.

.
.

Kısa Kısa

Danıştay, Doktor Kusuru Olmasa da Bebek Ölümünde Tazminata Karar Verdi

Danıştay 15. Daire Başkanlığı
Esas No : 2016/3335
Karar No : 2016/4715

İstemin Özeti : İstanbul 8. İdare Mahkemesi'nin 18/11/2015 tarih ve E:2013/881; K:2015/2411 sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine ilişkin hükümler yönünden hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti :Savunma verilmemiştir.

Düşüncesi : Temyiz istemlerinin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce; dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:

Dava; davacıların, 14/08/2012 tarihinde erken doğan bebeğinin yine aynı tarihte vefatı nedeniyle uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılmıştır.

İstanbul 8.İdare Mahkemesi'nce; annenin doğum öncesi ve sonrasında yapılan tedavi ve tetkiklerde herhangi bir hata olmadığı, uygulamaların bilimsel ve tıbbi kurallara uygun olduğu Adli Tıp Kurumu raporunda ortaya konulduğundan maddi tazminat isteminin reddi, her ne kadar bilirkişi raporunda annenin doğum öncesi ve sonrasında yapılan tedavi ve tetkiklerinde hata olmadığı belirtilmiş ise de; tüm dosya kapsamından ve bilirkişi raporundan davacı annenin hastaneye gelişi, doğum ve doğum sonrası yaşadığı travmaların Devletin vatandaşına sağlaması gereken sağlık hizmetlerinin kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkesi aranmaksızın doğrudan 1982 Anayasası´nın 2. maddesinde öngörülen Sosyal Devlet olma ilkesi kapsamında toplumla paylaşılması gerektiği sonucuna varılmakla anne ve baba için ayrı ayrı 25.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddi yolunda karar verilmiştir.

Taraflarca, aleyhlerine ilişkin hükümler yönünden, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.


İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın oluşması ve bu zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir.

İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İsteminin Reddi ile Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Reddine İlişkin Kısmı İncelendiğinde;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "kararın bozulması" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.

Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçelerindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının usule ve hukuka uygun olduğu, kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesine gelince;

Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır.

Manevi tazminat, evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unsuru da ön plana alınmaktadır. Gelişen hukuktaki bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde, tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır.

Manevi tazmin ile amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmaktır.

Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktarda olması gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davacılardan anne 'ın gebeliğinin 33. hafta 5. gününde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne 10/08/2012 tarihinde müracaat ettiği, erken membran rüptürü (suları gelen gebe), transvers(yan) duruş bulgularıyla takibe alındığı, hastaya her gün iki kez NST çekildiği ve akciğer olgunlaşması için kortikostreoid yapıldığı, antibiyotik tedavisine başlandığı, 13 Ağustos tarihinde; NST'de bebek kalp atışlarının normal olduğu, rahim kasılması tespit edilemediği, 14 Ağustos olay günü saat 01:30'da hastada rahim kasılması olduğu yapılan muayene sonucu doğum eyleminde olduğunu değerlendirmeyi gerektirecek değişiklik olmadığı ve NST'de kasılma tespit edilemediği, sabah 08:00'de hastanın şikayetinin bulunmadığını belirttiği, hastanın sezeryan ile doğumu için hazırlıklara başlandığı, saat 11:00 gibi ağrıları başladığı, yapılan ilk muayenede doğum eyleminin hızla başlayarak ilerlemiş olduğu,

müdahale imkanı en yakın yer olan servis muayene odasına alındığı, yapılan manevralar sonucu bebeğin kollarının kurtarıldığı, sonra bebeğin kafasının kurtarılması için rahim ağzına saatin 12 ve 5 hizasında kesi uygulandığı, bebeğin başının doğurtulduğu, başın doğurtulması esnasında bebeğin ağzının sağ kenarında yanağında üst kısmında yukarı doğru uzanan yırtık oluştuğu, yeni doğan yoğun bakım ünitesinde yapılan tüm tedavi, tetkik ve uygulamalara karşın bebeğin kurtulamadığı ve vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Olayda, davacıların iddiaları kapsamında, davacı anneye doğum öncesinde, esnasında ve sonrasında uygulanan gözlem, tedavi ve tetkiklerin bilimsel ve tıbbi kurallara uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin, herhangi bir hata veya kusurun bulunup bulunmadığı hususlarının tespitine yönelik olarak Mahkemece dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bunun üzerine düzenlenen Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 29/07/2015 tarih ve Karar No:3227 sayılı raporunda özetle ''erken membran rüptürü nedeniyle hastaneye müracaat etmiş olan gebenin ayrıntılı anamnezi alınarak, muayenesi USG incelemesi, NST tetkiki, laboratuar tetkikleri yapılarak servise yatırıldığı, günlük muayene takiplerinin, NST ve USG incelemelerinin yapıldığı, bebeğin akciğerlerinin gelişimi için steroid tedavisi başlandığı, gebeye kanı sulandırıcı ilaç tedavisine devam edildiği, erken membran rüptürüne bağlı enfeksiyonu önlemek için antibiyotik tedavisi uygulandığı, kasılması olmadığından doğumun planlanarak sezeryan ile yapılmasına karar verildiği, doğum hazırlıkları yapılırken kendiliğinden hızlı bir şekilde doğumun başladığı, yan duruşta olan bebeğin makat gelişe döndüğü, makat geliş manevraları ile bebeğin çıkartılmaya çalışıldığı, manevralarla gerçekleşmeyince rahim ağzına kesi ve ardından yine manevra ile doğumun sağlanılmış olduğu ve bebeğin çıkartılmasından sonra gebenin ameliyathaneye alınarak mevcut kesilerinin dikildiği, acil doğum eylemi nedeniyle vücudunun bir bölümü çıkmış olan bebeğin bir an önce doğumunun gerçekleştirilmesi gerektiği, bu nedenle en yakın uygun yerde doğumun gerçekleştirilmiş olduğu, yapılan manevraların ve doğum işleminin tıbben doğru olduğu, bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonunun her an değişebileceği, yapılan manevralar sırasında bebeğin yüzünde oluşan kesinin bir komplikasyon olduğu, bebeğin doğumundan sonra uygun resüsitasyon işlemlerinin yapılmış olduğu cihetiyle; gebenin muayenesinde, takibinde ve doğumunda görev alan doktorlara, yardımcı sağlık personeline ve idareye kusur atfedilemeyeceği" belirtilmiştir.

Olayda, 'ın 10/08/2012 tarihinde 33 hafta 5 günlük prematüre, transvers (yan) duruş, kötü obstetrik öyküsü (12 haftanın altında iki gebelik kaybı ve bir dış gebelik öyküsü) ve erken membran rüptürü (37. gebelik haftasından önce doğum eylemine girmeden bebeğin sularının gelmesi ve gebelik kesesi bütünlüğünün bozulması) olan gebe olarak davalı idare hastanesine yatırıldığının anlaşıldığı, hastanedeki takip ve tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğu Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilmiş ise de, olay tarihi olan 14/08/2012 tarihinde saat 01:30'da hastanın rahim kasılması hissettiğini ilgililere bildirmesi üzerine yapılan muayenesinde doğum eyleminde olmadığının belirlendiği, sabah 08:00'de şikayetinin olmadığını bildirdiği, sezaryen için hazırlıklara başlandığı, saat 11:05'te sezaryen katındaki odasında doğumunun başladığı sezaryen servis hemşireleri tarafından haber verildiği, kordonun sarktığı söylenildiği, saat 11:20'de hastanın ağrısının olduğunu tarif etmesi üzerine muayene için odasına gidildiği, kordonun vagenden sarktığı, bebeğin ayaklarının vagen çıkımında olduğunun görülmesi üzerine ilgili doktorlara haber verildiği, müdahale imkanına sahip en yakın yer olan servis muayene odasına alınarak doğum eyleminin gerçekleştirildiği ve akabinde bebeğin vefat ettiği anlaşılmakta olup, sancılı ve sorunlu bir gebelik yaşayan davacının 14/08/2012 tarihinde sezaryen ile doğum kararı alınmasına rağmen 14/08/2012 tarihinde saat 11:00 civarında yapılan muayenesinde bebeğin kordon ve ayaklarının çıktığının görülmesi ve akabinde doğum eylemini gerçekleştirmek üzere en yakın yer olan servis odasına alınması ve davacıların bu süreçte yaşadığı travma bir arada değerlendirildiğinde, bu durumun davacılarda, gebelik takibinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacıların manevi zararının karşılanması gerekmektedir.

Bu nedenle, idare mahkemesi kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmı sonucu itibariyle yerinde görülmüştür.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 8. İdare Mahkemesi'nin 18/11/2015 tarih ve E:2013/881; K:2015/2411 sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısımlarının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/09/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hiç yorum yok