erolkara






Hasta ile hekim arasındaki ilişki, hastanın hayatı veya bir uzvu tehlikede olmasına rağmen bu konuda hiç bilgi sahibi olmaması; hekimin de hastaya yardım edebilecek ve sorununu çözebilecek tek meslek grubuna mensup kişi olması dolayısıyla, adeta bir muhtaciyet ilişkisidir. Hekim, hastaya göre daha üstün durumdadır. Ancak ideal olarak bu ilişkinin bir güven ilişkisi olması gerekmektedir. Dolayısıyla, hasta hekime güvenmeli; hekim de hastanın güven duymasını sağlamalıdır. Bunun birinci şartı, hekimin hastayı, rahatsızlığı, tedavisi ve sonuçları konusunda geniş ve ayrıntılı bir biçimde aydınlatması ve daha da önemlisi, bu aydınlatma karşılığında hastanın -veya somut olayın gerektirmesi sonucu hasta yakınlarının- tedavi biçimine ve doğabilecek sonuçlar hususunda onay vermesi olacaktır.

Hastadan Onam Alınması

AMAÇ:
Hasta ve çalışanın güvenliğinde, hasta ile iletişimin güçlenmesi, hasta ile paylaşımın artması, hasta ile sorumluluklarının paylaşımının artması - hasta ve çalışan güvenliğinin hukuki boyutunun yasal süreçler doğrultusunda gelişmesi için hastanın bilgilendirmesi ve rızasının alınmasıdır.

KAPSAM:
Hastanede her türlü tanı ve tedavi için işlev yapılan ve hizmet veren tüm alanları içermektedir.
  • Hastanın tanı ve tedavi işlemini karar veren sorumlu hekimdir. Karar verme yetkisi hekimi değil, müdahalelere maruz kalacak hastalara aittir.
  • Bu talimatın uygulanmasından öncelikle uzman hekimler sorumludur. Ayrıca sorumlu hemşireler ve servis hemşireleri de doktoru tarafından bilgilendirilen hastanın rıza formunun hasta tarafından doldurulup doldurulmadığını kontrol etmekle sorumludur.
FAALİYET AKIŞI
  • Hastanın hastalığı hakkında bilgilendirilmesi hasta ve yakınına doktoru tarafından yapılır. Hastaya ya da yakınına; kendisi ile ilgili tıbbi gerçekler, önerilen tıbbi girişimler, her bir girişimin olası riskleri, yararları ve seçenekleri, tedavi olmaması durumunda gelişebilecek olaylar, tanı, sonuç ve tedavisinin gidişatları doktoru tarafından hastanın anlayabileceği düzeyde anlatılır.
  • Rıza belgesi hasta tarafından okunup anladıktan sonra, anladığı teyit edilerek hasta ya da hasta yakınına imzalatılır. Her türlü müdahale için ayrı ayrı rıza alınmalıdır. Genel rıza almak geçerli değildir.
  • Hasta ameliyata girecekse bir gün öncesinden doktoru tarafından ameliyatı hakkında bilgilendirilir. Ayrıca anestezi teknisyeni tarafından anestezinin olası yan etkileri, riskleri ve hastaya uygulanacak anestezi şekli anlatılır ve anestezi bilgilendirme ve rıza belgesi imzalatılarak hastanın rızası alınır.
  • Hasta ameliyata gitmeden önce hastanın kimlik bilgileri, ameliyatı ve ameliyat bölgesi servis hemşiresi tarafından hastaya sorularak doğrulanır, güvenli cerrahi kontrol listesi doldurulur ve hastanın rızası tekrar teyit edilerek kontrol edilir.
Bilgilendirilmesi yapılacak riskli girişimsel işlemler;
Cerrahi İşlemler öncesinde,
Yatarak tedavi verilecek hastalara,
Anestezi verilmesi gerektiren durumlarda,
Endoskopi yapılacak hastalar,
Transfüzyon işlemi öncesinde

