0
-- --
İcra ve İflas Kanunun 82/1 Maddesinin Belediyeler Açısından Önemi


1. Giriş
Haciz sözcüğü, “ayıran” , “bölen” anlamına gelen Arapça bir kelimedir. Haciz, bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına, aylığına veya malına icra dairesince el konulmasıdır.

Doktrinde,
“kesinleşmiş bir icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu yolda talepte bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara icra memuru tarafından hukuken el konulması[1]” ,

“satış hasılatı ile takip alacaklısını tatmin etmek için, kanunun gösterdiği şekillere göre paraya çevirmek üzere alacaklının isteği ile takip borçlusuna ait belli malvarlığı parçalarına devletçe –özel bir anlamda- el konulması[2]” ,

“borçlunun malvarlığının alacaklının karşılamaya yetecek kadar olan kısmına el konulması[3]” ,

“icra kabiliyeti kazanan bir para veya teminat alacağı için gerekiyorsa borçlunun şahsına karşı da zor kullanarak, onun mal, alacak ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisinin icra memuru tarafından kanun hükümlerine dayanılarak kaldırılması[4]” ,

“doğrudan doğruya alacağın ödenmesine yönelik bir icra takip işlemi[5]” olarak tanımları yapılan haciz işlemini Yargıtay da, çeşitli içtihatlarında;
“belirli bir para alacağının tahsilini sağlamak için, borçluya ait mal ve haklara icra memurunun beyanı ile hukuken el konulması[6]”

şeklinde tanımlanmıştır.

İsviçre kaynaklı olan haciz ile ilgili hukuk normları, haciz işleminin uygulama alanını kesin bir biçimde tespit etmemekte, daha ziyade somut olayda gerçeğin gereklerine göre karar vermeyi gerektirmektedir. Dolayısıyla uygulamada karşılaşılan birçok sorun, yasal düzenlemelerden çok yargı içtihatlarıyla ortaya konulan kararlardan yola çıkılarak çözülmektedir.

Bu çalışmada belediyelere yönelik haciz işlemleri tartışılacaktır. Konuyla ilgili birçok mevzuat hükmü bulunmaktadır. Ancak, yukarıda açıklanan nedenlerle yasal düzenlemelerden yanında daha çok konuyla ilgili yargı içtihatları değerlendirilecektir.
Belediyelerin malvarlığına yönelik yapılan haciz işleminde birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Bunların başında belediyelerin hangi varlıklarının hacze konu olabileceği hususudur. Çünkü haciz ile ilgili yasal düzenlemelerde haciz işlemine konu olabilecek varlıklar somut bir şekilde sayılmamaktadır. Dolayısıyla hangi varlıklar hacze konu olabilecektir? Diğer taraftan belediyelerin karşılıklı borçlu-alacaklı olmaları durumunda haciz işlemi nasıl yürütülecektir?
Tüm bu hususlar yargı içtihatları ışığında bu çalışmada değerlendirilecektir. Öncelikle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun Haczedilemeyecek Mallar başlıklı 82. maddesinin 1.fıkrası kapsamında; belediye malvarlığının, devlet malları niteliğinde olup olmadığı, özel kanunlardaki haczi sınırlayan hükümlerden ne ölçüde yararlanacağı tartışılacaktır. Daha sonra çeşitli kanunlardaki haciz ile ilgili hükümler değerlendirilecektir.

Nihayet karşılıklı iki belediyenin haciz dairesinde karşı karşıya gelmesi durumunda, nasıl karar verildiği üzerinde durulacaktır. Çalışmada uygulayıcıların çeşitli sorunlara çözüm olacağı düşüncesiyle konuyla ilgili yargı kararlarına da yer vermeyi uygun bulduk.

2. İcra ve İflas Kanunun 82/1 Maddesinin Belediyeler Açısından Önemi
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun “Haczi Caiz Olmıyan Mallar ve Haklar” başlıklı 82.maddesinin 1.fıkrası ile “Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar” haczedilemeyecek mallar olarak kabul edilmiştir.
Söz konusu bu fıkra belediyeler açısından iki önemli sonuç doğurmuş ve tartışmalara neden olmuştur. Birinci husus, belediye malvarlığının fıkrada sözü edilen “devlet malı” niteliğinde olup olmadığı, ikincisi de özel kanunlarında haczi mümkün olmayan malların yasal düzenleme ve yargı içtihatları kapsamında neyi içerdiğidir.
Öncelikle devlet malı kavramı neyi içermektedir, kapsamına belediyelerin malvarlığı da girmekte midir bunu açıklığa kavuşturmak gerekir.
Devlet malı kavramına sadece 1927 tarihli mülga 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunun 2. maddesinde rastlamaktayız:
"Devletin mal varlığı; Devletçe salınan ve alınan her türlü vergi ve resim ile Devlete ait nakit, hisse senedi, her türlü taşınır ve taşınmaz eşya, mal, kıymet ve bunların gelirleri, kiraları ile satış bedellerinden oluşur."[7]

Söz konusu Kanunun 23.maddesinde de devlete ait tüm taşınmazların hazine adına tescil edileceği ifade edilmekteydi. Mülga 1050 sayılı Kanunda yer alan tanımların yeterince açık olmaması nedeniyle devlet mallarının kapsamına nelerin gireceği tartışma konusu olmuştur. Bunun üzerine Danıştay’a başvurularak görüş istenmiştir. Danıştay Genel Kurulu, 26.12.1946 tarih ve 46/213/199 sayılı istişari kararında; “1050 sayılı Yasada sözü edilen “Devlet” kavramının dar kapsamlı olduğunu ve sadece genel bütçeli idareleri kapsadığını” belirtmiştir.[8]
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi ise, devlet malı kavramının “Devlet tüzel kişiliği içindeki genel ve katma bütçeli dairelerin ellerinde bulunan ve idare ve muhasebesi 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununa tabi malları kapsadığını” belirtmiştir.[9]

