erolkara





 Talandan, restorasyon katlinden, hırsızların şerrinden, yangın afetinden bir türlü kurtulamayan bir camiden söz edeceğiz sizlere. İstanbul Fatih ilçesinde Laleli semtinde bulunan arada kalmış bir camiden.. Laleli Mesihpaşa Bodrum Cami veya eski adıyla Miraleyon Kilisesi Camin özellikleri o kadar çok ki saymakla bitmez. En çok bilineni hemen altında Bizans İmparator ailesinin mezar yerlerinin burada olması ve meşhur sarnıcı..

Sarnıcından (Miraleyon Sarnıcı) bir başka yazımızda söz edeceğiz. Bu yazımızda tarihsel bilgilere fazla girmeden caminin ilginç hallerinden bahsedeceğiz. Gidip görülmesi ve keşfedlmesi gereken bir yapı. Hristiyan turistlerin asla görmeden geçmediği kilise sonrası camiye çevrilen yapılardan olan Mesihpaşa Bodrum Cami tarihi eserin nasıl kör edildiği, hiçe uğradığı,önemsenmediği onlarca örnekten sadece biri.


Mesih Paşa Camii adıyla da anılan yapı, Fâtih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri vezirlerinden olan ve Gelibolu’da da bir camisi bulunan Mesih Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bodrum Camii adıyla da tanınan bu caminin bânisinin Mesih Paşa olduğu ve altında bir bodrum bulunduğu için bu adı aldığı kaynaklarda yer almaktadır. 
1782 yangınında zarar görmüş olması muhtemel olan Bodrum Camii daha sonra tamir edilmiş ve iyi bir durumda 23 Temmuz 1911’de vuku bulan Uzunçarşı-Mercan-Lâleli yangınına kadar gelmiştir. Bu yangında harap olduktan sonra uzun yıllar sahipsiz kalan camide 1930 yıllarında Alman, İngiliz ve Amerikalı arkeologları tarafından araştırmalar yapılarak duvarlarda mozaik bulma ümidiyle bütün sıvalar kazınmıştır. 1930'da duvarda mozaik veya fresko bulmak için bütün sıvalar kazındığından, bu nakışlar yok olduğu gibi hiçbir Bizans duvar resmi de bulunmamıştır. 1965’te tamirine başlanmışken zaten son derece yanlış bir biçimde yapılan ve duvarların gerçek örgüsünü tamamen yok eden çalışmalar durdurulmuş ve 1985’e gelinceye kadar bu tarihî eser utanç verici bir halde kalmıştır. Bu tarihte bir dernek tarafından tamir ve ihyasına girişilmiş ve her bakımdan başarılı sayılmasa bile tamiri yapılarak 1987’de yeniden ibadete açılmıştır.Gerek Osmanlı dönemini gerekse Cumhuriyet dönemi mimarisinin hiç birizinin bulunamayacağı hatta Bizans döneminden dahi elle tutulur bir eserin bulunmadığı camide bir mihrap, basit ahşap bir minber, sağ tarafına da kesme taştan bir minare yapılmış son cemaat yeri dahi bulunmamaktadır.

Müzeler İdaresi’ne bağlanmakla beraber, ilgilenilmediği için çok kötü durumda olan Bodrum Camii kömür deposu ve yersizlere barınak olmuş, 1950’li yıllarda bilgisizce yapılmasına başlanan fakat yarım kalan bir restorasyon denemesi de görmüştür. Tekrar camiye dönüştürülmesi hususunda çevrede oturanların istekleri de devamlı geri çevrilmiştir. 1965’ten sonra C. L. Sriker, caminin altındaki mahzeni temizlemiş, aynı yıllarda R. Naumann, caminin hemen yanında bir kazı yaparak, Romanos’un sarayının izlerini ortaya çıkarmaya gayret etmiştir. 1986’da bir dernek tarafından, Bodrum Camiinin restorasyon ve canlandırılmasına girişilmiş belki yeteri kadar ilmi olmamakla beraber, en azından bu çok önemli tarihi eser utanç verici görünümünden kurtulmuştur

Caminin sağ tarafındaki merdivenlerle aşağı inilince demir kapılardan sonra mezar bölümününe ulaşılır. İlk olarak Romanos Lekapenos'un karısı Teodora 922 de buraya gömülmüştür. Romanos'un emriyle, 604 yılında öldürülen imparator Mavrikios ve çocuklarının lahitleri de buraya getirilmiştir.948 de Kınalıada'daki ölümünün ardından kendiside buraya gömülmüştür.932 de ölen oğlu Kristoforos ve 961'de ölen kızı Helena da buraya gömülmüşlerdir.(Kaynak: EYİCE Semavi,DBİA.cilt 2 sf.263.istanbul,1994)

Bizans İmparatoru Romanos'un ya da ailesinin mezar yerlerinden hiç bir eser görünmeyen bölümde tek kalan eser bir freskti ki, orijinalden kalan tek eser olarak betimlenen figürde bakıldığında ne olduğu anlaşılmamaktadır. Ancak araştırmada edindiğimiz bilgilere göre Hazreti Meryem annemizin ( Allah razı olsun ) önünde diz çöken bir bağışçının resmedildiği belirtilmektedir. Caminin alt kısmı kalabalık günlerde ya da üst katta onarım olduğu günlerde namazgah olarak kullanılmaktadır. 

Caminin banis olan Mesih Paşa'nın bazı kaynaklara göre Bizans'ın önemli hanedanlarından olan Paleologos soyundan geldiği, iddiaya göre son Bizans imparatorunun kardeşi olduğu ve devşirme usulü olarak eğitimden geçtikten sonra Osmanlı Sarayında önemli görevlerde bulunduğu belirtilmektedir.


953/1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tabrir Defteri’nde, caminin Rebiyülevvel 907/Eylül-Ekim 1501’de yazılmış bir vakfiyesi olduğu bildirildiğine göre camiye dönüştürülme bu tarih civarında olmalıdır. Bu vakfiyede, hayratın yakınında ki gelirleri vakfa ait birçok hücre ve evin bulunduğu bildirilir. Ayrıca başka hayır sahipleri de bu camide Kuran okunması için vakfiyeler düzenlemişler ve bu hizmet karşılığında mülkler bırakmışlardır. Mesih Paşa, vakfiyesinin yazıldığı yıl Galata’da çıkan bir yangının söndürülmesi için çalışırken, damdan düşerek yaralanmış ve 907/1501’de ölmüştür. Kabri, Aksaray’da Murad Paşa Camii haziresindedir.

Zaman zaman hırsızların da musallat olduğu camideki hırsızlık olaylarından birinde, kadınlar tuvaletinden giren iki hırsızın cami imamı tarafından ayakkabı çekeceği ile dövüldüğü halen hafızalardadır.





Camin eski fotoğrafları WowTurkey den(Mehmet Satuk BUĞRA, Yılmaz Büktel, ofaltuntas) kullanıcıların gönderilerinden alınmıştır.

Caminin bugünkü halini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.


Meraklısı için Kaynaklar :

Diyanet İslam Ansiklopedisi
WowTurkey
Fitarihinden

Derleme : erolkaranet  19.10.2020

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski