0
-- --


Benim en sevdiğim rotalardan bir başkasıdır. Tam bu şekilde olmasa da zaman zaman bu geçeceğimiz bölgeleri parçalı da olsa dolanmayı seviyorum. Mevsimin ne olduğu çok önemli olmasa da yazdan ziyade bahar ve kış zamanları daha keyiflidir.

Rotayı kabaca şöyle haritaladım. Yazı içerisinde sınırlı fotoğraf kullandığım için rota ile uyumlu fotoğraf sırası yazı sonuna eklenmiştir.

Başlangıç noktası Bozdoğan Kemeri yakınları, Saraçhane olarak bilinen bölge. Su kemerleri bölümünde Bozdoğan Kemeri ile ilgili epeyce eski ve yeni fotoğraf görseli bulunmaktadır.

Göreceğimiz ilk eser parkın içinden geçerek ulaştığımız Şehzade Camii avlusunun dış duvarının önünde yer alan Burmalı Mescit. Minaresinin burmalı yapısından ötürü bu adı alan caminin ilk yapılış tarihi banisi olan Mısır kadılarından Mevlana Emin Nurettin Osman'ın vefatı olan 1553 yılından öncesi olduğu düşünülmektedir.

Buradan duvar dibi boyunca giderken bir ağacın arkasında gizlenmiş su terazisini göreceğiz, aslında ağacın dallarının sarmasından ötürü pek göremeyeceğiz. Devamında avlu girişinin önünde Ayşe Sultan Çeşmesi'ni görürüz.

Buradan avluya girdiğimizde sağ bölümde hazire vardır. Bu duvar boyunca ilginç mezar taşlarını görürüz. Duvarın sonunda karşımızda çıkan türbe Mustafa Paşa'ya ait, buradan caminin avlusuna girebiliriz.

Klasik Osmanlı camilerinde gördüğümüz avlu şekli olan camiyi Mimar Sinan Kanuni'nin oğlu Şehzade Mehmet için yapmış ve "çıraklık eserim" dediği yapıdır. Zengin süslemeleri ile bir sultan camisi kadar ihtişamlı olan cami şahsen benim İstanbul'da en sevdiğim camidir. Cami kapısının tam karşısından bahçeye çıktığımızda kapalı şekilde bulunan abdest teknesi üzerinde detaylar dikkatimizden kaçmayacaktır..

Diğer tarafa yönümüzü çevirdiğimizde külliye ile yaşıt bir çınarı göreceğiz. Kimbilir nelere şahittir? Arkasında külliye yapıları başlıyor. İlk gördüğümüz bugün restoran olarak kullanılan medresedir. Osmanlı mutfağı sunuyor, yıllar evvel bir kere yemek yemişliğim olmuştur ama Türk mutfağı damak tadı taşımama rağmen, pek keyif aldığımı söyleyemem. Medresenin içini gezebiliyoruz.

Külliyenin diğer elemanları ile işini ciddiye alan internet sitelerinde bile karışık bilgiler bulunmaktadır. Aynı yapıya birisi tabhane demiş, bir başkası imaret gibi. Medresenin devamında iç kısımdaki ilk yapı tabhane, ona yapışık olan da kervansaray. Yine avlu içinde çok büyük boyutlu bir abdesthane vardır. Caminin güneyinde, yani arka kısmında türbeler bulunmaktadır. Son zamanlarda restorasyona giren bu türbeler ziyarete kapalı. Hoş, restorasyon öncesinde de ziyarete kapalıydı, sonrasında umarım ziyarete açılır.

Hem bahçeden hem de diğer taraftaki ana caddeden bu türbeler kısmen görünmektedir. Büyük olan türbe Şehzade Mehmet, hemen arkasındaki Rüstem Paşa'ya ait. Diğerleri de İbrahim Paşa, Şehzade Mahmut, Şeyhülislam Bostanzade Mehmet'e ait. Harita üzerinde işaretlenmiştir. Medrese yapısı ile Tabhane arasından külliye dışına bir çıkış vardır.

Buradan dışarı çıkıyoruz.Tam karşı sokağın içerisinde yer alan Vefa Bozacısı'nda boza molası vermek gerek; ama öncesinde ufak bir paket sarı leblebiyi bozacının tam karşısında yer alan kuruyemişçiden almak adettendir.


Damat İbrahim Paşa Sebili

Bozacının yanında bulunan cami ise Mimar Ağa Mescidi'dir. Boza molası sonrasında caddeye geri çıkıyoruz ve yukarı doğru yürüyeceğiz. Üstünde bulunduğumuz cadde Cemal Yener Tosyalı. Hemen solumuzda yine bir eski yapı: Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi, günümüzde bir vakfın kullanımında.

Karşımızda bulunan ise Molla Hüsrev Mescidi'ne arzu edersek girebiliriz. Buradan geriye dönüp Şehzade Külliyesi'nin diğer yapı elemanlarını göreceğiz. Sokağa girince solumuzda Vefa Lisesi bizi karşılayacaktır. İçerisinde eski yapılardan Şehit Ali Paşa Kütüphanesi bulunmaktadır ama muhtemelen avlusuna girmeye müsaade etmeyeceklerdir.



Denemekte fayda var. Yolun devamında göreceğimiz ilk yapı Şehzade Külliyesi'nin İmaret yapısı. Kullanılmayan bu yapılar iyice çöplüğe dönüşmüştü ama son gördüğümde restore ediliyordu. Nedense son dönem yapılan tüm restorasyonlara şüpheyle yaklaşıyorum. Devamında ise ufak ebatıyla farkedeceğimiz Sıbyan Mektebi bulunmaktadır. Günümüzde İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Vakfı kullanmakta. İzin alıp içerisine girilebilir, çok sade bir yapıdır.

Şehzadebaşı Caddesi ile üzerinde bulunduğumuz Dede Efendi Caddesi'nin köşesinde Damat İbrahim Paşa Külliyesi bulunmaktadır. 1720 yılında, lale devri dönemine ait külliyede darülhadis medresesi ve kütüphane vardır. Sonraları medresenin dershanesine minare eklemek suretiyle cami yapılmıştır. Köşesindeki sebil ise kısmen zarar görmüş olsa da durmaktadır ve büfe olarak kullanılmaktadır. Şehzade Camii'nin avlu köşesinde ise İstanbul'un ortasını belirttiği söylenen, bir kısmı yere gömülmüş yeşil mermerden bir sütun vardır. Zamanında bu sütunun elle çevrildiğini söylerler.

Buradan Vezneciler yönüne devam ediyoruz. Metro inşaatından ötürü yolda alengirli şekiller çizebiliriz. 150 metre kadar ilerden sola 16 Mart Şehitleri Caddesi'ne giriyoruz. Kiliseden camiye çevrilmiş Kalenderhane Camii. Fatih devrinde Kalenderi dervişlere tahsis edildiğinden bu adı almıştır.


Kalenderhane Camii

Kriotissa-Akataleptos Kilisesi. Bu cami arsası içerisinde eski manastırdan kalma parçalar biraz gelişigüzel olarak dağılmış ve bir bakımsızlık hissi vermektedir. Caminin yanında Bozdoğan Kemeri'nin son kısımları yer almaktadır. Buradan tekrar caddeye çıkıyoruz ve su kemerinin altından geçmek suretiyle sol çarpraza giriyoruz: Kirazlı Mescit Sokağı. Ortada ağacın arkasında kalan çeşme ise Sefer Ağa Çeşmesi, 1620 yılından kalma. Solda, köşe başında ise ise Ataullah Sıbyan Mektebi terkedilmiş vaziyette. Hemen arkasındaki ahşap bölümde ise bir kafe var.


Kirazlı Mescit Sokağı Girişi ve Sefer Ağa Çeşmesi ve solda Ataullah Sıbyan Mekteb

Vefa Kilise Camii

Sokağın devamında Kirazlı Mescidi ve eski konakları göreceğiz. Kimisi harabe, kimisi yeniden yapılıyor. Döneminde bu bölge varlıklı müslüman kesimin, medrese hocalarının yerleşim bölgesiymiş. Sonrasında ağırlıklı olarak işyerlerineve göçle İstanbul'a gelenlerin yerleşimine dönüşüyor.

