0
-- --

Fikri Mülkiyet Nedir?

Telif Hakları veya Fikri haklar, bir eser üzerinde sahip olunabilecek maddi ve manevi hakların tamamını ve komşu haklarını ifade eder. Fikri mülkiyet, bir kişiye veya kuruluşa ait olan bir fikir ürünüdür; söz konusu kişi ya da kuruluş, sonradan, bunu serbestçe paylaşmayı veya kullanımını belirli biçimlerde kontrol etmeyi tercih edebilir.

Fikri Mülkiyet Niçin Korunur ve Bu Korumadan Kimler Yararlanır?

Fikri mülkiyet hakları koruma sistemi, bir inovasyonun ya da kreasyonun bunu üreten ya da yaratan kişiye ait olduğunu garantilemenin yanı sıra, bunu “sahiplenmeye” ve sonuçta bundan ticari olarak yararlanmaya da olanak sağlar. Fikri mülkiyeti korumak suretiyle, toplum, bireylerin yeni fikirler gelişltirmeye zaman ve kaynak tahsis etmelerini teşvik eder.

Fikri mülkiyet haklarının topluma sağladığı yararlar şunlardır:

Adil bir rekabetin sürdürülmesi ve geniş bir yelpazeye yayılan kaliteli ürün ve hizmetlerin üretiminin teşvik edilmesi;

Ekonomik büyümenin ve istihdamın desteklenmesi;

İnovasyon ve yaratıcılığın sürdürülmesi;

Teknolojik ve kültürel ilerlemelerin ve ifadenin desteklenmesi;

Kamusal bilgi ve kültür hazinesinin zenginleşmesi

Fikri Mülkiyet Nasıl Korunur?

Fikri mülkiyet genel olarak, bir eserin yaratıcısına veya bir mucide, eserinden ya da buluşundan belli bir süre için ticari olarak münhasıran yararlanma haklarının tanınmasıyla korunur. Bu haklar ayrıca, hak sahibi tarafından satılabilir, lisanslanabilir veya başka şekillerde tasarruf edilebilir.

Edebiyat ve sanat eserleri, buluşlar, markalar ve tasarımlar gibi değişik fikri mülkiyet türleri farklı şekillerde korunur:

Kitaplar, tablolar, müzik eserleri, filmler ve plaklar gibi, edebiyat ve sanat eserleri ile yazılımlar, genellikle telif hakkıyla korunur.

Gerek teknik, gerek bilimsel buluşlar patentlerle korunur.

Sözcükler, simgeler, kokular, sesler, renkler ve şekiller gibi, bir ürünü veya hizmeti diğerlerinden ayırt etmeye yarayan özellikler marka haklarıyla korunur.

Tasarımlar, coğrafi işaretler ve ticari sırlar da fikri mülkiyet türleri olarak kabul edilir ve çoğu ülkede bunlar için belli bir hukuki koruma biçimi vardır.

Ticaret dünyasında haksız rekabeti engelleyici kurallar, aynı zamanda ticari sırların ve diğer fikri mülkiyet türlerinin korunmasına da yardımcı olur.

Telif Hakkı Nedir?

Telif hakkının varlık nedeni, kitaplardan tablolara, filmlerden plaklara ve yazılımlara kadar uzanan özgün sanat, edebiyat ve müzik eserlerinin üretimini teşvik etmektir. Telif hakkı sistemi, yaratıcıya ekonomik hakların yanı sıra, eserin sahibi olduğunu iddia etme ve eserinde şöhretine zarar verebilecek değişliklikler ya da tahrifatlar yapılmasını engelleme olanağını veren “manevi” haklar da sağlar.

Telif hakkı, telif hakkı sahibine eserinin bazı kullanımlarını kontrol etme olanağını verir. Eser sahibinin izin verebileceği veya yasaklayabileceği bu kullanımlar, genellikle eserin çoğaltılmasını, dağıtımını, kiralanmasını, kayda alınmasını, kamuya icrasını, radyo ve televizyonda yayınlanmasını ve çevirisinin yapılmasını veya uyarlanmasını içerir.

Fikri Mülkiyet Ve Sınai Mülkiyet Ayrımı

İnsanoğlunun bugün ulaştığı refah düzeyi, edebiyat, sanat ve teknoloji alanındaki devasa ilerlemesi hep yaratıcı insan faaliyetinin bir sonucudur. Böylesi insanların faaliyetlerinin korunması ve teşvik edilmesi tüm insanlığın yararınadır. Bu gerçekten yola çıkan kanun koyucu gayrımenkul mülkiyetini andıran ama ondan farklı olarak soyut nitelik taşıyan bir mülkiyet çeşidi yaratmıştır. Hukukta 'gayrı maddi mal' olarak adlandırılan bu mülkiyet çeşidi genel olarak iki ana başlıkta ele alınmaktadır: 1.'si Fikri Mülkiyet, 2.'si Sınai Mülkiyet. Fikri mülkiyet; edebiyat, sanat, müzik, mimari vb. gibi telif eserleride denen alanı kapsar. Sınai mülkiyet ise esas olarak sanayi ve teknolojiyi ilgilendiren alanlardaki markaları, buluşları, tasarımları kapsar.

