videoerk

Ücretli öğretmenlik sistemi ile amele pazarında iş bekleyenler ya da mevsimlik tarla işçileri arasında bir fark var mıdır. ?


Yıllarca oku, dirsek çürüt, sınavlara gir çık, ömürden ömür harca ve bunun yanında evde geçim sıkıntısına sebep olsa da üniversitelerden mezun olmak için milyonlar harca, birileri seni amele gibi çalıştırsın. Hatta daha beter durumda... Ameleye mobbing yoktur ama bu meslekte vardır.

Saati 16 TL den, yarım sigorta güvencesi ile ve iş olmadığı zaman GSS'ye borçlandırıl, kadrolu öğretmenlerin ya da çaycıların dahi mobbinglerine maruz kal.

Sana öğretmen desinler.

Ücretli öğretmenlik bilime olduğu kadar Eğitim'e de, İnsanlığa da,İlme de indirilmiş bir darbedir.

Ücretli öğretmenlik kaldırılmalıdır. 

Öğretmenlik mesleği, hataya yer bırakılamayacak kadar mühîm ve kutsal bir meslektir. 

Öğretmenlik gibi saygın bir meslek sahiplerinin devlet güvencesinde kimsenin dalga geçemeyeceği bir misyonla sosyal hakları tam ödenmiş bir şekilde çalıştırılması önemli olduğu kadar öğretmenlere saygının son şeklidir.

Amele gibi işe alınan, yarını meçhul olan ve işten çıkartılması bir fabrika işçisinden daha kolay olan, işten çıktıklarında tazminat hakkına bile sahip olamayan ücretli öğretmenler kar tatili bir yana deprem olduğu günde okul tatil olsa maaş ve sigortaları kesilen zavallı bir çalışandan öte bir durumda değildir.

Ve bu öğretmenlerden eğitim ve öğretime katkı bekleniyor. Gelecek nesillerin yetiştirilmesi bekleniyor.

Daha çok beklersiniz.

Ücretli öğretmenler şamar oğlanından bile beter durumdadır. Bırakın kadroluların bakışları altında ezilmeleri velilerin hatta öğrencilerin gözünde bile saygınlıkları olmayan kimse durumuna düşmektedir.

"Bugün varsın yarın yoksun" diyen okul müdüründen kardoluya, çaycısından bekçisine, köşe başında simit satan satıcıdan veliye kadar herkesin önemsemediği bir eleman, ücretli öğretmenler.

Aynı çatı altında ek ders ve nöbet ücretleriyle 5 bin 200 TL maaş alan kadrolu ve sözleşmeli öğretmenin en fazla üçte biri oranında ücret alıp eğitimin aksamaması için çabalayan, "Ücretli Öğretmenlik" gibi bir safsata içinde bir yerlere tutunmaya çalışan milyonlarca üniversite mezunlarının cahil cühelanın nazarında bile bir hükmü yok iken, öğrenciye verdiği notlar bile birileri tarafından değersizleştirilirken nasıl olur da bunlardan fayda beklenir.

Sosyal güvenceden yoksun, asgari ücretin altında bir ücretle, yarım sigortayla çalışan, tatillerde ücret alamayan, her an işten  çıkarılma korkusuyla yaşayan bu emekçilere öğretmen demekten dahi haya edenler karşısında bu kişilerin nasıl ezildiklerini gelip gördünüz mü ?

Öğretmenler odasında ayrıştırılmanın son ve ve en zayıf halkası olan manen değerli ancak meslektaşları nazarında bile üçüncü sınıf muamelesi gören, onlarla aynı işi, belki de daha fazlasını yapan, sigortası yarı yarıya yatan, asgari ücretin yarısı gibi ücret alan, tatillerde ücret almayan, her an işten çıkarılma korkusuyla dersine giren, Okul, veli, öğrenci tarafından ikinci sınıf muamelesi gören bu kişilerin işine son verilmelidir.

Beşinci sınıf dünya ülkelerinde görülmeyen bir ücretlendirme uygulamasıyla çalıştırılan bu insanların hakları hiçbir zaman bu uygulamayı koyanlara helal olmayacağı gibi, işi bitince bir tarafa itiliversin, kimliği olmasın, bir aile kuramasın, ev bark sahibi olmasın, itilip kakılsın, intiharın eşiğine gelsin, hatta intihar etsin, ama tek müsebbibi kendisi görülsün.

Hak mıdır. Reva mıdır. Öğretmene saygı bu mudur. ?

Gaziantep’te Türkçe öğretmenliği yapan Saadet H.(25), geçtiğimiz günlerde 6 katlı apartmanın terasından atlayarak yaşamına son verdi. Saadet öğretmen arkasında “Her gün pamuk ipliğine bağlısınız sözünden bıktım usandım” satırlarını bırakarak intihar etti

Bunun vebali de bu uygulamayı koyanlara aittir.

Nöbet dahi tutmamaları gereken ücretlilerin işini kaybetmemek için psikolojik baskı ile nöbet tutmalara bile razı olurken, ders için gerekli tahta kalemi, A4 kağıtlar ve fotokopi ücretlerini dahi ceplerinden harcamaktan çekinmemeleri gibi bir çok özverili çabaları okuldaki etkinliklere katkı sağlamaları dahi kimsenin umurunda olmazken yaşadıkları travmaların sorumlusu kim.

Bazı okul idarecilerinin ne oldum delisi olarak sadece ücretli oldukları için bakkalın dahi çırağına yapmayacağı küçümsemeyle, zaman zaman bağırıp çağırmasıyla rencide olan bu ücretli denilen öğretmenlerin vebali kimindir.

Bu veya bir çok nedenle ücretli öğretmenlik denilen sistem son bulmalıdır. 

Ya da öğretmen ihtiyacı varsa kadrolu olarak alınıp bu adaletsizliğe son verilmelidir.

Geçtiğimiz haftalarda Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, şubat ayında yapılacak öğretmen atamalarına ilişkin açıklamalarda bulunurken, "Biz şu anda ücretli öğretmenlik kalksın, diye çaba gösteriyoruz." demişti.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, sözünde durmalı ve bu sistemin bir an önce Türk Eğitim sisteminden kaldırılıp tarihin karanlık sayfasına gömülmesi gerektiğini söylüyoruz.

Erol Kara - 24.11.2019

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski