hakkını kullandığı ve savunmasını bu şekilde yaptığı kabul edilmelidir. Türkçe bilip bilmemenin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla bir ilgisi bulunmamaktadır.

Türkçe bildiği halde kendi ana dilinde savunma yapmayı talep etmek, Ülkeyi, egemenliği, yargıyı tanımamak, kendi kuralları ile işine geldiği gibi hareket etmektir. Bir Türk avukatın savunmasını ya da icra takiplerini yapacağı kişinin keyfiyetine göre Türkçe'yi kabul etmeyip muhatabın ana diliyle hakları için mücadele etmek istemesine yardımcı olması kendi ülke menfaatini zarara sokacak bir durum arzedeceğinden bundan kaçınması vatanseverlik derecesini gösterir.

Derleme : erolkaranet / 30.09.2020

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski