.

.
.

Kısa Kısa

"Kılavuzu karga olan misali" hakaret sayılmadı

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
2014/1225 E.
2016/1078 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.05.2012 gün ve 2011/130 E., 2012/252 K. sayılı kararın incelenmesinin taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2013 gün ve 2012/11414 E., 2013/9931 K. sayılı kararıyla;

"...Dava, hakaret nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istemin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının da ikamet ettiği ... Sitesinin hukuk müşaviri olduğunu, davalının da aynı sitede blok yöneticisi olduğunu, davalıya ait dairede bulunan kiracısının yönetim giderlerini ödememesi nedeniyle davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının yönetim kuruluna gönderdiği e-mailde ''müvekkili hakkında dava açan tarafsızlığını yitirmiş bir hukuk müşaviri doğrultusunda zaten adil karar veremezsiniz. Kılavuzu karga olan misali!!!'' ifadeleri ile kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek uğradığı manevi zararın davalılara ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı ise, davacının kendisinin de avukatı olduğu halde site yönetimi adına hakkında icra takibi başlatması nedeni ile aralarında vekalet ilişkisi devam eden davacının yürüttüğü icra takibi nedeni ile güven ilişkisinin sarsılmasına dayalı olarak davacıya yönelik eleştiri amaçlı elektronik posta gönderdiğini, herhangi bir hakaret kastı bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme, davalının dava konusu edilen e-mail ile eleştiri sınırını aştığı, küçük düşürücü sözler kullanarak davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamından; davacının, davalının site yöneticisi olduğu Mavişehir Sitesinin hukuk müşaviri olduğu, aynı zamanda davacı avukatın davalı tarafından verilmiş vekaletnamesinin de bulunduğu, davacının davalının sitede bulunan kiracısının site yönetim giderleri borcu nedeniyle davalı hakkında icra takibi başlattığı, davalının da bu icra takibi sonrası yönetim kuruluna dava konusu ''müvekkili hakkında dava açan, tarafsızlığını yitirmiş bir hukuk müşaviri doğrultusunda zaten adil karar veremezsiniz. Kılavuzu karga olan misali!!!'' ifadelerini de içeren e-mail gönderdiği anlaşılmaktadır. Davalının bu ifadeleri davacı avukatla aralarında vekalet ilişkisi devam ettiği halde kendisi hakkında icra takibi başlatmış olması nedeniyle ve vekilin müvekkili aleyhine hareket etmemesi gerektiği düşüncesiyle toplum tarafından bilinen bir atasözünü de kullanarak eleştiri maksatlı olarak kullandığı anlaşıldığına göre kişilik haklarının ihlalinden söz edilemez. Açıklanan nedenle istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kısmen kabul kararı verilmiş olması doğru değildir..."

gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, kişilik hakkına saldırı nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Mahkeme, davalının eleştiri sınırını aşıp davacıyı küçük düşürücü sözler kullanarak kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiş; taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkeme, önceki gerekçeleri genişletmek suretiyle ilk kararında direnmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının, davacı hakkında elektronik posta yazısında belirttiği “müvekkili hakkında dava açan, tarafsızlığını yitirmiş bir hukuk müşaviri doğrultusunda zaten adil karar veremezsiniz. Kılavuzu karga olan misali!!!” şeklindeki söyleminin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığı; varılacak sonuca göre davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır:

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.

Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin butlanı (TMK 158/2), boşanma (TMK 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (818 sayılı BK 47) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK 49) olarak sıralanabilir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24. maddesi ile 818 sayılı BK’nın 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.

Türk Medeni Kanununun 24. maddesinde:

“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) 49. maddesinde de:

“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.

Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.”

hükümleri yer almaktadır.

TMK’nın 24. ve 818 sayılı BK’nın 49. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.

Görüldüğü üzere, 818 sayılı BK'nın 49. maddesi gereğince kişisel hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Burada kural olarak; doğrudan doğruya zarar görme koşulu söz konusudur. Ancak, kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi; hayatın olağan akışına, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. 818 sayılı BK'nın 49. maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, ruhsal uyum dengesi sarsılanın, kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilmesi olanağı vardır.

