0
-- --

Ceza Genel Kurulu 2011/1-44 E., 2011/122 K. Haksız tahrik altında eşini öldürme suçundan sanık Makbule'nin TCY'nin 82/1-d, 29/1 ve 62. maddeleri uyarınca 17 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan sanık Nihat'ın ise TCY'nin 81/1, 29/1 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar hakkında TCY'nin 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin, (Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nce 17.12.2008 gün ve 75-456 sayı ile verilen ve sanıklardan Makbule yönünden kendiliğinden temyize tabi olan hükmün, katılanlar vekili ve sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Birinci Ceza Dairesi'nce 06.04.2010 gün ve 6071-2085 sayı ile;


"Aynı suçlardan yargılanan ve menfaatleri çatışan sanıklar Makbule, Nihat ve Hamza'nın aynı müdafii ile temsil ettirilerek kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılması suretiyle CYY'nin 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38/b maddelerine muhalefet edilmesi" isabetsizliğinden diğer yönleri ince-lenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 28.06.2010 gün ve 160-199 sayı ile; "Yüksek Yargıtay Birinci Ceza Dairesi ile mahkememiz arasındaki uyuşmazlık; dosyamız sanıkları Makbule, Nihat ve Hamza arasında menfaat çatışması bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak da aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlanmalarının, savunma hakkının kısıtlanması olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Sanıklardan birinin savunması, ancak diğer bir sanığın suçlanması ile sağlanabiliyorsa, aralarında çıkar çatışmasının varlığı kabul edilmektedir. Olayımızda, sanıklar Nihat ve Hamza tüm aşamalarda atılı suçu işlemediklerini beyan etmiş, sanık Makbule ise yine tüm aşamalarda eylemi tek başına gerçekleştirdiğini söylemiştir. Mahkememizce, olay yerinde bulunan boş kovanların iki ayrı tüfekten atıldığı belirlenmiş, bu tüfeklerden birinin sanık Makbule, diğerinin sanık Nihat tarafından kullanıldığı tespit edilmiş ve hüküm buna göre tesis edilmiştir. Deliller ve oluş itibarıyla, her bir sanığın beraat veya mahkumiyeti ya da delillerin değerlendirilmesi, diğer sanığın hukuki durumunu etkilememektedir. Deliller bir bütün olarak değerlendirilip hangi sanık öldürme eylemine katılmış ise onun sorumluluğuna gidilmiştir. Olayımızda olduğu gibi, bu tür olaylarda, katılan taraf karşı ailenin olay yerinde bulunan bütün bireylerinin cezalandırılmasını sağlamak, sanık taraf ise ailenin bireylerini savunmaya çalışmaktadır. Savunma tarafı, ailenin öldürme eylemine katılmayan bireylerini savunmaya çalışırken, diğer taraftan mahkeme olarak, yapay şekilde ailenin bireyleri arasında menfaat çatışması olduğunu belirtip, savunmanın bütünlüğünü bölmek, birbirinin aleyhine savunmaya zorlamak da savunmanın amacı dışındadır. Öte yandan, dosyamızda olduğu gibi ailenin her bir ferdine ayrı müdafii tayini sağlaması halinde, yeni atanan müdafiinin, mevcut müdafii ile ailenin aşamalardaki savunma bütünlüğü dışına çıkarak başka savunma getirmesi de ihtimal dahilinde görülmemektedir. Sanıkların serbest iradelerinin aksine müdafii tayinine zorlama yapay bir uygulama olarak kalacaktır. Yine dosyamızda olduğu gibi her bir sanığa ayrı bir müdafii tayini yerine, aynı müdafiinin, olayın bütünlüğü içerisinde her bir sanığın olaydaki konumlarını değerlendirip savunma yapması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olmayıp, aksine daha sağlıklı sonuca ulaşmayı sağlayabilecektir. Dosyamızda, meydana gelen öldürme olayından sonra ilkin Makbule şüpheli olarak belirlenmiş aile tarafından ona müdafii tayin edilmiş, daha sonra ailenin diğer iki bireyi hakkında aynı suçtan dava açılmış, aile, hukuki yardımdan memnun kaldığı avukatı diğer iki sanığa da atamıştır. Bunun dışında mahkememiz sanıkların ortak iradesi üstüne çıkarak her birine başka müdafii atamalarını istemek, kanun koyucunun amacı olmaması gerekir. Belirtilen nedenlerle, dosyamıza konu olayda, aynı suçlardan yargılanan sanıklar Makbule, Nihat