1050 sayılı Kanunun uygulandığı dönemde belediyelerin malvarlığı “devlet malı” niteliğinde görülmediğinden İİK. 82/1 fıkrasının getirdiği devlet malının haczedilemeyeceği kuralından yararlanamamıştır. Söz konusu Kanunu kaldırarak yerine getirilen 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nu konu açısında incelediğimizde ise, devlet malı kavramının yerine, kamu kaynağı ve kamu geliri kavramları getirilmiştir. 5018 sayılı Kanun ile konu biraz daha açıklığa kavuşmuştur. Çünkü, 5018 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 3. fıkrası uyarınca genel bütçe; Devlet (Hazine) tüzel kişiliğine dahil olan ve Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçeleri olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, devlet tüzel kişiliğini oluşturan genel bütçeli kuruluşlarının taşınır ve taşınmaz malları, hakları, alacakları ve borçları hazinenin mülkiyetindedir.[10]
Kaldı ki, mahalli idareler 5018 sayılı Kanun’un 2.maddesinin (e) bendi ve 12. maddenin son fıkrası ile tanımlanarak, Hazineden ayrı olarak değerlendirilmiştir.

İİK. 82/1. fıkrasının tartışılan ikinci kısmı “mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar” hükmüdür. Haciz işlemlerinde asıl belirleyici olan Kanun hükmü de bu olmaktadır.
Mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun Belediyelerin Hakları, Salahiyet ve İmtiyazları başlıklı 19.maddesinin maddesinin 7. fıkrası “…belediye vergi ve resimleri ile hidematı ammeye muhtas ve akar olmayan emval ve eşyası üzerine haciz konulmamak” hükmüne yer vermekteydi. Bu hükümle birlikte belediyelerin malvarlığı için genel bir koruma (haczedilemezlik kuralı) getirilmemiş sadece belli özellikler taşıyan mallarının haczedilemeyeceği hüküm altına alınmıştı. 1580 sayılı Kanun uygulamasında öncelikle hacze konu malın yerleşik yargısal içtihatlarda kendiliğinde kamuya tahsisli olup olmadığına bakılmaktaydı. Sonra ki aşamada eğer kendiliğinden kamuya tahsisli mallardan değilse, meclis veya encümen kararıyla kamuya tahsis edilip edilmediğine bakılmaktaydı:

“Haczedilen vasıtaların kamuya tahsis edildiklerine dair idari nitelikte bir encümen kararının bulunmaması halinde mercice yapılacak iş, duruşma açıldıktan sonra "kamuya tahsis kararı" olmadığının saptanması halinde araçların hangi hizmette kullanıldığının araştırılıp belirlenmesi ve böylece kendiliğinden kamuya tahsisli olup olmadıklarının da değerlendirilerek bir karar verilmesidir”[11]

Kamuya tahsis edilmesi hacizden kurtulmanın bir yolu gibi gözükse de bu kararı alan belediyelerin hizmetin niteliğini belirtmeleri gerekmekteydi. Bu şekilde hangi kamu hizmetinde kullanıldığı açıklanmadan alınan kamuya tahsis kararlarının idari yargı organlarınca iptal edildiği de görülmekteydi. Diğer taraftan, bu şekilde iptal edilen kamuya tahsis kararı sadece dava açan için değil tüm alacaklılar için sonuç doğurmaktaydı:
“Kamu hizmetinin niteliği belirtilmeden tüm mal varlığını kapsayacak şekilde tüm mal varlığının kamu hizmetine ayrıldığına dair meclis kararı yasaya aykırıdır.”[12]

Belediye meclisinin kamuya tahsis kararının idari yargıda iptali halinde dava açan alacaklı dışındaki alacaklılarda karardan yararlanır.”[13]

Kamuya tahsis kararı bulunmasa bile belediyelerin mülkiyetinde bulunan bazı malların kendiliğinden kamuya tahsisli mallar olarak haczedilemeyecekleri yerleşik yargısal içtihatlar ile kabul edilmişti. Bunlara örnek olarak[14];

Belediye hizmet binası (12.HD. 23.2.1993 T. 981/3318),
Belediyeye ait ekskavatör, arazöz (iş makineleri/kamyonları) (12.HD. 16.11.1989 T. 5038/ 14079),
Cenaze arabası (12.HD. 30.10.1990 T. 3266/10670 -12.HD. 22.6.2004 T. E.2004/12672 K. 2004/ 16456),
Soğuk hava deposu (12.HD . 5.12.1989 T. 5434/14987)
Otobüsler (12.HD. 22.10.1984 T. 7542/10641; 6.12.1983 T. 7949/9854)
Park, otogar, itfaiye garajı, toptancı hali, nikah salonu gibi taşınmazlar ile belediyece kamulaştırılmış taşınmazlar (12.HD. 22.10.1984 T. 7542/10641)
Mezarlık olarak kullanılmak üzere, belediyeye tahsis edilmiş araziler,
İller bankası tarafından belediyelere gönderilen paylar(Belediye payının vadeli hesaba aktarılması sadece onun değerlendirilmesi amacına yönelik olup bu paranın niteliğini değiştirmez.) (12.HD. 18.9.1989 T. 8418/10709 -12.HD. 22.6.2004 T. E.2004/12672 K. 2004/16456 – 12.HD. 5.12.2003 T. E.2003/22357 K. 2003/26388)
Belediyelerin vergi ve resim olarak tahsil ettiği paralar (12.HD. 12.3.1987 T. 8080/3481-21.HD. 03.04.2003 T. E. 2003/1735 K.2003/2913-12.HD. 17.04.2003 T. E.2003/5825 K.2003/8597)
Çöp arabası, - ambulans, -mezarlık, -su kuyusu,-spor alanları (12.HD. 22.6.2004 T. E.2004/12672 K. 2004/16456)
Yukarıda belirtildiği üzere haciz işlemleriyle ilgili hukuk normlarının yasal düzenlemelerden çok yargı içtihatlarıyla belirlendiği ortadadır. Dolayısıyla 5393 sayılı Belediye Kanunu açısından konuyu incelerken de bu husus gözden kaçırmamak gerekecektir.
5272 Sayılı Belediye Kanunu, Anayasa Mahkemesi tarafından 18.01.2005 tarih ve 2004/118 E. 2005/8 K. sayılı kararla iptal edilmiş ve iptal kararı 13.04.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Anayasa Mahkemesince 6 aylık süre sonunda iptal kararının yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştı, buna bağlı olarak da hacizle ilgili aynı hükümleri taşıyan 5393 Sayılı Yasa ise 13.07.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasında, “ Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez” denilmektedir.
5393 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte yargı organları, belediyenin alacağı kamuya tahsis kararını yeterli görmeyip, bir de fiilen kullanıldığının tespit edilmesinin gerektiği yönünde karar vermeye başlamıştır:

“…Bu maddeye göre haczedilemezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde (fiilen) kullanılması gerekli olup, gerekçede yer verilen kamuya tahsis kararı alınmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır”,[15]

“…Somut olayda haciz konulan Vakıfbank Mersin Şubesindeki hesapta bulunan paraların mahiyeti konusunda bir araştırma yapıldığına dair dosyada bir belge bulunmamaktadır. O halde, bu hesaba yatırılan paraların nitelikleri belirlenmeli…”[16]

“…Somut olayda borçlu B. Belediye Başkanlığı’nın Vakıflar Bankası Zonguldak Şubesindeki hacizli mevduatlarındaki, İller Bankasınca belediyeye aktarılan pay tutarı dışında kalan paraların mahiyeti mahkemece araştırılarak bunların nitelikleri belirlenmemiştir. Bu durumda, mahkemece şikayetin niteliği gözetilip duruşma açılarak banka hesabındaki diğer paranın vergi, resim ve harç niteliğinde olması veya fiilen kamu hizmetine tahsis edilmesi halinde haczedilemeyeceğinin düşünülmesi…”[17]

“Haciz tarihi itibari ile uygulanması gereken 5393 Sayılı Kanunun 15/son maddesinin olayda uygulanması zorunludur. Bu maddeye göre belediye vergi, resim ve harç gelirleri ile kamu hizmetinde fiilen kullanan malları haczedilemez. Mahkemece şikayete konu olayla ilgili olarak bilirkişi incelemesi yaptırılır ve bankadan 5001 No'lu hesaba ilişkin olarak dökümler getirtilmiş ise de, haciz konulan ve şikayete konu olan aynı bankada bulunan 5002 ve 5003 numaralı hesaplara ilişkin olarak bu paraların kaynakları araştırılmamıştır. Bu durumda mahkemece belediyeye ait şikayete konu üç mevduat hesabına ilişkin olarak yatırılan paranın 5393 Sayılı Yasanın 15/son maddesi dikkate alınmak sureti ile paraların kaynağı ve nitelikleri belirlenmelidir. Banka hesabındaki paranın vergi, resim ve harç niteliğinde olması ve kamu hizmetinde fiilen kullanılması halinde bu paraların haczedilemeyeceği düşünülmelidir. Söz konusu hesaptaki paraların kamu hizmetinde fiilen kullanıldığının açıkça tespiti gerekir. Mahkeme kararında belirtilen işçi ve memurların maaşları ile belediye giderlerinin bu hesaplardan karşılanmasında kullanılmasının teamül gereği olduğu gibi kanaate dayalı değerlendirme yapılması yerinde değildir. Mahkemece yukarıda belirtilen nedenlerle inceleme yapılması gerekirken, eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir.”[18]

“18.07.2006 haciz tarihi esas alınıp, olaya uygulanması gereken 5393 Sayılı Yasa yürürlükte bulunmaktadır. 5393 Sayılı Yasanın 15/son maddesi aynen; "belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirleri haczedilemez" hükmünü içermektedir. KOSKİ, 2560 Sayılı Kanun gereğince Konya Büyükşehir Belediyesinin idari yapılanmasında yer aldığından hakkında 5393 Sayılı Yasanın uygulanması zorunludur. İlgili idarenin haczedilen hesabındaki paraları su gelirleri ve atık su bedelinden oluşmaktadır. Bu nedenle bu paraların yukarıda açıklanan yasa maddesinde öngörüldüğü şekilde kamu hizmetinde fiilen kullanılan paralar olup-olmadığı yöntemince araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde şikayetin kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.”[19]

“Somut olayda şikayetçi belediyeye ait mevduat hesabına, yatırılan ödemelerin 5272 Sayılı Kanunun 15/son maddesi gözetilerek bankadan ve belediyeden gerekli araştırma yapılarak hesaba yatan paraların kaynağı ve nitelikleri belirlenmelidir. Banka hesabındaki paranın vergi, resim ve harç niteliğinde" olması veya kamu hizmetine fiilen tahsis edilmesi halinde haczedilemeyeceği düşünülmelidir. O halde, şikayetin yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. “[20]
“Bu durumda haciz tarihi itibarıyla olayda anılan yasanın 15/son maddesinin uygulanması zorunludur. Bu maddeye göre belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim, harç gelirlerinin haczedilemeyeceği öngörülmüştür. Ayrıca, Belediye Gelirleri Kanunu'nu ve diğer Kanunlarla belediyeye verilen paylar vergi ve resim hükmünde sayıldığından haczi mümkün değildir.
Somut olayda, alacaklı tarafından borçlu belediyeye ait Ziraat Bankası Ağın şubesindeki hesaplarda bulunan paralara haciz konulduğu anlaşılmaktadır. Bu paraların mahiyeti mahkemece araştırılarak nitelikleri belirlenmemiştir. O halde, Mahkemece öncelikle haczedilen paralarla ilgili olarak hesap dökümleri getirtilerek yukarıdaki kurallara göre söz konusu paraların niteliğinin incelenmesi ve 5393 Sayılı Kanunun 15/son maddesi gözetilerek olunacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Kabule göre de; 08.04.2005 haciz tarihinden sonra oluşturulan 15.08.2005 tarihli encümen kararının yapılan hacze etkili olmayacağı düşünülmeksizin haczin kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir.” [21]

“Bu durumda haciz tarihi itibariyle olayda anılan yasanın 15/son maddesinin uygulanması zorunludur. Bu maddeye göre haczedilmezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde ( fiilen ( kullanılması gerekli olup gerekçede yer verilen kamuya tahsis kararı alınmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. O halde, öncelikle duruşma açıldıktan sonra haczedilen banka hesabı ile ilgili kayıtlar ve hesap ekstresi bankadan getirtilmeli, bu hesaba yatan paraların nitelikleri incelenmeli, gerektiğinde Belediyeden bilgi ve karar istenmeli ve ayrıca hacizli taşınmazların nitelikleri gerekirse keşif yapılarak incelenmeli ve yukarıda açıklanan yasa hükmü gereğince bir sonuca ulaşılmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”[22]

“Bu durumda haciz tarihi itibariyle olayda anılan Yasa'nın 15/son maddesinin uygulanması zorunludur. Bu maddeye göre haczedilmezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde ( fiilen )kullanılması gerekli olup gerekçede yer verilen kamuya tahsis kararı alınmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. O halde, Mahkemece öncelikle duruşma açıldıktan sonra haczedilen banka hesabı ile ilgili kayıtlar ve hesap ekstresi bankadan getirtilmeli, bu hesaba yatan paraların nitelikleri incelenmeli, Belediyeden bilgi ve karar istenmeli ve taşınmazlar yönünden de gerektiğinde keşif yapılarak fiilen kamu hizmetinde kullanılıp kullanılmadıkları araştırılmalı, yukarıda açıklanan yasa hükmü gereğince bir sonuca ulaşılmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”[23]

“İcra Müdürlüğü'nce, borçlu Belediye'ye ait araç ve iş makinalarının 29.03.2005 tarihinde fiilen, 09.02.2006 tarihinde ise İİK.nun 89/1. maddesi uyarınca Ereğli Şeker Fabrikası'na ve Karaman'da bulunan banka şubelerine gönderilen 1. haciz ihbarları ile borçlu Belediye'nin hak ve alacaklarının haczedildiği anlaşılmaktadır. Şikayet konusu yapılan hacizler 29.03.2005 ve 09.02.2006 tarihli olup bu tarihler esas alınıp olaya uygulanması gereken 5272 sayılı Belediye Kanunu Anayasa Mahkemesi tarafından 18.01.2005 tarih ve 2004/118 E. 2005/8 K. sayılı kararla iptal edilmiş ve iptal kararı 13.04.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nce 6 aylık süre sonunda iptal kararının yürürlüğe gireceği hükme bağlanmış, hacizle ilgili aynı hükümleri taşıyan 5393 sayılı Yasa ise 13.07.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda haciz tarihi itibarıyla olayda anılan yasanın 15/son maddesinin uygulanması zorunludur. Bu maddede `Belediye'nin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri şartlı bağışlar ve kamu hizmetinde fiilen kullanılan malları ile Belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.` hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, yine bu maddeye göre haczedilmezlik şikayetinin kabul edilebilmesi için mahcuzların kamu hizmetinde ( fiilen ( kullanılması gerekli olup gerekçede yer verilen kamuya tahsis kararı alınmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. O halde, mahkemece yukarıda belirtilen kurallar dikkate alınarak inceleme yapılıp borçlu Belediye'nin Ereğli Şeker Fabrikası'ndaki ve bankalardaki haczedilen paralarının nitelikleri belirlenmeli, vergi, resim ve harç niteliğinde olmaları veya kamu hizmetinde fiilen kullanılıyor olmaları halinde ( bu olgu belirlendiği takdirde ( haczedilemeyeceği düşünülmelidir. Ayrıca, menkul niteliğindeki araç ve iş makinalarının fiilen kamu hizmetinde kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Bu nedenle, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”[24]

3. Belediyelerin Haciz İşlemlerini Düzenleyen Çeşitli Kanunlar
Bilindiği üzere, kamunun etkinliğinin azaltıldığı günümüz ekonomilerinde, kamu hizmetine karşı olumsuz yaklaşımlar güç kazanmıştır. Bu süreçte, yerel yönetimler için özel yasalar çıkarılarak malvarlıklarının haciz kapsamı genişletilmiştir. Dolayısıyla belediyeler için haczedilemezlik kuralı aşındırılmış, kamu yararına çalıştıkları önemsenmeyerek, piyasa koşullarına uygun hareket etmeye zorlanmışlardır.
Bu kapsamda, 1994 krizi sonrasında yerel gelirlere yönelik düzenlemeler çerçevesinde belediyenin mallarına ilişkin hükümler de getirilmiştir. 1953 tarihli 6183 sayılı "Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun" haczedilemeyecek mallar başlıklı 70. maddesinin 1. bendi 1994 tarihli 3986 sayılı yasa ile şu şekilde değiştirilmiştir:
"Aşağıda gösterilen mallar haczedilemez:

1. (Değişik: 3986 – 4.5.1994) 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere Devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar. "
Diğer taraftan, 07.05.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3986 sayılı Kanunun 17. maddesiyle, 2380 sayılı Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanuna eklenen Ek 4. Maddede: “(3986 - 4.5.1994) 1. İl Özel İdareleri ve belediyelerin, bunlara ait tüzelkişilerin veya bunlara bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzelkişiliğini haiz kuruluşların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip edilen borçları, Maliye Bakanlığının talebi üzerine, İller Bankası tarafından bu Kanun hükümlerine göre söz konusu idarelere dağıtılacak paylardan kesilerek belirlenecek hesaplara nakden veya hesaben ödenir.
1994 krizinin etkisiyle çıkarılan 3986 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikten açıkça anlaşıldığı üzere; yerel yönetimlerin malları, 6183 kapsamındaki borçlar kapsamında hacze kabildir. Bilindiği üzere kamu kurumlarının vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i âmme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları, amme alacağı olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bu nitelikteki bir borç için belediyelerin malvarlıklarına haciz konulabilecektir.

Örneğin, belediyelerin SSK'ya olan prim borçları, 3986 sayılı Kanun ile, İller Bankası tarafından dağıtılan belediye payından kesilerek ödenmesi yöntemi benimsenmiştir.
Bunun yanında, 3986 sayılı Yasa’nın 18. maddesi ile 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile Diğer Kanunlarla Belediyelere Verilen Payların Belediye Vergi ve Resimleri Hükmünde Olduğuna Dair 15.7.1963 tarih ve 277 sayılı Kanun’un 1. maddesi;
“5237 sayılı Belediye Gelirleri kanunu ile diğer kanunlarla belediyelere verilmekte olan her çeşit paylar belediye vergi ve resimleri hükmündedir. Bu paylar belediyelerin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsili gereken borçları dışında haczedilemez.” Şeklinde değiştirilmiş ve yeni düzenlemeye göre, belediyelere verilmekte olan tüm payların, belediye vergi ve resimleri hükmünde olduğu, ancak, belediyelerin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa hükümlerine göre tahsili gereken borçları nedeniyle haczedilebileceği kuralı getirilmiştir. Görüldüğü üzere, bu maddelerdeki değişikliklerle yerel yönetimlerin malvarlığının haczedilemezlik alanı tamamen daraltılmıştır. “Davacı ... Belediye Başkanlığının muhtelif dönemlere ilişkin vergi borçlarından dolayı 14.10.1996 günlü haciz bildirisiyle ... Bankasındaki paylar haczedilmiş ve bu işlemden İller Bankasının 18.10.1996 tarihli yazısıyla haberdar olunmuştur. Davacı belediye bu haciz işlemini dava konusu ederken, İller Bankası paylarıyla işçi ve memurların maaşlarının ödendiği, 6183 sayılı Kanun`un 71 inci maddesi uyarınca aylık ve ödenek niteliği taşıdığı ve kısmen haczedilebileceği, ayrıca belediye meclisi tarafından kamu hizmetlerine tahsis edilen bu payların haczedilemeyeceği ileri sürülmüştür. Yukarıda anılan 3986 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme karşısında İller Bankasındaki belediye paylarının haczi mümkün olduğundan bu iddialar yasal bulunmamıştır. İlgili mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilen haciz işleminde kanuna ve usule aykırılık bulunmadığından aksi yöndeki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.”[25]

“Belediyeye, iller bankası genel bütçesinden ödenmesi gereken paradan belediyenin vergi borcunun mahsup edilmesi hukuka uygundur. Davacı belediyeye, 2380 sayılı Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca ödenen paydan, belediyenin vergi borcunun mahsup edilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davayı; 2380 sayılı Kanuna, 3986 sayılı Kanunla eklenen ek 4. maddesinde, belediyelerin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip edilen borçları, Maliye Bakanlığının talebi üzerine İller Bankası tarafından belediyeye verilecek paydan kesilerek, belirlenecek hesaplara nakden veya hesaben ödenir hükmünün yer aldığı, dava dosyasından, belediyenin vergi dairesine olan ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsili gereken vergi borçlarının ilgili vergi dairesince İller Bankasından, belediyeye genel bütçe vergi gelirlerinden verilmesi gereken paydan kesilerek ilgili hesaba yatırılmasının istenmesi üzerine, vergi borçlarının kesilerek vergi dairesi hesabına yatırıldığının anlaşıldığı, bu durumda dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara 5. İdare Mahkemesinin 23.2.1995 gün ve 334 sayılı kararının; belediyelerin belde halkının sağlık, selamet ve refahını sağlamak, mahalli mahiyette ortak ve medeni ihtiyaçlarını düzenlemek ve karşılamak amacı ile hizmet gören kamu tüzel kişileri olduğu, bunun için görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gerektiği, merkezi idarenin vesayet yetkisini aşarak, mahalli idareleri çalışmaz duruma getirdiği öne sürülerek 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir. İdare mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına ve yargılama giderlerinin temyiz isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına 4.11.1997 gününde oybirliği ile karar verildi”[26]

“Prim alacaklarının tahsiline yönelik dava konusu icra takibi, 506 sayılı Yasanın 3917 sayılı Yasa ile değişik 80. maddesi uyarınca ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak yürütülmüştür. 1580 sayılı Yasanın 19/7. maddesinde, belediyelerin bir kısım mallarına haciz uygulanamayacağı kuralı yer almakta ise de, 6183 sayılı Kanunun 70. maddesinin 3986 sayılı Kanunla değişik 1. fıkrasında, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen malların haczedilemeyeceği hükme bağlandığından, 04.05.1994 tarihinde yapılan bu değişiklikle mahalli idarelerin süresinde ödenmeyen 6183 sayılı Kanun kapsamındaki borçlarının bu idarelerin mallarının haczi suretiyle cebren takip ve tahsiline olanak sağlanmıştır. Ayrıca, 277 sayılı Kanunun birinci maddesinde, 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer Kanunlarla belediyelere verilen payların belediye vergi ve resimleri hükmünde olduğu kabul edilerek, 277 sayılı Yasanın değişiklikten önceki birinci maddesindeki hükmüne ve 1580 sayılı Kanunu'nun 19/7. maddesine göre Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer kanunlarla belediyelere verilen paylar belediye vergi ve resimleri hükmünde bulunduğundan haczedilemezken, 277 sayılı Yasanın birinci maddesinde 3986 sayılı Yasanın 18. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer kanunlarla belediyeye verilen payların 6183 sayılı Yasa ile yapılan takiplerde haczedilebilirliği öngörülmüştür. Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”[27]

Yerel yönetimlerin malvarlığının haczedilmesine ilişkin önemli bir diğer düzenleme ise 2002 tarihli 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun Hazine alacaklarının tahsili ve idaresini düzenleyen 11. maddesi kapsamında yapılmıştır. Bu göre, "dış borcun ikrazı suretiyle kullandırılan kredilerden, ikraz edilen kuruluşlarca vadesinde Müsteşarlığa ödenmeyen kısımlar ve Hazine garantilerinden Müsteşarlıkça üstlenmeler neticesinde doğan alacaklar ile ikrazen ihraç edilmiş olan Devlet iç borçlanma senetlerinin borçlu tarafından ödenmemesi durumunda, bu tür alacaklar için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Vadesinde ödenmeyen Hazine alacaklarına 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gecikme zammı uygulanır." Bu madde aslında belediyelerin dış borçlanmalarından dolayı ödeyemedikleri borçları Hazine'nin ödemesini ve bu kapsamda belediyelerin dış borcunu iç borca dönüştürerek belediyeleri kendisine borçlu hale getirmesini düzenlemektedir. Böylece 6183 sayılı yasa kapsamında Hazine'nin belediyelere karşı vergi, harç gibi zora dayalı gelirleri dışında kalan malvarlığına haciz koyma yetkisi vermektedir.[28]
4.Belediyelerin Birbirine Borçlu Olmaları Durumunda Haciz İşlemleri

Büyükşehir belediyelere ve bağlı kuruluşlar ile ilçe ve ilk kademe belediyelerinin birbirlerine ödemeleri gereken bir takım paylar vardır. Bunlar:
* Tahsil edilen vergilerden ödenmesi gereken paylar,
* Vergi dışındaki diğer mali yükümlülüklerden ödenmesi gereken paylar,
* Su, atık su ve doğalgaz bedellerinden ödenmesi gereken paylardır.
Bu payların zamanında veya hiç yatırılmamasından mütevellit belediyelerin birbiri ile hakkında icra takipleri başlatmaları ve bu yolla tahsil etmeleri oldukça yaygındır.
Bu soruna 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunun 23. maddesinin son fıkrası ile getirilen hüküm çerçevesinde çözüm bulunmuştur. Söz konusu fıkrada yer alan:
“Büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşları ile ilçe ve ilk kademe belediyeleri; tahsil ettikleri vergiler ve benzeri mali yükümlülüklerden birbirlerine ödemeleri gereken paylar ile su, atık su ve doğalgaz bedellerini zamanında yatırmadıkları takdirde, ilgili belediye veya bağlı kuruluşun talebi üzerine söz konusu tutar, İller Bankası tarafından, yükümlü belediyenin genel bütçe vergi gelirleri payından kesilerek alacaklı belediyenin hesabına aktarılır. Gecikmeden kaynaklanacak faiz ve benzeri her türlü zararın tazmini ile ilgili olarak büyükşehir belediye başkanı ve sayman şahsen sorumludur. (Değişik 2. cümle: 5335 - 21.4.2005 / m.28/m-3) Gecikmeden kaynaklanacak faiz ve benzeri her türlü zararın tazmininden, ilgili ilçe veya ilk kademe belediye başkanı ve sayman şahsen sorumludur. Bu fıkra hükmü, ilçe ve ilk kademe belediyeleri hesabına yapılacak her türlü aktarmaları zamanında yapmayan büyükşehir belediye başkanı, bağlı kuruluş genel müdürleri ve saymanları hakkında da uygulanır.”
Hükmüne istinaden Büyükşehir, bağlı kuruluş, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin topladıkları vergi ve benzeri mali yükümlülüklerden birbirlerine ödemeleri gereken payları zamanında yatırmadıkları takdirde ilgili belediyenin talebi üzerine, söz konusu miktarın İller Bankası tarafından, yükümlü belediyenin genel bütçe vergi gelirleri payından kesilerek alacaklı belediyenin hesabına aktarılması imkan dahilindedir.[29]
Burada kısaca belediye başkanlarının ve saymanların sorumluluklarına değinmekte yarar görüyoruz. Bilindiği üzere, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 4736 sayılı Kanunun 4/c maddesiyle değişen ve 1.3.2002 tarihinden itibaren yürürlüğe giren mükerrer 38. maddesinin 4. fıkrasında, “Belediye başkanları, belediyelerin tahsil ettikleri vergilerden il özel idarelerine ve büyük şehir belediyelerine ödemeleri gereken payları, zamanında ve tam olarak ödenmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe uymayanlar adına, zamanında ödenmeyen payların %10'u tutarında ceza kesilir ve bu ceza 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca müşterek ve müteselsilen sorumluluk esasına göre tahsil edilir.” Hükmü yer almaktaydı. Ancak bu hüküm 4837 sayılı Kanunun 4. maddesiyle 11.4.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.

Konuyla ilgili yargı kararları aşağıdadır:
“Uyuşmazlıkta, davacı belediye başkanlığının büyükşehir belediye başkanlığına ödemesi gereken emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi paylarının tahsili için düzenlenen haciz bildirimlerinin iptali için açılan davayı reddeden vergi mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 70/1. maddesinde, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi İktisadi Devlet Teşekkülleri, Kamu İktisadi Kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere devlet malları ve hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen malların haczedilemeyeceği hükmüne yer verilmiş, 1580 sayılı Belediye Kanununun 19/7. maddesinde, belediye daire ve şubeleri, bahçeleri, umuma ait akar olmayan açık ve kapalı mahalleri emlak vergisinden müstesna olmak, belediye vergi ve resimleri ile hidematı ammeye muhtas ve akar olmayan emval ve eşyası üzerine haciz konulamayacağı hükme bağlanmıştır.
Anılan yasa hükümlerinin değerlendirilmesinden, belediyelerin vergi ve vergi benzeri gelirleri üzerine haciz konulamayacağı anlaşılmaktadır.
Dava konusu olayda, davacı belediye tarafından hacze konu Halk Bankası Samsun Şubesi nezdindeki hesabında vergi ve benzeri gelirlerin bulunduğu ileri sürülmüş olup temyiz dilekçesine eklenen belgelerde de bu hesapta vergi ve benzeri gelirler bulunduğu görülmektedir.

Bu nedenle, sözkonusu vergi ve benzeri gelirler anılan yasal düzenlemeler uyarınca hacze konu edilemeyeceğinden, vergi mahkemesi tarafından sözkonusu banka hesabında ne kadar vergi ve benzeri gelirler bulunduğu araştırılmak suretiyle sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesinde isabet görülmemiştir.”[30]

“İlçe belediyelerince toplanan emlak vergilerinden büyükşehir belediyelerine ödenmesi gereken payların zamanında ve tam olarak ödenmesi yükümlülüğü belediye başkanlarına ait olduğundan, cezanın yükümlüsü olmayan davacı ilçe belediye başkanlığının alacakları üzerine konulan haciz işleminde isabet bulunmadığı”[31]

“6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 70/1. maddesinde, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi İktisadi Devlet Teşekkülleri, Kamu İktisadi Kuruluşları, bunların müessesleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malların hariç olmak üzere devlet malları ve hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen malların hacz edilemeyeceği hükmüne yer verilmiş, 1580 sayılı Belediye Kanununun 19/7. maddesinde, belediye daire ve şubeleri, bahçeleri, umuma ait akar olmayan açık ve kapalı mahalleri emlak vergisinden müstesna olmak, belediye vergi ve resimleri ile hidematı ammeye muhtas ve akar olmayan. emval.ve eşyası üzerine haciz konulamayacağı hükme bağlanmıştır. Anılan yasa hükümlerinin değerlendirilmesinden belediyelerin vergi ve vergi benzeri gelirleri üzerine haciz konulamayacağı anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda, davacı belediye tarafından hacize konu Halk Bankası Samsun Şubesi nezdindeki hesabında vergi ve benzeri gelirlerin bulunduğu ileri sürülmüş olup, temyiz dilekçesine eklenen belgelerde de bu hesapta vergi ve benzeri gelirler bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle, söz konusu vergi ve benzeri gelirler anılan yasal düzenlemeler uyarınca hacze konu edilemeyeceğinden, vergi mahkemesi tarafından söz konusu banka hesabında ne kadar vergi ve benzeri gelirler bulunduğu araştırılmak suretiyle sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmesinde isabet görülmemiştir.”[32]

“1580 sayılı Yasanın 19/7. maddesinde, belediyelerin bir kısım mallarına haciz uygulanamayacağı kuralı yer almakta ise de, 6183 sayılı Kanunun 70. maddesinin 3986 sayılı Kanunla değişik 1. fıkrasında, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen malların haczedilemeyeceği hükme bağlandığından, 04.05.1994 tarihinde yapılan bu değişiklikle mahalli idarelerin süresinde ödenmeyen 6183 sayılı Kanun kapsamındaki borçlarının bu idarelerin mallarının haczi suretiyle cebren takip ve tahsiline olanak sağlanmıştır. Ayrıca, 277 sayılı Kanunun birinci maddesinde, 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer Kanunlarla belediyelere verilen payların belediye vergi ve resimleri hükmünde olduğu kabul edilerek, 277 sayılı Yasanın değişiklikten önceki birinci maddesindeki hükmüne ve 1580 sayılı Kanunu'nun 19/7. maddesine göre Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer kanunlarla belediyelere verilen paylar belediye vergi ve resimleri hükmünde bulunduğundan haczedilemezken, 277 sayılı Yasanın birinci maddesinde 3986 sayılı Yasanın 18. maddesiyle yapılan değişiklik sonucunda Belediye Gelirleri Kanunu ile diğer kanunlarla belediyeye verilen payların 6183 sayılı Yasa ile yapılan takiplerde haczedilebilirliği öngörülmüştür. Mahkemece açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.”[33]

5. Değerlendirme ve Sonuç
Kamu tüzel kişileri, kamu hizmetlerini yürütmek amacıyla kurulurlar. Kamu hizmetleri kural olarak aksatılamaz, kesintiye uğratılamaz, geciktirilemez veya ertelenemez. Yani bu tür hizmetler süreklilik arz eder. Kolluk kuvvetlerinin çalışmadığını, eğitim sisteminin zayıfladığını, çöplerin toplanmadığını, suların kesildiğini, altyapı hizmetlerinin veya ulaşımın aksadığını düşünürsek, toplumsal yaşantının ne kadar tıkanacağı ortadadır.
Diğer taraftan, toplumsal yaşantının sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde sürdürülmesi amacıyla yürütülen kamu hizmetleri, ayni ve mali unsurlardan oluşan kamu malvarlığına/kaynağına ihtiyaç duyar. Kamu malvarlığına bazı ayrıcalıklar tanınmasının altında yatan birincil neden de budur; kamu hizmetlerinin sürekliliği...
Tanınan bu ayrıcalıkların başında haczedilemezlik kuralı gelmektedir. Bir kamu idaresi için haciz işlemi yapılırsa yani borçlu bir kamu idaresi ise, haczin yapılması kamu yararını zedeleyecek, yapılmaması kişi hakkını kullanılamaz hale getirecektir. Bir Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere[34]; “İnsanı öne çıkaran çağdaş demokrasilerde, kamu yararı gerekçesiyle de olsa kişi haklarını tümüyle kullanılamaz hale getirebilecek düzenlemelere izin verilmemekte, bu konuda adil bir denge kurulmasına özen gösterilmektedir” denilerek, kamunun borcuna sadık olmaması durumunda takibin yapılmasındaki güçlük anlatılmaktadır.
Ancak, kamu yararı ile kişi hakları arasında kurulmaya çalışılan bu denge kesinlikle, yerel yönetimler gibi önemli kamu hizmetini yürüten idarelerin piyasalaştırılmasına vardırılmamalıdır. Örnek vermek gerekirse; özellikle belediyelerin dış borçlanmalarında gündeme gelen belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirlerin ve şartlı bağışların haczedilemezlik kapsamına alınmış olmasıdır. Bu durum küreselleşme sürecinde belediyelerin nasıl bir yola teşvik edilmek istendiğinin de kuskusuz önemli bir kanıtıdır.

