videoerk



Yargıtay verdiği kararla, siyasi parti teşkilat kademelerinin yaptığı sözleşmelerden partinin sorumlu tutulamayacağı yönünde karar verdi.

Buna göre, siyasi partilerin birimleriyle iş yaparken borç ilişkisine girildiği takdirde nasıl olsa bu partiden alırım düşüncesine kapılmamak gerekeceği vurgulanmış oldu.

İşte Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin o kararı

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

ESAS NO : 2010/23480
KARAR NO : 2011/3635

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

1) Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre borçlu vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE;

2) Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 71.maddesi gereğince Siyasi Partiler adına sözleşmeler, ilçelerde İlçe Yönetim Kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. İlçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzel kişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Önceden yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları sözleşmelerden dolayı parti tüzel kişiliği sorumlu tutulamaz ve hakkında takip de yapılamaz. Bu durumda sözleşmeyi yapanlar şahsen sorumlu olurlar.

Somut olayda borçluların sorumlulukları bu ilkelere göre belirlenmelidir. İcra dosyasında borçluların borca itiraz dilekçeleri görülmemiştir. Ancak icra mahkemesinde usulsüz tebligat şikayetinde bulundukları, husumetin parti başkanlığına tevcih edilmesini istedikleri, eskiden 312,5 TL olan kira bedelinin 1.200 TL’ye çıkartıldığı itirazında bulundukları görülmektedir. O halde yukarıda anılan kurallar çerçevesinde parti ilçe teşkilatının kira akdi yapma ve partiyi borçlandırma yetkisinin olup olmadığının araştırılması ve buna göre de, husumet itirazının hükme bağlanması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Kabule göre de, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 32.maddesi gereği, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Bu durumda Tebligat Kanunu’nun 32.maddesi gereğince ödeme emri tebliğ tarihinin (daha önce tebligata muttali olduklarını belirtmediklerinden) dilekçe tarihi olan 15.02.2010 olarak kabulü gerekirken ödeme emrinin iptaline karar verilmesi de doğru değildir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) no'lu bentte yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 14.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kararara.com desteğiyle

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski