erolkara





 Evliyalar şehri Kastamonu her biri ayrı bir özellik her biri ayrı bir ders her biri birer efsane, birer öykü, birer keramet içeren hikayelerle anlatılan evliyaların varlığı ile farklı bir güzellik içerir. Bu yazımızda kim olduğu halen bir sır olan Karanlık Evliya'dan söz etmeye çalışacağız.
Kastamonu Merkez'de dolaşıyoruz. Her biri birer efsane olan evliyaları ayrı bir anlam içerisinde gezmek ve dualarına ermek ve ziyaretimiz vesilesi ile dua etmek amacıyla teker teker ziyaret etmeye çalışıyoruz. 
İbn-i Neccar (Yavuz Selim) Mahallesi Hepkebirler camini geçtikten sonra bir ara sokağa giriyoruz. Sokağın adı Karanlık Evliya Sokağı. Sokak boyunca ilerlediğimizde karşımıza tabelasında Karanlık Evliya yazan yer çıkıyor. Bir evin bahçesi gibi konuşlandırılmış türbe zamanında Vakıflar idaresince bir zata satılmış. Daha sonra İstimlak kararı alınarak bağımzısz hale getirilmiş. 
İki katlı ancak alt katında medfun bulunan zat hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmadığı oradaki tabelada da yer alıyor.
Karanlık Evliya kimdir, nicedir, neden "Karanlık" denmiştir. Merak ediyoruz.

Bir araştırma yazısından(*) öğrendiğimiz bilgilerde "Selçuklu mimarî geleneğinde yapılmış bulunan bu tip türbelerin hükümdarlar için inşa edildiği bilinmektedir. Buna göre türbenin, Çobanoğulları hükümdarlarından birisi için inşa ettirilmiş olması muhtemeldir. Ne yazık ki hiç bir yerinde kitabe veya işaret bulunmamaktadır. Hakkında belge de bulunamadığından kimin adına inşa edildiği meçhuldür. Bilinen bir şey varsa o da türbenin, beldenin en kadim türbelerinden birisi olduğudur." deniliyor.
Kastamonu Üniversitesinin yayınladığı Kastamonu Efsanesi adlı dergiden edindiğimiz Bu türbeyle alakalı rivayete göre, "sabah namazında, türbenin önündeki merdivenlerden inen sesler duyulur." denilerek " Bu türbeye neden karanlık denildiğine dair 3 farklı efsane anlatılmaktadır:" ifadesi geçmektedir.
Yazıda bu rivayetler şu şekilde açıklanmaktadır.
1-İnsanın doğumu ve ölümünü temsilen: Doğum, insanın karanlık bir kapıdan aydınlık bir âleme çıkışı, ölüm ise aydınlık bir âlemden karanlık bir âleme geçişidir.
2- Rivayet göre, bu türbede yatan zat, Çobanoğlu Beylerinden biridir. Ben hem beyim hem de evliyayım demez ve bu durumun açığa çıkmasını istemediği için yüzüne siyah bir örtü örter, o şekilde konuşur. Cuma namazına gittiğinde bile kimseye görünmez. Şöyle ki, Kasaba Köyü Mahmut Bey Cami’nde olduğu gibi bazı camilerde bey mahfilleri vardır. Bey namaza gelirken buraya girer ve cemaat çıktıktan sonra buradan çıkar ve kimse bu bey mahfilini göremez. Bu durum bey namaza geldi diye beynamaz olanların da namaza gelmesini engellemek içindir. Benzer biçimde Karanlık Evliya da derslerine bey olduğu için gelinmesin diye yüzünü göstermez.
3- Yapılış şekline bakıldığında sandukanın, yani şahsın yattığı yer ışık almaz ve karanlık denmesinin diğer bir nedeninin bu olduğu rivayet edilir.

Bu rivayetlere bir de eklenecek bir başka rivayette ise bir yangında buranın da yangından etkilendiği, taşların yanmaması nedeniyle isten dolayı siyahlaşmasıyla halk arasında karanlık denmesine sebep olduğu belirtilmektedir.

Halen kimin yattığı meçhul denilse de bir söylentiye gör burada yatanın Kastamonu’nun fatihi Hüsamettin Çoban Bey veya Atabeygazilerden birisine ait olduğu kuvvetle muhtemeldir. 
Ansiklopedilerde Hüsamettin Çoban Bey hakkında "Devrin kaynaklarında dürüst, kahraman, cömert, âdil ve ümerâ arasında seçkin bir kişi olarak" nitelendirildiği hayatı boyunca Kuzeybatı Karadeniz bölgesinde gazâ ile meşgul olduğu" ve en son seferi olan "Suğdak seferinden sonra adına pek rastlanmadığı" ve "ne ölüm tarihi ve ve nerede öldüğü" konusunda net bir bilgiye rastlanmadığı yani hayatının son zamanlarının tarihin karanlıklarında yer aldığı düşünüldüğünde yukarıda yer verdiğimiz "kendisini öne çıkartmayan" anlayışının hakim olabileceği yönünde düşündüğümüzde bu kabrin Hüsamettin Çoban Bey'e ait olma ihtimali büyük bir olasılık taşımaktadır.( Bakınız, İslam Ansiklopedisi)

Ne var ki,bir başka Halk arasında Kırk Direkli Cami olarak bilinen ATABEY mahallesindeki ATABEY GAZİ CAMİİ içinde bulunan ancak kesin olarak hangi Atabey'e ait olduğu kesin bilinmemekle beraber o türbede yatanın da Hüsamettin Çoban Bey olduğu iddia edilmektedir.

Doğrusunu Allah c.c bilir diyelim ve türbenin mimari durumunu aktaralım


Bina, kesme taştan sekiz köşeli ve iki katlı olarak yapılmıştır. Üzerinde koni biçiminde çatısı vardır. Sandukanın yer aldığı alt kata, doğu taraftan 80 cm. eni ve 100 cm. yüksekliği bulunan küçük bir kapıdan girilmektedir. Biz kapının kilitliolmasından dolayı giremedik. Dışarıdan görmeye çalıştık. Lakin gerçekten içerisi görünmüyordu. Duamızı kapalı kapı önünde yapmaya çalıştık.
Türbenin, ışık alacak penceresi de bulunmadığı için içerisi karanlık olduğu söyleniyor. Ansiklopedik bilgilere göre türbe şu şekilde tanımlanıyor
"Kapı üzerinde 100 cm. uzunluğunda bir tonoz bulunmaktadır. 3.5×3.5 Metre ebadındaki bu bölümün döşemesi tahtadır. Tavanı enli tuğlalardan yapılmış basık bir kubbe ile örtülüdür. Ortasında bir adet tahta sanduka vardır. Bu sandukanın içinde sonradan bir araya toplandığı tahmin edilen birkaç kişiye ait iskeletler bulunmaktadır. Üst katın duvarları da aynı şekilde sekiz köşe üzerinde yükselmektedir. Doğudan açılan kapının üzerinde kemerli bir hücre bulunmaktadır. Kapı süveteri aynı zamanda hücre kemerine ayak vazifesi görmektedir. Boş olan bu katın üzeri tuğladan sivri bir kubbe ile örtülüdür.Bu sivri kubbe aynı zamanda binanın çatısını teşkil etmektedir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1966 yılında, 1975-1977 yılları arasında, 1979’da ve 1981’de olmak üzere çeşitli kereler onarılmış; bu sırada merdiven basamakları ile taş kaplamaları yenilenmiştir."
Bir başka kaynakta "Türbe, tamamiyle düzgün kesme taştan inşâ edilmiş olup, kare planlı bir oturtmalık üzerinde yükselen sekizgen prizmal gövdeli ve içten çift cidarlı tuğla bir kubbe, dıştan da taştan sekizgen piramidal külahla örtülü iki katlı bir binadır. Aynı zamanda oturtmalık vazifesi de gören kriptasına, doğu cephede yer alan iki kollu merdivenin sahanlığı altındaki yuvarlak kemerli bir kapı ile girilmektedir. Kripta, sekizgen planlıdır ve tuğladan basık bir kubbe ile örtülüdür. Duvarlarda ise, kubbe eteğine kadar düzgün kesme taş kullanılmıştır. Güney kenarının doğu köşesine yakın bir yerinde, kubbe eteğinde açılmış sivri kemerli küçük bir mazgal pencere bulunmaktadır.
Üst kata, iki kollu ve beşer basamaklı bir merdivenle çıkılarak, doğu kenarındaki, sivri kemerli bir niş içerisine alınmış basık kemerli bir kapı ile girilmektedir. Nişin cephesi, üzer işlenmeden yalın bırakılmış enli bir silme ve buna bitişik pahlı ikinci bir silme ile yanlardan ve üstten çerçeve içine alınmıştır. Nişin iç köşelerinde, yarım daire planlı birer sütunce bulunmaktadır.
Basık kemerli kapı ile girilen üst kat, sekizgen planlı olup, tuğla örgülü bir kubbe ile örtülüdür. Duvarlarda ise, kubbe eteğine kadar düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kubbenin merkezinde, süs unsuru olarak kullanılmış düz turkuaz sırlı bir seramik tabak mevcuttur.
Türbenin oturtmalığına kuzey taraftan bitiştirilmiş mescit ise, yakın zamanlarda inşâ edilmiştir. Kitâbesi bulunmayan türbenin, benzer örnekler gözönünde bulundurularak 13. yüzyıla ait olduğu iddia edilebilir." denildiğini okuyoruz.

(*) KASTAMONU HALK KÜLTÜRÜ İÇİNDE YATIR-ZİYARET İNANCI VE BU İNANÇ ÇERÇEVESİNDE ŞEYH ŞABAN-I VELİ ETRAFINDA OLUŞTURULAN EFSANELER (Yard.Doç.Dr. Zekiye ÇAĞIMLAR)

Derleme : erolkaranet - 23.10.2020

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski