.

.
.

Kısa Kısa

Marka ve İsim Hakkı Haczi

I- GİRİŞ

Ticari markanın yanı sıra bazen ürüne dönüşen ünlü kişi ismi ve bunun markalaşması işletmede faaliyet koordinasyonunda, hem üretim faaliyetleri içinde hem de satış faaliyetleri içinde önemli bir yere sahiptir. Firmanın ürettiği ürün marka olarak piyasada satılabildiği oranda piyasada var olabilir ve piyasada tutunabildiği oranda da üretilmeye devam eder.

Günümüzün gittikçe daha hızlı küreselleşen rekabetçi dünyasında firmaların piyasada kalıcı olabilmek için, marka olma zorunluluğundaki artış açıktır. Tüketim kalıpları küreselleşirken, tüketici dünyasında tanınana, bilinene, marka olana yönelmede giderek artmaktadır. Firmalar uluslararası rekabet ortamında mallarını dış pazara satabilmek için markalaşmaya daha fazla önem verirken globalleşmenin beraberinde getirdiği küresel krizlerden de kendilerini marka olarak var olmaya devam edebildikleri ölçüde koruyabileceklerdir.

Rekabet ortamı ve krizler firmaları vergisel ödevlerini yerine getirme açısından zora sokmakta böyle bir durumda ise vergi otoritesi gayri maddi hak olan markaya ve/veya ticari amaçlı isim hakkına (tanınan kişi ismi şahsa bağlı hak olduğu için haczedilemez) kamu alacağını güvence altına alabilmek amacıyla ihtiyati haciz uygulayabilmekte, vadesinde ödenmeyen vergi borçları nedeniylede cebri icra aşamasında kati haciz koyabilmektedir.

Aşağıda, önce konuya ilişkin kavramsal yaklaşıma daha sonra da hukuki sürece yer verilerek marka ve isim hakkı haczi konusu irdelenecektir.

II- MARKANIN TANIMI, KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ VE HUKUKİ BOYUTU

Firma bir malı satmaya çalışırken potansiyel müşterileri ikna ederek ürünü tutundurmaya ve kendi ürettiği malın benzerlerine üstünlüğüne tüketiciyi inandırmaya çabalar. Bu çabasında firmanın en büyük destekçisi markadır. “Marka, bir satıcının veya bir grup satıcının mallarını belirleyen ve rakiplerin mallarından ayıran bir isim, terim, sembol, motif veya bunların karışımıdır. Çok genel anlamda marka, malın üzerinde yazılı olan her şeydir.”[1] Markaların korunması hakkındaki 24.06.1995 tarih ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde markanın “..bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri”[2] içereceği ifade edilmiştir.

Ülkemizde markalar, mal ve ambalajıyla birlikte Türk Patent Enstitüsüne tescil ettirilir. Marka sahibine yasal koruma sağlamasının yanında, ürünü “ …tutundurmada yardımcı olur ve talep yaratmada etkilidir; tüketicide firmaya bağlılık yaratır; fiyat istikrarına yardımcı olur;v.b.Tüketiciler açısından da, marka, malın tanınmasını sağlama,kalite açısından güven unsuru olma,mal hakkında bilgi verme,tüketiciye korunma imkanı verme gibi çeşitli yararlar sağlar.”[3] Ülkemizde tescil edilen bir marka hukuk sistemimiz tarafından korunmaktadır. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında dünya markası ya da uluslararası marka kavramı mevcut olmadığından bir Türk markasının dünyanın her tarafında geçerli bir marka olabilmesi dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılacak tescil işlemlerini gerektirmektedir. Hukuk sistemimize göre, ticari faaliyeti olan kişi ya da firma marka tescili talebinde bulunabilir. “Markanın sicile kaydedilmesi ile yasal korunma sağlanması, işletmeler açısından büyük bir öneme sahiptir. Zira, aksi halde her zaman taklidi ve kötüye kullanılması mümkündür. Bu nedenle, her ülkede hukuk düzeni bu konuda düzenlemeler yaparak, markanın kötüye kullanılmasına karşı yasal, mali ve cezai önlemler almıştır.”[4] Ülkemizde markaların tescil işleminin on yılda bir yenilenmesi gerekmektedir. Tescilin yenilenmemesi durumunda marka hükümsüz hale gelmekte böylece ticaretle uğraşan başka bir kişi veya teşebbüs aynı markayı tescil ettirme imkanı elde edebilmektedir.

III- TİCARİ İŞLETMENİN BİR UNSURU OLAN MARKANIN AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDAKİ KANUN’UN UYGULAMASINDAKİ YERİ

Zaman zaman ülkenin ekonomik durumunda birçok nedenlerle ve birbirine bağlı olarak meydana gelen dalgalanmalar veya bazı sektörlerde yaşanan sıkıntılardan dolayı bazı mükelleflerin mali durumu bozulabilir ve vergi borcunu ödemede sıkıntıya düşebilir. Böyle durumlarda “mükellefin veya vergi sorumlusunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesi” (VUK md. 341/1)[5] sorunu yaşanabilir. Bu durumun neticesinde vergi ziyaı oluşmakta buda vergi otoritesi açısından teminat istenmesini gerektiren bir neden olarak kabul edilmektedir. İlave olarak VUK, md. 341/2’de sayılan hususların varlığı nedeniyle vergi ziyaı suçuna konu bir fiilin oluşması ve VUK. 359. maddede düzenlenen kaçakçılık hali kapsamına giren bir eylemin varlığı sebebiyle re’sen veya ikmalen vergi tarhına başvurulması durumunda da alacaklı amme idaresi tahsil dairesi mükelleften teminat istemek mecburiyetindedir. Çünkü gelir idaresi açısından kamu alacağının tahsil güvenliğini sağlamak son derece önemlidir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da bu konuda teminat isteme başta olmak üzere birtakım düzenleyici önlemlere yer verilmiştir. Bu önlemler sayesinde zamanında tahakkuk ettirilmeyen kamu alacağının tahakkuku ve tahakkuk ettirilip de ödenmeyen amme alacaklarının tahsili sağlanmaktadır.

Amme alacağını güvence altına alabilmek amacıyla başvurulan önlemlerden biri yukarıda da bahsettiğimiz gibi mükelleften teminat istemektir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 10. maddesinde nelerin teminat olarak kabul edilebileceği sayılmış, aynı maddenin 5. fıkrasında “ilgililer veya ilgililer lehine üçüncü şahıslar tarafından gösterilen ve alacaklı amme idaresince haciz varakasına istinaden haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar”ın[6] teminat olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde[7] marka gayrimenkul olarak tescil edilen haklar arasında sayılmıştır. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da teminat olarak kabul edilecek unsurlar arasında açıkça zikredilmemekle beraber, özel alacakların İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülen takip ve tahsil işlemlerinde teminat olarak gösterilebilen ve Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 18. maddesinde[8] işletmeden bağımsız olarak teminat olarak gösterilebileceği hükmüne yer verilen tescilli bir markanın amme alacağının güvence altına alınmasında teminat olarak gösterilebileceği de tabidir. “Markanın teminat olarak gösterilmesi taraflardan birinin talebi üzerine Türk Patent Enstitüsü Siciline kayıt ve Resmi Sınai Mülkiyet Gazetesi’nde yayınlanması”[9] ile gerçekleşir.

Borçlu mükelleften teminat istenmesini gerektiren hallerin varlığı başlı başına ihtiyati haciz nedenidir. Borçludan teminat göstermesi istenmiş fakat idarece kendisine verilen süre içinde teminat göstermemişse ihtiyati haciz uygulamasına gidilir. 6183 sayılı AATUHK’nın 13. maddesinde[10] sıralanan diğer durumların (borçlu mükellefin; belli bir ikametgahının bulunmaması, kaçmış olması, kaçması ihtimalinin bulunması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapma olasılığının bulunması, mal bildirimine çağırıldığında yedi gün içinde mal bildiriminde bulunmaması veya eksik bildirimde bulunması, kefil göstermemesi veya gösterdiği kefilin kabul edilmemesi, işlediği para cezasına konu olan fiil dolayısıyla hakkında kamu davası açılması, alacaklı haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması) mevcudiyeti halinde de idarece ihtiyati hacze başvurulabilir.

Vadesi geldiği halde ödenmeyen amme alacağı ise vergi dairesince cebren tahsil olunacaktır.Bu aşamada öncelikle “1.Amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse,teminatın paraya çevrilmesi …. 2. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi” ( AATUHK md. 54)[11]yoluna gidilecektir.

Bu bağlamda tescilli bir markanın hem ihtiyati haczi ve hem de kesin haczi ve satışı özel alacakların tahsiline ilişkin olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve kamu alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin olarak da 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca mümkündür. Çünkü haczedilemeyecek malların tek tek sayıldığı gerek İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde[12] ve gerekse AATUHK’nın 70. maddesinde[13] haczi olanaklı olmayan mallar arasında “marka” sayılmamıştır. Ayrıca Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 19. maddesinde yer alan “tescilli bir marka işletmeden bağımsız olarak, haciz edilebilir. Haciz sicile kayıt edilir ve yayınlanır”[14]şeklindeki hükümden de açık bir şekilde marka haczinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Markanın gerek ihtiyaten haczinde ve gerekse kesin haczinde gayrimenkul haczine ilişkin hükümler uygulanır. Her iki durumda da idarece alınan kararın markanın siciline işlenmesi gerekir. Alacaklı amme idaresi tahsil dairesi Türk Patent Enstitüsü’ne ihtiyati haciz ya da kesin haciz yaptığını bir yazı ile bildirir. Ve tapu kayıtlarına veya gemi siciline düşülene benzer bir şerh kayıtlara işlenir. İhtiyati haciz aşamasından kati haciz aşamasına geçildiğinde markanın kıymet takdiri yaptırılıp satışı istenir. Satışı yapılana kadar borçlu markayı kullanmaya devam edebilir ama markanın satılması durumunda markayı satın alan kişi borçla beraber satın almış olur. Özel alacakların takip ve tahsilinde de alacaklı benzer bir yol izlenmekte fakat alacaklı şahıs ya da kurum adına icra müdürlüğü haciz yazısını Türk Patent Enstitüsüne yazmaktadır. Ayrıca icra müdürlüğü markanın kıymet takdirini de yaptırmaktadır. Özel alacakların takibinde gerek kişiler ve gerekse firmalar re’sen hareket etme yetkisine sahip değildir.