Gerek fikri, gerekse sınai mülkiyet hakları hukukumuzda ayrı ayrı kanunlarla düzenlenmiştir. Fikri mülkiyeti düzenleyen kanun 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu olup, Sınai mülkiyeti ilgilendiren kanunlar birden fazladır. 556 sayılı Markalar, 554 sayılı Tasarımlar, 551 sayılı Patent kanunları (kararnameleri) vb. gibi.

Fikri mülkiyet ile sınai mülkiyet arasında birçok benzer yön ve bir çok farklı yön bulunmaktadır. Benzer yönleri sıralayacak olursak şunları zikredebiliriz :

1-Her ikisinde de haklar sürelidir. Örneğin bir sanat eserinin koruma süresi ömür boyu+70 yıl, bir markanın koruma süresi 10, bir Patentin koruma süresi ise 20 yıldır. Bu süreler sona erdiğinde gerek sınai hak gerek eser tüm topluma ait olur. Yani anonimleşir.

2-Her ikisinde de haklar mülkiyet nitelikleri taşır ve hukuki işlemlere konu olur. Yani alınır, satılır, devredilir, lisansla kiralanır, haciz konur, teminat gösterilebilir vs. (Eserlerde bu hususlar mali haklara ilişkindir. Manevi haklarda bunlar sözkonusu olmaz. Yani örneğin bir eserden yaratcısının ismini hiçbir zaman kaldıramazsınız.)

3- Her ikisinde de hakları korumak için hapis cezaları, madddi ve manevi tazminat imkanları konmuştur.

4-Her ikisinde de hızlı yargılama ve müdahale usulleri benimsenmiş ve ihtisaslaşmış mahkemeler aracılığıyla işlem yapılması esası benimsenmiştir.

5-Her ikisinde de tecavüz (izinsiz çoğaltma-kullanma) haksız rekabet sayılmış olup, Ticaret Kanunun haksız rekabet hükümleri uygulanır.

Ortak yönler bunlar olmakla birlikte fikri ve sınai mülkiyet hakları arasında önemli farklarda vardır. Bu farkları sıralayacak olursak şunları zikredebiliriz:

1-Fikri mülkiyet haklarının tescil edilebileceği bir müessese yoktur. Bir sanat eseri kamuya sunulmakla koruması başlamış olur. Sınai mülkiyet haklarında ise bir tescil müessesi kurulmuş olup, bunu merkezi Ankarada bulunan Türk Patent Enstitüsü yerine getirir. Bir fikri hakkın kime ait olduğunun kanıtlanması yeterli iken sınai haklarda tescil edilmiş haklara geniş imkanlar sağlanmıştır. Tescilli olmayan sınai hakların koruması yok denecek kadar zayıftır.

2- Yaratılmış bir ürünün Fikri hak olarak korunması için sahibinin hususiyetini taşıması zorunluluğu getirilmiş olup, sanatsal güzellik ve estetik özellikleri aranmaktadır.. Aksi takdirde 'eser' sayılamayacak harcıalem yaratılar fikri hak kavramı içinde yer almaz. Oysa sanai haklarda böyle bir zorunluluk yoktur. Sınai hakkın koruması için 'sanayide kullanılabilir' olma kriterini taşıması yeterlidir.

3- Eserin manevi yönü son derece önemlidir. Bu husus hiçbir anlaşma ile ortadan kaldırılamaz. Oysa sınai haklarda İstisnai olarak buluşçunun adını kullanma zorunluluğu dışında böyle bir zorunluluk yoktur.

4-Fikri hakların kullanımında sanatçıların oluşturduğu meslek birliklerine özel hak ve imkanlar tanınmıştır. Örneğin SESAM (Sinema Eserleri Birliği), MESAM (Müzik Eseri Sanatçıları Birliği) vb. gibi örgütler üyelerinin haklarını korumak için dava açabilir, ilgililerin cezalandırılmalarını isteyebilir ve tazminat davaları açabilir. Sınai haklarda böylesi imkanlar yoktur. Hak sahibi herkes bunu kendisi takip etmek zorundadır.

5-Sınai haklarda itiraz ve Enstitü kararlarının mahkemeye götürülmesi gibi hak ve imkanlar vardır. Ancak fikri haklarda böylesi kurum ve imkanlar yoktur.

Sınai Mülkiyet Nedir?

"Sınai Mülkiyet", genel tanımı ile, sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına; ticaret alanında üretilen ve satılan malların üzerlerindeki üreticisinin veya satıcısının ayırt edilmesini sağlayacak işaretlerin sahipleri adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir haktır.

Sınai Mülkiyet Hakları;

Patentler ve faydalı modeller,

Markalar,

Endüstriyel tasarımlar,

Coğrafi işaretler, ve

Entegre devrelerin topoğrafyaları'ndan oluşmaktadır.

Bir ülkede "sınai mülkiyet hakları"nın etkin biçimde korunması, sağlıklı ve sağlam bir sanayinin ve kararlı ekonominin temel koşullarından biridir.

Sınai Mülkiyet Haklarına İlişkin Korumadan Niçin Yararlanmalıyız?

Özellikle Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması ve Eki Ticaretle Bağlantılı Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Anlaşmasının yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren fikri ve sınai hakların etkin biçimde korunması konusunda tüm ülkeler, bu konudaki diğer uluslararası anlaşmaların hükümlerini de içerecek mevzuatı yürürlüğe koymakta, uygulamaları eşit biçime getirmekte ve ihlallere karşı etkin yaptırımların yollarını ortaya koymaktadır. Az gelişmiş olan ülkelere tanınmış olan 10 yıllık geçiş süresinin sonunda yani 2005 yılında dünyada tüm ülkeler aynı standartlarda sınai mülkiyet sistemlerine sahip olacaklardır.

Bugün Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşmasına taraf bir ülke olmanın yanısıra Avrupa ile Gümrük Birliği yapmış Türkiye, hem ulusal sanayii ve ticareti için hem de uluslararası ticaret ve rekabette layık olduğu yeri alması ve uluslararası işbirliğine uygun ortam yaratmak için ülke içinde sınai mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda ve etkin biçimde korunmasına önem vermiştir.

Türkiye’de aynı sektörde birden fazla büyük ve güçlü firmanın varlığını, bunların birçoğunun birçok yabancı firma ile işbirliği yaptığını, bazılarının uluslararası alanda yabancı firmalarla kıyasıya rekabet ettiğini, firmalarımızın sadece yurtiçinde değil yurtdışında da birbirleri ile rekabete girdiğini görüp değerlendirdiğimizde, “Türkiye’nin, taklitçiliğin yaratıcılığa dönüşmesi aşamasına gelmiş, kendi özgün çalışmalarını yaparak özgün tasarımlarını ve yeni buluşlarını üretme noktasına ulaşmış bir ülke” olduğunu rahatça ifade edebiliriz.

Uluslararası alanda başkaları ile rekabet etmek istiyorsak oyunu kuralına göre oynamamız gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Oyunun kuralı uluslararası işbirliği ve ticarette fikri ve sınai haklar da dahil olmak üzere uluslararası mevzuata uyumlu hareket etmektir. Bunun da yolu;

Taklit ürün üretim ve pazarlanmasından kaçınmak,

Yeni ve özgün üretim ve pazarlama yollarını aramak, bulmak ve uygulamak,

Elde edilebilecek tüm sınai haklara hem yurtiçi hem de yurtdışında sahip olmaktan, geçmektedir. Aksi takdirde hem ticari zararlara uğramak hem de cezai yaptırımlara maruz kalmak söz konusudur

FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU ( Kanun Numarası: 5846 ) ‘ da fikri mülkiyetin HACİZ VE REHİN başlığı altında işaret ettikleri haller şunlardır.

I - CAİZ OLMIYAN HALLER:

Madde 61 - İcra ve İflas Kanununun 24 ve 30 uncu maddelerinin hükümleri mahfuz kalmak şartiyle:

1. Eser sahibinin veya mirasçılardan birinin mülkiyeti altında bulunan henüz alenileşmemiş bir eserin müsvedde veya asılları;

2. Sinema eserleri hariç olmak üzere birinci bentte zikredilen eserler üzerindeki mali haklar;

3. Eser sahibinin, mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan paradan gayrı alacakları;

Kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın veya hapis hakkının konusu olamaz.

II- CAİZ OLAN HALLER:

Madde 62 - Aşağıdaki hükümler dairesinde:

1. Alenileşmiş bir eserin müsveddesi veya aslı;

2. Yayımlanmış bir eserin çoğaltılmış nüshaları;

3. Eser sahibinin korunmaya layık olan manevi menfaatlerini ihlal etmemek şartiyle alenileşmiş bir eser üzerindeki mali hakları;

4. Eser sahibinin mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan para alacakları;

Kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın yahut hapis hakkının konusunu teşkil edebilir.

Birinci fıkrada sayılan konulara dair rehin sözleşmesinin muteber olması için yazılı şekilde yapılması lazımdır. Sözleşmede rehin olarak verilenler ayrı ayrı gösterilmelidir.

Güzel sanat eserlerine ait kalıplar ve sair çoğaltma vasıtaları, birinci fıkranın üçüncü bendinde yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbikı için lüzumlu görüldüğü nispette zilyed olan kimselerden geçici olarak alınabilir.

Mimarlık eserleri hariç olmak üzere güzel sanat eserlerinin asılları ve eser sahibine yahut mirasçılarına ait musiki, ilim ve edebiyat eserlerinin müsveddeleri, birinci fıkranın üçüncü bendinde yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbikı için lüzumlu görüldüğü nispette zilyed olan kimselerden geçici olarak alınabilir

Yorum Gönder

 
Top