ve Hamza'nın menfaatleri arasında çatışma bulunmadığından, aynı müdafii ile temsil ettirilerek, kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılmasının CMK 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38/b maddelerine muhalefet oluşturmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de sanık Makbule yönünden kendiliğinden temyize tabi olması ve sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığı'nın "bozma" istekli 07.02.2011 gün ve 326111 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. İnceleme, sanıklar Makbule ve Nihat hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanık Makbule'nin haksız tahrik altında eşini kasten öldürmekten, sanık Nihat'ın ise haksız tahrik altında kasten öldürmekten hükümlülüklerine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar Makbule ve Nihat arasında menfaat çatışması bulunup bulunmadığının, buna bağlı olarak da aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlanmalarının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Sanıklar Makbule ve Nihat'ın yargılama aşamasında aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlandıkları, sanık Makbule'nin savunmalarında eşi olan Hıdır'ı kendisinin öldürdüğünü, sanık Nihat'ın eyleme katılmadığını, sanık Nihat'ın ise savunmasında suçu işlemediğini, ölen Hıdır'ı ablası olan diğer sanık Makbule'nin öldürdüğünü belirttiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5271 sayılı CYY'nin, "Şüpheli veya sanığın birden fazla olması halinde savunma" başlığını taşıyan 152. maddesi, "Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı müdafie verilebilir" hükmünü taşımaktadır. Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 38. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile avukata, aynı işte menfaati zıt olan bir tarafa vekalet etmesi halinde, gelen işi reddetmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Yine Türkiye Barolar Birliğince kabul edilen Avukatlık Meslek Kurallarının 35. maddesi ile de, "Avukat aynı davada birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul edemez" kuralına yer verilmiştir. Bütün bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, menfaat zıtlığını dar anlamda yorumlamamak gerekir. Burada önemli olan, savunmanın hiçbir şekilde zafiyete uğramamasıdır. Nitekim öğretide de aynı görüş benimsenmiş, şüpheli veya sanıklardan birisinin savunulması ancak diğer sanığın suçlanmasıyla sağlanabiliyorsa, çıkarların çatıştığını ve müdafilerinin değişik kişiler olması gerektiği belirtilmiştir. (Prof. Dr. Nur Centel - Doç. Dr. Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, sh. 170) Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık Nihat ile birlikte kasten öldürme suçunu işledikleri iddia edilen sanık Makbule'nin suçun yalnızca kendisi tarafından gerçekleştirildiğinin savunulması karşısında, ortak müdafileri tarafından sanık Nihat'ın bu suçu işlemediğinin savunulması gerektiği ve bu durumun da, sanık Makbule yönünden savunmada zafiyet yaratacağı açıktır. Bu itibarla, yerel mahkemenin, sanıklar arasında menfaat çatışması bulunmadığı görüşüne dayalı direnme gerekçesi, yukarıda açıklanan yasa ve meslek kurallarına aykırı olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Ayrıca, sanık Makbule 14.09.2006, sanık Nihat ise 17.11.2008 tarihinden itibaren tutuklu olup, sanıkların üzerine atılı kasten öldürme suçuna bakmak Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerden olduğundan ve 5271 sayılı CYY'nin 102/2. maddesi uyarınca tutuklulukta geçecek süre uzatma da dahil olmak üzere en çok 5 yıl olup, tutuklanma tarihlerinden itibaren bu süre dolmamış olduğundan, sanıkların tahliyesi konusu yerel mahkemece değerlendirilmelidir. S o n u ç: Açıklanan nedenlerle; 1- Malatya İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28.06.2010 gün ve 160-199 sayılı direnme hükmünün, saptanan usul yanılgısı nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 14.06.2011 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.

Yorum Gönder

 
Top