Bilgilendirme ve rıza alınması ile ilgili süreçte;
İşlemin kim tarafından yapılacağı,
İşlemden beklenen faydaları,
İşlemin uygulanmaması durumunda karşılaşılabilecek sonuçlar,
Varsa işlemin alternatifleri,
İşlemin riskleri-komplikasyonları,
İşlemin tahmini süresi,
Hastanın adı, soyadı ve imzası,
İşlemi uygulayacak hekimin adı, soyadı, unvanı ve imzası,
Rızanın alındığı tarih ve saat bulunmalıdır.
Hastalığın seyri, teşhis ve tedavi uygulama yöntemleri
Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri
Hastanın sağlığı için kritik yaşam tarzı önerileri
Gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşabileceği konuları da kapsamalıdır
Müdahale öncesi ve müdahale sonrası hastanın yapması gereken, anlatım basit ve sade olmalıdır, mümkün olduğunca tıbbi terimler kullanılmamalıdır, tereddüt ve şüpheye yer bırakılmayacak şekilde hazırlanmalıdır, anlatım hem yazılı hem sözel olarak hastanın ruhsal durumuna uygun ve nazik bir şekilde olmalıdır.
 
NEREYE KADAR BİLGİLENDİRME
Hastanın kararını etkileyebilecek her şey genel hatlarıyla hastaya anlatılmalıdır.
Detaylı bilgilendirme sadece hastaların talebi üzerine olmalıdır.

BİLGİLENDİRMENİN ALTIN KURALI
Zamanında ve yeterli bilgiyi aktarmak (acil servis vb.)
Etkili ve sürekli iletişim kurmak
Benimsemek ve benimsetmek
Mahremiyet
 
KİMLER BİLGİLENDİRİLİR
Hasta küçük veya kısıtlı hasta bakımında velisi veya vasisinin tayin edilmesi durumunda ilgili kişiye bilgilendirme yapılır.
İspat kolaylığı bakımından yazılı olmalıdır.
Bilgilendirme yapıldığını ispat yükümlülüğü sağlık çalışanına aittir.
Hasta ile direkt iletişimin kurulamadığı durumda iletişimi sağlayan kişiye (örneğin tercüman) yapılır.
 
HUKUKEN KABUL GÖRMEYEN RIZALAR
Sözlü olarak bilgilendirmeden yazılı olarak rızanın alınması,
Etik ilkelere ve yasalara aykırı olan rızalar,
Ötenazi için verilen rızalardır.

BİLGİLENDİRMENİN ARANMADIĞI DURUMLAR
Hastanın manevi yapısı üzerinde fena teshir yapması halinde teşhis saklanabilir.
Hastanın sağlık durumu hakkında kendisinin kendisine veya yakınına bilgi verilmemesini  istemesi.
Acil durumlar karşısında.
Ölmek üzere olan hastalar için acılarının artmaması için bilgilendirme ön görülmez.

ÖNEMLİ NOKTALAR
Her türlü müdahale için ayrı ayrı rıza alınmalıdır.
Genel rıza almak geçerli değildir.
Formlar sistematik olarak hazırlanmalıdır.
Müdahale yapacak kişilerin ismi mutlaka olmalıdır.
Hastanın rızası olmadan bilgileri yakınları da dahil olmak üzere üçüncü kişilerle paylaşılmaz
KARAR VERME YETKİSİ SADECE VE SADECE MÜDAHALELERE MARUZ KALACAK HASTALARA AİTTİR.

SONUÇ OLARAK
Doğru yapılan uygulamalar sonucu
Hasta ile iletişim güçlenir
Hasta ile paylaşım artar
Hasta ile sorumlulukların paylaşılması sağlanır
Hastanın tepkisi azalır
Fiziksel şiddeti önlemede en etkili aracın oluşması sağlanmış olur
Hukuki sorumlulukta kurtarılmış olunur.
Vatandaşın gözünde sağlık personeli itibarını değiştirerek mesleki prestij kazandırılmış olur.

Konu ile ilgili bir Yargıtay kararı

T.C.
YARGITAY 13.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2013/30822
KARAR NO:2014/10772
KARAR T: 09.04.2014


ÖZET: Sağlıkla ilgili her türlü girişimin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesi halinde yani özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabileceği, salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığı ayrıca, komplikasyonlar da izah edilerek önceden müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilmesi suretiyle aydınlatılmış rızanın sağlanması gerektiği ve bu hususta ispat külfetinin de hekim yada hastanede olduğu gözetilmelidir.

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, davalı şirkete ait Özel B... Hastanesi'nde burnundaki kemik eğriliği sebebiyle tedavi gördüğünü,tedavi sırasında ameliyata alındığını,ameliyat sonrası kontrol amacıyla aynı hastaneye gittiğinde ameliyatı yapan davalı doktor İbrahim'in hastaneden ayrıldığını öğrendiğini, bu kez aynı hastanede başka bir doktorun tedavisiyle ilgilendiğini, yanlış ameliyat neticesinde burnunda kalıcı hasar olduğunu ve düzelme imkanının olmadığını söylediğini, yanlış tedavi nedeniyle çalışamadığını ve büyük üzüntü duyduğunu ileri sürerek, 7.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan yasal faiziyle tahsilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, alınan adli tıp raporu doğrultusunda, davalılara atfedilecek bir kusur bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Davacı, davalı hastanede yapılan burun ameliyatı neticesinde burnunda kalıcı hasar olduğunu ve düzelme imkanının olmadığını iddiası ile maddi ve manevi tazminat istemi ile eldeki davayı açmıştır.

Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Borçlar Kanunu'nun vekalet akdini düzenleyen 386 vd (Yeni TBK 502 vd) maddeleri uyarınca, vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur.Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK.nın 396/1 md.) O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nın 394/1. (TBK 510/1.) maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Önemli bir diğer düzenleme de AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİDİR. Bu sözleşme 09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu sözleşmenin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulan-masında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler."

Sözleşmenin 4. maddesinde ise, "Meslek Kurallarına Uyma" başlığı altında; "Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." denilmektedir.

Anayasanın 90. maddesi uyarınca, sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.

Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatim her zaman serbestçe geri alabilecektir." düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış Rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve " Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir.Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim yada hastanededir. Öyle olunca, davalıların ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmeleri bir zorunluluktur. Dosyaya ibraz edilen 06.07.2009 tarihli onam belgesinde davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun komplikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır. Genel ifadelerle yan etki ve komplikasyonlardan haberdar olduğu bildirilmiş, bu tür ameliyatın ne tür komplikasyonlar olduğu izah edilmemiştir. Öte yandan mahkemece aldırılan 03.10.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda, "... davacının, davalı Özel B... Hastanesi'nde septum deviasyonu tanısı ile SMR ameliyatının yapıldığı, yapılan ameliyat sonrası septum perforasyonu meydana geldiği, meydana gelen perforasyonun bu tip ameliyatlar sırasında meydana gelebilecek komplikasyonlardan olduğu, perforasyonun tespiti halinde hastanın bilgilendirilmesi gerektiği, ancak perforasyo- nun ne zaman geliştiğinin anlaşılamadığı..." belirtilmiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp raporu davalı hekimin kusurlu olup olmadığının tespiti için yeterli değildir. O halde mahkemece, davacının geçirdiği ameliyat konusunda KBB uzmanlarının bulunduğu tıp fakültesinden seçilecek bilirkişi heyetinden davacının burun ameliyatında, davalı hekimin kusurunun bulunup bulunmadığı ve ameliyat sonrası kalıcı araz bulunup bulunmadığının, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre bir karar vermelidir. Davacıda oluşan perforasyonun komplikasyon olduğunun belirlenmesi halinde aydınlatmanın yeterli olmadığı gözetilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.

Mahkemenin bu yönleri göz ardı ederek,eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıdaki bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK'nın 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kararara.com desteğiyle

Güncelleme : 221.09.2020

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski