erolkara





 

Direklerarası Şehzadebaşı Dedelerinizin Kültür Merkezi

Vefa semtinin hemen kuzeyinde yer alan eski dönemlerinden direklerarası'ndan söz etmemek hatıralara darbe yapmak gibi olmaktadır.
Bu nedenle Vefalıların en uğrak yeri olan Şehzadebaşı Caddesi ya da namı diğer direklerarasını sitemize ilave etmek istedik.
Bugün hiç bir özelliği olmayan bu caddede yakın zamana kadar Şehzade, Kulüp, Turan, Gül, Gündeş ve Yeni Sinema sinemaları yer almaktaydı daha sonra bunlardan bir kısmı düğün salonu oldu. Ve tarihin tozlu sayfalarına bunlar da karıştı.



Fevziye Kıraathanesi - Ferah 

Türk gösteri sanatında önemli bir döneme adını veren direklerarası, İstanbul’da ilk düzenli sinema salonunun da açıldığı yerdir. Türkiye’de ilk kez 1897 yılında Galatasaray’daki sponek Birahanesi’nde perdede film izleyen kalabalıklar bu eğlenceli izlenceden yirmi gün sonra da günümüzde Şehzadebaşı olarak anılan bu mevkideki ünlü Fevziye Kıraathanesi’nde film izlemişlerdir.
İstanbul’un ilk düzenli olarak film gösteren sinema salonu da 19 mart 1914 yılında yine burada, cemal ve murat boyer kardeşler tarafından açılmıştır. ardından da bazı tiyatro salonları sinema salonuna çevrilmiş ve direklerarası yani Şehzadebaşı bir sinema semti olmuştur. Sonrası, gelsin yetmişli yıllar ve seks filmleri furyası, yasaklar ve kapanan sinemalar...
Direklerarası denilen sokak yada bölge ise Şehzade Camiinin iki minaresinin bulunduğu Veznecilerin paralelinde olan sokak. İsmini On sekizinci yüzyılda burada bulanan seksen küsur dükkanının önündeki mermer revak yada sütunlardan almış. İlk zamanlarda yeniçerilerin bir gezi ve alışveriş yeri olarak ün yapan bu sokak on dokuzuncu yüzyılda, özelikle Ramazan aylarında bir eğlence merkezi haline dönüşüyor.
Buradaki yolun iki yanına serpilmiş bu direklerin arası 5-6 metre imiş. kagir kemerli bu taş direklerin ise arası 1'er metre imiş. 1720 yılında inşa edilen arasta odaları buraya epeyce yakın olduğu için yeniçerilerin uğrak yeri imiş. ocağın lağv edilmesinden sonra ise direklerarasına halk itibar etmiş. sonrası malum.. özellikle ramazan aylarında tabiri caiz ise eğlencenin dibine vurulmuş :) unutmadan ekleyelim; fatih-harbiye tramvay yolunun da üzerinde imiş Mimar Hamit Sözer 1920lerde çocukluğunun geçtiği Şehzadebaşındaki dükkanlardan birkaçını şöyle sıralıyor
Sokağın en başında Tunuslu Fesçinin dükkanı, hemen onun yanında günümüzdeki kuru temizlemecilerin başlangıcı sayılabilecek Lekeci dükkanı. Biraz ileride kavanoz kavanoz ;rengarenk akide şekerlerinin sergilendiği Udi Cemil Bey’in Şekerci dükkanı,yanında bir manav ve onun hemen bitişiğinde bir erkek terzihanesi. Biraz ötede özellikle Ramazan ayında pideleri ile ün yapan Çinili fırın ve yolun bitiminde İbrahim Ethem Beyin Eczanesi


Damat İbrahim Paşa sebili

Direklerarasının diğer önemli dükkanlarını da kıraathaneler oluşturuyor.Bunların en ünlüsü; emeklilerin; müdavimi olduğu İkbal Kıraathanesi imiş. Burada semtin emeklileri hem gazeteleri okur hem de birbirleri ile sohbet eder tartışırlarmış. Bu İkbal kahvesi bana gençliğimde rahmetli Burhan Felek’in Cumhuriyet gazetesindeki pazar günleri yazdığı, şimdi adını unuttuğum yazıdaki kişileri hatırlatır. Gerçi, Burhan Felek’in kahvesi muhakkak Üsküdar'dadır ama emekli tipleri aynıdır; Konsolos, Eczacı, Müdür,
Evvelden Şehzadebaşı Caddesi’nin bir kısmında uzanan, iki tarafı revaklı, sütunlu dükkan önlerinin yaya kaldırımı olarak kullanıldığı neşe ve temaşa merkezi idi. Direklerarasındaki bu dükkanlar aslen, Damat İbrahim paşa camii ve külliyesinin vakıf akarı olan arasta imiş. Bizans’ın meşhur Meşe Yolu'nun bir parçası imiş. ve vezneciler yönündeki başlama noktası Kalenderhane camii imiş.

Kalenderhane camii

Dükkanları Damat İbrahim Paşa Şehzade Camiinin külliyesine gelir sağlamak için yaptırıyor. 1864, 1910 ve son olarak 1957 yıllarında çeşitli sebeplerle yıkılmış. önce Beyazıt-fatih tramvay hattına elektrik direği çekmek için güzelim revaklar gözden çıkarılmış. 1957'de de malum, menderes'in o meşhur(!) imar emri ile kıyılan birçok yerden biri olmuş. bugün geriye kalan ise, Şehzadebaşı caddesi üzerinde bulunan ve cadde genişletmeye muhalif olmadığı için bırakılmış olan birkaç dükkan ve damat İbrahim paşa sebili. fırsat bulup gittiğinizde dükkanların şimdiki halinin önüne hayalinizden revak ve kemerleri yerleştiriniz biraz vaktiniz varsa..
Gözünüzün önüne getirmeye çalışın, Direklerarasında Ramazan ayındasınız: İftar topu atılalı saatler olmuş vakit neredeyse sahura yaklaşıyor. Ferah sinemasında at, ip ve trapez cambazları gösteri yapıyor, Hilal sinemasında Şarlo’nun sessiz filimleri gösteriliyor, yol boyunca sıralanmış küçük dükkanlardaki kıraathane ve tiyatrolarda Meddah oyunları, Karagöz Hacivat, Orta Oyunu gibi geleneksel Türk Tiyatrosunun başlangıcı sayılan oyunlar sergileniyor. Meddah Aşki, bir sıranın üzerine oturmuş, elindeki uzun sopası ile raftaki külah, fes, takke ve şapkalardan birini alıp başına geçiriyor ve kişilerin taklidini yapıyor. Diğer bir binada Meddah Sururi’nin orta oyunu, bir diğerinde kanto gösterileri var. Sokaklar insanlar ve seyyar satıcılar ile dolu : Maniciler, destancılar, panoromacilar, horoz şekercileri ve şerbetçiler, sucular, her derde deva Hacı Baba hapı satanlar, sopaların üzerinde yürüyen cambazlar...
Vakit gece yarısını artık çoktan geçmiş neredeyse sahur vakti gelmektedir. Şimdi Davulcu Ömer Ağa boynunda davulu sokak sokak gezmeye ve eğlencenin bittiğini, ibadetin başladığını tokmağı ile davuluna güm güm vurarak ilan etmeye başlamıştır. Davulcu Ömer Ağa iri yarı, kaytan bıyıklı yakışıklı bir adamdır. Sokak aralarından geçerken kafeslerin arkasında genç kızlar kendisini süzer, daha cesaretli olanları sokağa inip bahşişlerini verip kendisine güzel laflar atarlar.


Letafet apartmanı,

On dokuzuncu yüzyılın ortalarından sonra Sur İçi İstanbul'un eğlence merkezi ola Şehzadebaşı yavaş yavaş yerini Beyoğlu'na kaptırıyor. Şehrin eğlence merkezi tiyatroları ile sinemaları ile birlikte yavaş yavaş Cadde-i Kebir’e kayıyor. Hele 20 yüzyılın ortasından itibaren, buranın en önemli binalarından biri olan ve Şehir Tiyatrolarının başladığı Letafet apartmanı, Yeniçeri Hamamı, Ferah Tiyatrosu gibi nirengi noktalarının yıkılıp yerine otellerin açılması , yolların köstebek yuvasına, meydanların altının üstüne getirilmesi ile tarihi Şehzadebaşı da adeta tarihe karışıyor.
Kemani Tatyos Efendinin, Udi Cemil Beyin, genç Lemi Atlı’nın fasıl yaptıkları Fevziye Kıraathanesi, Hacı Reşit’in Çaycı dükkanı, Şule Kıraathanesi, Acemin Kahvesi, Turan Sineması, Naşit Tiyatrosu artık yok. Tiyatroların yerini oteller, kebabçılar, berberler almış.
İnsan ister istemez düşünüyor, acaba Direklerarasının o mermer revaklı bölümü kısmen olsa da yaşatılamaz mı idi ? İhtiyaçlar ve zevkler zamanla değişiyor ama keşke yeni dükkanlar restore edilmiş tarihi doku içine yerleştirilse idi. Keşke dükkanların önüne mermer sütunlar konulsa, keşke Cemil Efendinin Şekercisi gene akide şekeri satsa, Şale Fotoda nostaljik resimler sergilense, Ferah adi verilecek bir sinemada Türk Tiyatrosu ve seyir sanatları ile ilgili etkinlikler yapılsa . Keşke yeşil taşın yanına burası İstanbul’un ortası diye bir levha asılsa . Keşke Letafet Apartmanının bir replikası yapılsa.
Keşke, keşke, keşke... (Cem Özmeral )
Günümüzde Saraçhane, Atatürk Bulvarı Şehzadebaşı Caddesi ana arterlerinin kesiştiği bir trafik noktası özelliği kazanmıştır.
Caddenin hemen arkasında ise halen görevini sürdürmekte olan Yurtlar Kurumuna bağlı Vezneciler Kız Öğrenci yurdu yer almaktadır.
Caddenin sağ tarafında şimdi yok olan ACEMOĞLU Hamamının yerine otel yer almaktadır.
Kulup Sinemasının yerinde çarşı olduğu iddia edilen ve müşterisi fazla olmayan bir işhanı yer almaktadır.
Sol tarafta Vezneciler Kız Öğrenci Yurdu , Kalenderhane Cami ve Süleymaniye'ye giden yol , solda ise Yenikapı'ya bağlanacak metro inşaatının korkulukları yer almaktadır.

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski