Savunmada Temsil Hakkı Serbest Bırakılsın, Odalar Kapatılsın




Geçtiğimiz günlerde, Yargıtay Başkanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından ortak hazırlanan Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi’nin uygulanmasına ilişkin taslak eylem planı hazırlandı.

11-12 Ekim 2018'de gerçekleştirilen "4. Uluslararası Yüksek Mahkemeler Zirvesi"nde açıklanan Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesinin en fazla dikkat çeken ve bilhassa barolar tarafında tepki ile karşılanan maddelerinden biri de "Mahkemeler, avukatlık yetkisi olmayan uygun kişilerin mahkemede tarafları temsil etmesine izin verebilir" ibaresi oldu.

Yıllardır özel sektör ceosu olarak çalıştığım zamanlarda hem de bir hukuk çalışanı olarak çalıştığım dönemlerde düşündüğüm ve hatta şahsi olarak yaşadığım duruşmalarım boyunca kişilerin kendilerini savunmaları dışında talebi halinde birinci derece yakın akrabalarının savunmalarının yapılmasının engellenmesinin anlamsızlığı hem düşündüğüm ve çaresinin olmasını istediğim bir konu oldu.

Yargıtay'ın bu çalışmasını görünce bunun büyük bir sosyal devrim olacağını düşündüm ve sevinmiştim.

Evet, savunma hakkı hukuk mezunu olmayan kimselere taraflarının onayı alınarak yapılmalıdır. İnsanların sağlıkta farklı çözüm araması ne denli serbest ise hukukta da farklı çözüm yolu aramasına müsaade edilmeli ve savunma hakkı asla ve asla tekele düşürülmemelidir.

Barolar haklı olarak buna tepki gösterecektir. Neredeyse elinizi sallasanız hukuk mezununa çarpacak şekilde hukukçu bolluğu yaşanılan ülkemizde işsiz ve işçi avukatların ne kadar çok olduğu da bilinmektedir.

İşsizlikten intihar eden, asgari ücrete ve verilmeyen haklarına rağmen bir avukat yanında çalışmaya mahkum olan yüzlerce avukatın varlığının olmasını göz önüne aldığımızda savunma hakkının sadece avukatlarda kalmasını istemek tabii ki baroların isteği olacaktır.

Bildirgenin açıklanmasından sonra Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte diğer baro başkanlarının da kendi sitelerinden yapmış olduğu, bildirgenin 3. maddesindeki, "Mahkemeler avukatlık yetkisi olmayan uygun kişilerin mahkeme nezdinde tarafları temsil etmesine izin verebilir" ifadesi ile İstanbul Bildirgesi (Etkin) Uygulama Tedbirlerinin 3. maddesinin 11. bendindeki "Yargı; koşulların gerekli kıldığı durumlarda, ruhsatsız uygun kişilerin mahkemede bir tarafa yardımcı olmasına izin vermelidir" cümlesine ilişkin eleştiriler doğal karşılanmıştır,karşılanmalıdır. Haklıdırlar.

Ne var ki, değişen çağda değişimin olması, üniversite mezunu olanların sayıca fazlalığı, hukuk bilgilerine kolay erişim, yasaların, tebliğlerin, kararların ve hükümlerin serbestçe ulaşılabilmesi, bilgi işlem sayesinde bir çok kolaylıkların olması ve hukukçuların kendilerini yetiştirmemeleri, hatta kopyala yapıştırla mezun olan hukukçuların hukuk cehaletinin varlığı insanları bu yönde düşünceye de sevk etmektedir.

Bildirgede yer alan "Mahkemeler avukatlık yetkisi olmayan uygun kişilerin mahkeme nezdinde tarafları temsil etmesine izin verebilir" kuralının bir an önce yürürlüğe girmesi halkın da tercihidir.

Savunma bir an önce tekelleşmeden kurtarılıp "Yargıda Şeffaflığa" geçilmelidir.

Bunun yanı sıra barolara aidat ödemek zorunda kalan işsiz avukatların sırtındaki bu yükün de kaldırılması gerekmektedir. Hiç bir geliri olmayan işsiz avukatlar aidatları ya ödememekte ya da borçlanmakta ya da birilerinden borç alarak ödemek zorunda kalmaktadır.

Üye aidatları bel bükmektedir. derken aklımıza gelen bir başka sorunu da bu vesileyle dile getirmek istiyoruz.

Meslek kuruluşları adı altında kurulu bulunan odaların üyeleri de bu konuda muzdarip.

Oda Üyeleri İsyanda. Odalar Kapatılsın

Türkiye’ deki binlerle ifade edilen oda ve borsaya milyarlarca aidat ödeyen yine milyonlarla ifade edilenlerin zorunlu üyelikleri isyan ettirir hale geldi.

