.

.
.

Kısa Kısa

Tedbir Nafakasında Kadın Erkek Farkı Olmaz

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
2014/1426 E.
2016/1037 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kulu Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 07.02.2012 gün ve 2009/793 E., 2012/106 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.12.2012 gün ve 2012/9627 E., 2012/29104 K. sayılı ilamı ile;

“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle gerçekleşen ve mahkemece de sabit görülen olaylara göre boşanmada tarafların eşit kusurlu olduklarının anlaşılmasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK. md.186/1), geçimine (TMK md.185/3), malların yönetimine (TMK.m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK.m.185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (resen) almak zorundadır (TMK.m.169). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davacı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur...”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava boşanma istemine ilişkindir.

Davacı davalının evlilik süresince kendisine ve ailesine hakaret ettiğini, kendisini başka kadınlarla aldattığını, iş bulup çalışma gayreti göstermediğini, sorumsuz davrandığını, bu nedenlerle Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesinde yer alan evlilik birliğinin sarsılması sebebine dayalı olarak boşanmak istediğini beyan etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde yetki ilk itirazında bulunmuş, davanın esasına yönelik bir beyanda bulunmamıştır.

Mahkemece tanık anlatımlarından anlaşıldığı üzere davacının başka bir erkekle görüştüğü, davalının ise davacıya şiddet uyguladığını kabul ettiği, iki tarafın da evli oldukları halde başka kişilerle görüştükleri, evliliğin iki taraf için de çekilmez hal aldığı, bu duruma iki tarafın da kusurlu davranışlarının neden olduğu, tüm dosya kapsamı ve tanık beyanlarından anlaşıldığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, çocukların velayetinin anneye verilmesi nedeniyle çocuklar için iştirak nafakasına hükmedilmesine, davacının da kusurunun olması, davalının ekonomik ve sosyal durumu, davacının bu olaylar nedeniyle yıkıma uğradığına dair tazminata hükmetmeye yeterli delil olmaması nedeniyle davacının nafaka ve tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin “kusur, reddedilen tazminatlar, tedbir nafakası ve çocuklar için hükmedilen iştirak nafakası” yönünden temyizi üzerine hüküm Özel Daire tarafından yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle tedbir nafakası yönünden bozulmuş; Mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilip genişletilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, kabul edilen boşanma davasında herhangi bir geliri olmayan ve epilepsi hastası olan davalıya oranla fiziksel engeli olmayan, iş bulma ve çalışma olanağı daha kolay olan davacı kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasındadır.

Öncelikle tedbir nafakasına ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Geçici Önlemler” başlıklı 169. maddesi;

“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.”
hükmünü içermektedir.

Bu madde, yasal gerekçesinde de işaret olunduğu üzere, yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Medeni Kanunun 137. maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, mahiyeti itibariyle herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Böylece, öteden beri uygulanagelen bu hükme göre hakimin, bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ilişkin geçici önlemleri, re'sen alması gerekir.

Bu geçici önlemlerden birisi de tedbir nafakasıdır. Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın (re’sen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır.

Dolayısıyla tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Ayrıca tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir.

Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırıldığı, davacının çalışmasına engel halinin olmadığı bilakis davalının epilepsi hastası olup iş bulma ve çalışma olanağının davacıdan daha kısıtlı olduğu, tedbir nafakasına ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun 169 maddesi ve 185 ve devamı maddelerinde kadın erkek ayrımı yapmayarak "eşler" ibaresine yer verildiği, ilgili yasal düzenleme nazara alındığında fiziksel engeli olmayan iş bulma ve çalışma olanağı davalıya oranla daha çok olan davacı lehine tedbir nafakasına hükmetmenin hakkaniyete uygun düşmediği kabul edilmiş ise de dosya içerisinde davalının hastalığının çalışmasına engel olduğu hususunda bir belge ve bilgiye rastlanılmamıştır.

Hal böyle olunca, mahkemece davalının mevcut hastalığının onu sürekli iş görmeden mahrum bırakıp bırakmadığı ve çalışmasına engel olup olmadığı araştırılıp tedbir nafakasının hukuki niteliği de dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.11.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kararara.com desteğiyle

Hiç yorum yok