IV- İSİM HAKKININ TANIMI, HUKUKSAL ÇERÇEVESİ VE HACZİ

Markaların korunması hakkındaki 24.06.1995 tarih ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinden[15] kişi adları dahil, ürüne kimlik kazandırmada kullanılan isimlerin marka olarak tescilinin mümkün olduğunu anlıyoruz. Fakat ürünü kimliklendirmede kullanılan isimlerin haczi mümkün olmakla beraber, kişi adlarının haczi mümkün değildir.

Ürünü kimliklendirmede kullanılan isim (örneğin tirajı yüksek haftalık bir derginin ismi) iktisadi bir değer ifade eder. Sadece isim, maddi bir varlık olmamasına rağmen tıpkı bir mal gibi satılabilir, devredilebilir veya temlik edilebilir. Sahibinin borcu için ihtiyati hacze ve kesin hacze konu olabilir. Ürünü kimliklendirmede kullanılan ad marka olarak tescil edilmektedir. İsim hakkı, marka üzerindeki hak tescilini gerçekleştirmiş olana aittir. Gayrimenkul haczinin tabi olduğu hükümlere tabidir. Yukarıda açıklanan marka haczinde uygulanan işlem prosedürü geçerlidir.

Marka kişi veya teşebbüs adına tescillidir ve iktisadi bir değer taşımaktadır. Kişi ismini markaya verdiğinde yani kişi ismi = marka olduğunda ise isim ve bunun üzerindeki haklar firma adına tescilli olsa bile yine kişiye ait olmaya devam edecektir. “İnsanın kendi maddi ve manevi varlığı üzerindeki haklarına kişilik hakları denir. Kişilik hakları, Anayasa güvencesine de kavuşturulmuştur….Kişilik haklarından vazgeçme, ya da başkasına devretme olanağı yoktur”[16] Böylece şahsiyet hakları koruma altına alınmaktadır. “Yeni Medeni Kanun’da Kişiliğin korunması kenar başlığını taşıyan hükümler ile Borçlar Kanunu’nda şahsi menfaatleri koruyan hüküm, kişilik haklarına ilişkin bulunmaktadır (Yeni MK md. 23, 24, 25; BK. md. 49). Yaşam, isim, şeref ve itibara ilişkin haklar böyledir.”[17] İsim hakkının yani “isim markası”nın tescilinin hak sahibi adına yapılması gerekir. Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8.maddesinin b) fıkrasında “marka sahibinin ticari vekili veya temsilcisi tarafından markanın kendi adına tescili için, marka sahibinin izni olmadan ve geçerli bir gerekçe gösterilmeden yapılan başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir”[18] hükmüne yer verilmiştir. Kişinin ismi üzerinde manevi hakları olduğundan bu haklar kişiye sıkı sıkıya bağlı ve ayrılmaz olduğundan başkasına devri yasaktır. Başkasına devredilmeye çalışılması halinde Borçlar Hukukuna göre devir sözleşmenin konusu olanak dışı olduğundan o sözleşme geçersiz olacaktır. Nitekim Borçlar Kanunu’nun 20.maddesinin ikinci fıkrasında “Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lâğvolunur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılamayacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamıyla batıl addolunur.”[19] hükmüne yer verilmiştir. Yani sözleşme çeşitli konulardan oluşuyorsa ve yalnız bu konulardan biri veya bir kısmı geçersizse, yalnızca o geçersiz konu yok sayılır sözleşmenin diğer kısımları hüküm ifade eder. Fakat taraflardan biri için bu konu olmaksızın sözleşmenin yapılamayacağı kesin olarak anlaşılıyorsa, sözleşmenin tamamı geçersiz olur. Bu durumda markalaşmış kişi ismi hakkının devrine ilişin bir sözleşme geçersiz olacaktır.

Türk Medeni Kanunu’nun Kişiler Hukukuna ilişkin birinci kitabının, birinci kısmı gerçek kişilerin kişiliğinden bahsederken öncelikle hak ehliyeti, ve fiil ehliyetine ilişkin hükümlere yer vermekte ve aynı Kanun’un 23.maddesinde[20] kimsenin hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceği hüküm altına alınmaktadır. Bu maddeye dayanarak şahsa bağlı bir hak olan isim hakkının kural olarak haczedilemeyeceğini söylemek mümkündür. Çünkü isim hakkı kişinin sadece kendi ehliyetiyle kullandığı şahsa bağlı bir haktır ve bu nedenle haczedilemez.

V- SONUÇ

Günümüzde küreselleşme zemininde yaşanan bazı gelişmeler neticesinde yerel krizler büyüyüp başka bölgelere de sıçrayabilmektedir. Kaynağı ne olursa olsun, krizler işletmelerde sermaye yetersizliğine yol açarak işletmelerin yaşamlarını tehdit edebilmektedir. Ülkemizde yaşanan krizlerin en önemli nedeni olarak görülen ülke düzeyinde yaşanan ekonomik ve siyasi dalgalanmalar ve belirsizlikler, işletmeler tarafından çoğu kez önceden sezilememekte ve teşebbüsleri gerek amme idaresine ve gerekse özel alacaklılarına karşı borçlarını yerine getirme konusunda bazen zor durumda bırakmaktadır.

Böyle durumlarda, gelecekte tahakkuk edecek vergi borçlarının tahsil güvenliği için firmadan teminat isteme ve firmaya ihtiyati haciz uygulama yoluna başvurulabilmektedir. Şirketin kesinleşen ve vadesinde ödenmeyen borçlarının şirketten tahsil edilememesi üzerine ise kesin haciz uygulanmaktadır.

Ticari isim olarak marka firmaların piyasada tanınması ve tutunması anlamında iş dünyasında önemli bir değere sahiptir. Marka ve kişi adları Türk Patent Enstitüsü siciline tescil ettirilir. Tescilli bir marka ve/veya ticari amaçlı isim hakkı firmanın borcuna karşılık teminat olabilmekte, işletmeden bağımsız olarak marka ve/veya ticari amaçlı isim hakkına gayrimenkul haczinde izlenen prosedüre uygun olarak ihtiyati haciz veya kati haciz konulabilmektedir. Marka olarak tescil edilmiş kişi isimleri üzerinde ise, o ismi taşıyanın manevi hakkı olduğundan ve kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı bulunduğundan, ihtiyati ve kati haciz uygulanması mümkün olmamaktadır.

--------------------------------------------------------------------------------

* Yazar: Nilgün SERİM,Yrd. Doç. Dr,

Maliye Bölümü, Mali Hukuk ABD.; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Lisans Derecesi, İstanbul Üniversitesi, Yüksek Lisans, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

[1] Josep L. MASSIE, İşletme Yönetimi, (Çev.Şan Öz-Alp ve diğerleri), Bayteş Yayıncılık A.Ş., Eskişehir,1.Baskı, 1983,s.217.

[2] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] İsmet MUCUK, Modern İşletmecilik, Der Yayınları, İstanbul1983, s. 237

[4] İsmet MUCUK, Pazarlama İlkeleri, Der Yayınları, İstanbul,1986,s.123

[5] Vergi Usul Kanunu, Tüm Vergi Kanunları-I, Oluş Yayıncılık A.Ş., Ankara,17.Basım, Haz.2006, s.517

[6] Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Tüm Vergi Kanunları-I,Oluş Yayıncılık A.Ş., Ankara, 17. Basım, Haziran 2006, s.589

[7] Gelir Vergisi Kanunu, Tüm Vergi Kanunları-I, Oluş Yayıncılık A.Ş.,Ankara, 17.Basım, Haziran 2006, s. 73

[8] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[9] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[10] Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, age, s.590

[11] Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, age, s.609

[12] İcra ve İflas Kanunu, http://www.hukuki.net/hukuk/index.php?article=116 ,(01.08.2007)

[13] Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, age, s.615

[14] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[15] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[16] A.Şeref GÖZÜBÜYÜK, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, Turhan Kitabevi, Ankara, 24.bası, 2005,s.168

[17] Necip BİLGE, Hukuk Başlangıcı, Hukukun Temel Kavram ve Kurumları, Turhan Kitabevi, Ankara, 20.bası, 2005,s.228

[18] 27.06.1995 tarih ve 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[19] Borçlar Kanunu(Metin), Olgaç Matbaası, Ankara,1976,s.23

[20] Abdülkadir ARPACI,Gerekçeli Açıklamalı Yeni Türk Medeni Kanunu,Temel Yayınları,İstanbul,2. baskı, 2002,s.113


ALINTI : E-Yaklaşım / Ocak 2008 / Sayı: 54

Hiç yorum yok