Meslek odası değilde siyaset partisi gibi davranan meslek odaları ve uzantılarının kaldırılması istenirken, verilmesi gereken hizmet ve ruhsatların devlet eliyle verilmesi talep edilir hale geldi.

Zaman zaman hükümete ve devlete her fırsatta isyan edercesine sokaklara dökülen ve ülkeye zararı milyar liralaı aşan olaylara sebep veren, üyelerinin hakkında ziyade oda çalışanlarının ve kurucularının saltanat sürmesine yarayan odaların kapatılması için vatandaşlar adeta bir kurtarıcı beklemektedir.

Odaların varlığının şart olması gerekir diyenlerin de bunlara saygınlıklarının oluşmasına katkı sağlanması için de seçici ve gönüllü üye edinme şartı getirilmesi gerekir, diyoruz.

Bu açıdan baktığımzıda "zorunlu değil  prestij amaçlı üye olunsun” ilkesinin yerleşmesi gerekir ki odalara üyelik zorlaştırılmalı, her başvuran değil, şartları sağlayanlar üyeliğe kabul edilmelidir.

Böylece isteyen para verir prestij edinir,isteyen vermez ama yine odaya mecbur kalmadan işini yapmaya devam eder.

İş yaptırmak isteyen de odaya kayıtlı birinin kaliteli olduğunu zan ederek tercih hakkını o yönde kaullanır ama  bir çok ülkede zorunlu olmayan oda üyeliklerinin zorla üye edilerek , üyenin kazancının olmadığı durumlarda bile üyelik aidatını gerektiğinde icra yoluyla alınması zorbalık olarak nitelendirilmektedir.

Oda üyeleri aynı zamanda mecburi vergi mükellefidir. Basit usulde vergi gelir vergisi,  katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, damga vergisi, stopaş vergisi, resmi tatil ruhsat harcı, kira stopaj vergisi, çevre vergisi, tabela vergisi, eğlence vergisi, SSK pirimi, Bağ-Kur pirimi, oda aidatı,  sicil harcı, emlak vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, enflasyon vergi farkı, geçici vergi tasdiki, defter tasdiki harcı, muhasebeci ücreti ve diğerlerini ödemek zorunda kalan milyonlarca mükellef var.

Yani milyolar kayıt altındadır.

"O halde odalara neden kayıt oluyoruz" diyen bir mağdur bakın bu konuda neler diyor "Kayıt zorunluluğu koymuşsun birde aidatını ödemeyen icraya düşüyor. Üyesine faydası ne? Başkan ve yöneticilerine faydası ne? Bir sorgulayın şu işi…Yazık günah bu millete…Sizi oraya devlet zorunlu üye eder. Bir işiniz düşse, bir evrak lazım olsa, tasdik parası almadan hizmeti vermezler. Kredi alacak olsanız git odadan kayıt getir, sicil kaydı getir derler. Bunlara ne gerek var? Esnaf yada tüccar, devlete vergi mükellefi değil mi? Mükellef. Yani resmi kayıt altında. Ayrıca Vergi mükellefi olduğu için SSK yada BAĞ-KUR ne ise, şimdi birleşiyor, oraya da kayıtlı değil mi? Kayıtlı. Peki ne demeye milleti birde metazori olarak, kanun gereği deyip devlet zoru ile meslek odalarına kayıt olmaya zorluyorsunuz? Hangi demokratik ülkede bu var?Niye zorluyorsunuz insanları ODA işine"

Yine bir mağduruun haklı düşüncelerine yer vererek yazımızı tamamlarken, hukukta serbestlik ve odaların kapanması yönünde bir talebin olduğunu belirtiyor ve sürekli değişim yaşayan Türkiye'de değişmesi gereken bir çok yaptırımın arasında "odalara üye mecburiyeti kaldırılsın" diyen milyonlar olduğunu unutmayalım. diyoruz

"Bunların sivil toplum kuruluşu ile ilgisi yok. Hiçbir sivil toplum kuruluşunda ZORLA ÜYELİK, ZORLA AİDAT olmaz. Ayrıca, kişi TC vatandaşı kimliği taşıyorsa vergi kaydı ve resmi evrakları tamsa, kefil veriyor ve gayrimenkul gösteriyorsa,  kredi alacağı zaman, git odaya sicil kaydı getir, odadan yazı getir demek biraz ayıp oluyor? Artık bu ayıp ortadan kalkmalı. Bu kadar RADİKAL kararlara imza atan HÜKÜMET  bu işi de çözmeli deriz."


Erol Kara - 21.11.2018
Google Plus'da Paylaş

0 yorum:

Yorum Gönder