Bu nedenle üstlendikleri önemli görevler, kullandıkları kamu kaynağı ve kamu yararına çalışmaları nedeniyle bu konuda yapılan düzenlemelerin daha koruyucu olması gerekir. Bu koruma (haczedilemezlik kuralının genişletilmesi) kesinlikle, kötü yöneticiyi destekleyecek boyuta getirilmemeli, hatalı davranışların da ciddi bir yaptırımla karşılaşılacağı bilinmelidir. Ancak, yapılan hatalı davranışlar ne kadar ciddi olursa olsun bunun belde halkına yansıması doğru değildir.


[1] POSTACIOĞLU, İ, İcra Hukuku, sh:290 – KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, C:1, sh:616
[2] UMAR, B. İcra ve İflas Hukukunun Tarihi Gelişmesi ve Genel Teorisi, sh:10
[3] ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukuku, sh:157
[4] BERKİN, N. İcra Hukuku Rehberi, sh:227
[5] ÖNEN, E. İhtiyati Haciz Kaldırılması Davası, (AHFD.1980/1-4,sh250)
[6] Bknz: 12.H.D. 03.12.1980 T.6158/8652; 03.12.1980 T.6162/8654; zikreden, Talih UYAR, İcra Hukukunda Haciz, Ankara 1990, sh:3
[7] Kanunun orijinal halinde, 2. maddesi; ““Devletin emvali Devletçe tarh ve cibayet olunan her türlü tekalif ve rüsum ile Devlete ait nükut ve esham ve her türlü menkul ve gayrimenkul eşya, emval ve kıyem ve bunların hasılat ve icaratı ile bedellerinden terekküp eder” şeklindedir.
[8] UYAR, a.g.e., sh:514
[9] Yargıtay, İcra ve İflas Kanunu’nun 81. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması bakımından hangi malların devlet malı olduğunu incelediği kararlarından alınmıştır. 12.H.D. 28.05.1984, G.4590/6805, 23.03.1981 G. 1427/3627 sayılı kararları
[10] Salahaddin KARDEŞ, Milli Emlak, s.1
[11] Yargıtay 12.H.D. 18.01.2002 tarih ve 2002/143 E., 2002/814 K.
[12] Danıştay 8. Dairesi, 08.11.1994 tarih ve 1994/934 E., 1994/2901 K.
[13] Yargıtay 12.H.D. 23.12.2004 tarih ve 2004/22703 E., 2004/26497K.
[14] Av.M.Lamih ÇELİK, Belediyenin Haciz Edilemeyen Malları Nelerdir?, Beklenen Mahalli İdareler Dergisi, Temmuz 2006, sayı 144, sayfa 12-20.
[15] Yargıtay 12.H.D.; E. 2006/6102; K.2006/9448; Karar Tarihi, 28.04.2006.
[16] Yargıtay 12.H.D.; E. 2005/19059; K.2005/22974; Karar Tarihi, 21.11.2005.
[17] Yargıtay 12.H.D.; E. 2005/20379; K.2005/19096; Karar Tarihi, 06.10.2005.
[18] Yargıtay 12.HD. E 2007/4639 K. 2007/8994 T. 4.5.2007
[19] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2007/2592, K. 2007/5250, T. 20.3.2007
[20] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2006/6102, K. 2006/9448, T. 28.4.2006
[21] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2006/3957, K. 2006/6971, T. 4.4.2006
[22] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2006/220 K. 2006/3204 T. 21.2.2006
[23] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2006/21648, K. 2006/24842, T. 26.12.2006
[24] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2006/14562, K. 2006/17401, T. 26.9.2006
[25] Danıştay 4. Daire E. 1997/5648 K. 1998/2412 T. 4.6.1998
[26] Danıştay 8. Daire E. 1995/4932 K. 1997/3156 T. 4.11.1997
[27] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2003/8969 K. 2004/1469 T. 2.3.2004
[28] Tayfun ÇINAR, “Belediyeler ve Haciz” YAYED-Memleket Mevzuat-Temmuz 2005, s.1
[29] Saadettin DOĞANYİĞİT, Açıklamalı – Sorun Çözümlü Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Ankara, 2005, s:933
[30] Danıştay 9. Daire, E. 2004/237, K. 2005/1064, T. 27.4.2005
[31] Danıştay 9.Dairesi2005/571 Karar Yılı; 2004/1012 Esas Yılı; 16.03.2005
[32] Danıştay 9.Dairesi 2005/1064 Karar; 20047237 Esas 27.04.2005
[33] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2003/8969 K. 2004/1469 T. 2.3.2004
[34] Anayasa Mahkemesi Kararı, Esas Sayısı 1999/46, Karar Sayısı 2000/25, 04.10.2002 tarih ve 24896 sayılı Resmi Gazete.

Taner ERASLAN
(Bakırköy Bel. İç Denetçi)
(Muhasebe Denetmeni kökenli)
Tarih: 2012-04-12
Kaynak : http://www.mudender.org/makaleler/446-belediye-varliklarina-haciz-konulabilir-mi.html#ixzz1ro0TtqFW

Yorum Gönder

 
Top