Önümüzdeki senelerde muhtemelen yeni bir dönüşümü geçirecektir. Parası olan kapsın derim. Olsa emin olun ben tercih ederdim.

Biraz ilerde II. Beyazıt'ın defterdarlarından Cenderecizade Muhittin Çelebi'nin türbesi yer alıyor. 30 metre kadar ilerden sola dönüp yolu takip ettiğimizde sağ kolumuzda Vefa Kilise Camii olarak bilinen Molla Gürani Camii'ne geliyoruz.

Döneminin Aya Teodoros Kilisesi Fatih'in hocalarından Molla Gürani tarafından camiye çevrilmiştir. Çevresindeki yapılardan ötürü görkemini pek farkedemediğimiz yapının içi gezmeye değerdir. Ah bir de çevresini rahatça gezebilseydik. Karşısındaki ağaçlıklı yapıda da haziresi bulunmaktadır. Hazirenin yanından alt caddeye iniyoruz.

Vefa Bozacısı'nın olduğu caddedeyiz aslında. Sağdan devam ettiğimizde solumuzda camisi ve türbesiyle Şeyh Vefa Külliyesi'ni görüyoruz. Haziresi de hayli kalabalıktır. Az ileride görünümü itibariyle farklı bir yapı dikkatimizi çekebilir: Atıf Efendi Kütüphanesi. I. Mahmut'un defterdarlarından Atıf Efendi'nin müstakil kütüphanesidir. Düşünün artık: el yazması kitapların olduğu devirde böyle bir kütüphane kuracak kadar kitaba düşkün birisi. Hemen köşede de kütüphaneyle aynı döneme ait olduğu sanılan Rehabula Kadın Sebili vardır.


Atıf Efendi Kütüphanesi

Vefa Caddesi'ni yukarı doğru devam ediyoruz. Bu bizi Süleymaniye'ye kadar götürecek ve çok kişinin görmediği bir şekilde külliyenin oturumunu ve yükseltiyi farkedeceğiz. Yolun sonunda karşımıza heybetiyle Süleymaniye Külliyesi'nin Tabhane yapısı çıkacaktır. Yanından hafif yokuşu tırmanıyoruz. Solumuzda İstanbul Müftülüğü ve Meşihat Kapısı'nı görüyoruz. İçeride İstanbul Üniversitesi'nin Botanik Bahçesi bulunmaktadır. Eğer izin alınabilirse botanik bahçesi de gezilebilir. Sağa doğru dönerek cami bahçe dış duvarı boyunca ilerliyoruz. Binaları geçtim, bahçe duvarı imrenilesi.

Az evvel alttan gördüğümüz Tabhane yapısı ve devamında günümüzde lokanta olarak hizmet veren İmarethane yapısı görünecektir. İmarethane'nin yan tarafında ise bir kafe vardır. Yazın serin bir ortam arayanlar için ideal olan mekanı sıklıkla öğrenciler tercih etmektedir. Yaz akşamlarında siyah beyaz Türk filmleri oynatırlardı burada, halen devam ediyor mu emin değilim. Nargile sevenler için Tophane'ye güzel bir alternatif, üstelik daha ucuz.



Diğer yanımızda ise Darüşşifa yapısı. Bu yapıların henüz içini göremedik, kullanımda değillerdi. Devam eden restorasyon sonrası ne olur, bilinmez. Camiye doğru yöneldiğimizde sağ kolda hastane olarak halen kullanılan Tıp Medresesi, Süleymaniye yazma eserler kütüphanesi olarak kullanılan sani (ikinci) ve evvel (birinci) medreseler ile bitişiğinde sıbyan mektebi bulunmaktadır. Alt kısımlarında çeşitli kafeler, satış mağazaları ve sona doğru meşhur kurufasulyeciler. Yemeden gitmek olmaz. Ucuzdur, temizdir, lezzetlidir. Sonrasında camiyi rahat rahat gezebiliriz.

Külliye herkesin malumu Sinan'ın kalfalık eserim dediği yapılar bütünü. İstanbul'un 3. tepesine kurulmuş. Caminin diğer tarafında güzel bir İstanbul manzarası var ama henüz bu bölüm açılmadı. Dert etmeyelim, gezinin sonunda çay molası verirken manzara seyredeceğiz. Restorasyondan yeni çıkan cami biraz pırıl pırıl görünüyor.

Eğer ilk kez görüyorsanız içindeki sadelik şaşırtacaktır. Diğer ulu camileri gördükten sonra bunun için kimbilir ne biçimdir düşüncesi boşa çıkıyor. Amma mimari bir şaheser. Camiden çıkış sonrasında arka bölüme geçiyoruz. Girişin sağında ve solunda yer alan mezar taşlarındaki süslemeler de büyük bir medeniyetin ürünü. Sağda Kanuni'nin türbesi, diğer yanda nispeten biraz daha küçük olarak Hürrem Sultan'ın türbesi. Kanuni'nin türbesinin iç görünümü de bir şaheserdir. Hürrem Sultan Türbesi'nin arka kısmında görünen yapı ise Külliye'nin Darülkurra'sı. Yani kuran okulu. Bu bölümdeki hazirede genelde devletin ileri gelenleri gömülüdür.


Kanuni ve Hürrem Sultan Türbeleri

Süleymaniye Çeşmesi
Buradan çıkarak meydana kendimizi atıyoruz. Meydanın ortasında Süleymaniye Çeşmesi 18. yüzyıl yapısı olarak külliyenin bir elemanı gibi durmaktadır. Arka tarafında üniversitenin yine şatafatlı bir kapısının yanından devam ediyoruz. Soldan ilk sokağa giriyoruz. Yolun solunda Darülhadis Medreseleri'nin dış duvarlarını ve altında dükkanları görüyoruz. Sona doğru Süleymaniye Hamamı bizi karşılıyor.

Günümüzde turistik hamam olarak özel mülkiyettedir. Caminin çevresinde tura devam ediyoruz. Önce rabi (dördüncü) sonra salis (üçüncü) medrese sağımızda kalıyor. Maalesef yine içeri bakamıyoruz, halbuki bir restorasyondan geçti. Yolun sonunda adının büyüklüğüne rağmen Mimar Sinan'ın küçük türbesi bizi karşılıyor. Üstten görünümü aslında pergel şeklinde olup minik de olsa bir mesaj vermektedir. Sinan'ın kendi adını taşıyan Fatih'te yaptığı mescidi de böyle küçücüktür. Kısmet olursa o taraf içinde bir rota oluşturacağım. Türbenin yanından aşağı doğru inerken birkaç tane kafe göreceğiz. Bunlardan arzu ettiğimiz birine çay kahve molası için giriyoruz ve terasına çıkıyoruz. Karşımızda çıkacak manzara tüm yorgunluğumuzu alacaktır. Bunun bir de Süleymaniye minaresinden çekilmişini düşünün artık.

Bu gezideki rastladığımız eserleri sıralarsak:



Burmalı Mescit


Şehzade Camii Önünde Ayşe Sultan Çeşmesi


Şehzade Camii Abdest Teknesi

Şehzade Külliyesi yapıları

Mimar Ağa Mescidi

Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi

Molla Hüsrev Mescidi

Şehit Ali Paşa Kütüphanesi

Damat İbrahim Paşa Külliyesi

Kalenderhane Camii

Sefer Ağa Çeşmesi

Ataullah Sıbyan Mektebi

Kirazlı Mescit

Cenderecizade Muhittin Çelebi Türbesi

Vefa Kilise Camii

Şeyh Vefa Külliyesi

Atıf Efendi Kütüphanesi

Rehabula Kadın Sebili

Meşihat Kapısı

Süleymaniye Külliyesi

Süleymaniye Çeşmesi

Mimar Sinan Türbesi

(*) Caner Cangül - Emeklerinden dolayı teşekkür ederiz. Caner Cangül'ün bu çalışması ve diğer çalışmaları için tıklayınız http://istanbulium.blogspot.com/2011/10/sehzadebasndan-suleymaniyeye.htm

Yorum Gönder

 
Top