Somut olayda ise, dava konusu yazıda davacıya atfen yer alan ifadeler bir bütün olarak ele alındığında, davacı ...’nin, davalı ...’ın vekili olduğu halde davalı hakkında icra takibine girişmiş olduğu, davalının bu duruma yönelik bir eleştiri ve değerlendirmede bulunduğu, bunu yaparken toplum tarafından bilinen “kılavuzu karga olan misali” sözünü kullandığı, bu haliyle davalının söylemlerinin davacının kişiliğine yönelik bir saldırı oluşturmadığı belirgindir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının sarf ettiği sözlerin, vekilin müvekkili nezdindeki mesleki yeterliliğinin sorgulanmasına, müvekkili ile arasındaki güven ilişkinin sarsılmasına yol açacak nitelikte olumsuz ve incitici sözler olduğu, eleştiri sınırını aştığı ve davacının kişilik haklarını zedelediği, dolayısı ile yerel mahkeme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de, yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş kabul edilmemiştir.

O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.11.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Dava, kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteminden ibarettir.

Dosya kapsamı uyarınca, davacının avukatlık yaptığı, davadışı Mavişehir II. Etap Konut Sitesinin hukuk müşavirliğini yapmakta olduğu, davalının bu sitenin yönetim kurulu üyelerine gönderdiği e-posta ile davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde sözler sarfettiği iddiasıyla işbu davanın açıldığı, mahkemece, davalı hakkındaki ceza davasında verilen hüküm de gözetilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, yerel mahkeme kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin davalı tarafından sarfedilen sözlerin eleştiri maksatlı olduğundan bahisle kararın oyçokluğuyla bozulmasına karar verdiği, yerel mahkemenin ise gerekçesini genişletmek suretiyle önceki kararında direndiği anlaşılmaktadır.

Direnme kararının davalı yan vekilince temyiz edilmesi üzerine HGK önüne gelen uyuşmazlığın çözümü, davalının davacının müvekkiline gönderdiği elektronik postadaki "Müvekkili hakkında dava açan tarafsızlığını yitirmiş bir hukuk müşaviri doğrultusunda zaten adil karar veremezsiniz. Klavuzu karga olan misali!!!" şeklinde sarfetmiş olduğu sözlerin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi ile mümkündür.

Bilindiği üzere, kişilik haklarını, kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan öğelerin tümü üzerindeki hakları olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bir avukatın mesleki yeterliliğinin de onun kişilik hakları kapsamında bulunduğu açıktır. Bu nedenle, davalının, davadışı site yönetim kurulu üyelerine gönderdiği e-postada sarfettiği yukardaki sözlerin, vekilin müvekkili nezdindeki mesleki yeterliliğinin sorgulanmasına, müvekkili ile arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına yol açabilecek nitelikte lüzumsuz, olumsuz ve incitici sözler olduğunun, buna bağlı olarak doğrudan davacı avukatın kişilik haklarını zedeleyeceğinin kabulü gerekir.

Davalı yan, davacı hakkındaki bu sözlerin, davacının Avukatlık Meslek Kurallarına aykırı davranışı nedeniyle eleştiri mahiyetinde sarfedildiğini savunmakta ise de, bu sözlerin davacının müvekkiline gönderilen ve doğrudan davacıyla ilgisi olmadığı açık olan bir yazıda dile getirilmiş olması nedeniyle eleştiri değil tahkir amaçlı olduğu ortadadır. Öte yandan, bu amaçla sarfedilen sözlerin, yerel mahkemenin kararında da belirtildiği gibi, önü-sonu belli bir atasözü kullanılmak suretiyle anlamının kuvvetlendirildiği de açıktır.
Tüm bu nedenlerle, direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanısına vardığımdan HGK çoğunluğunun kararın bozulması yolundaki düşüncesine katılmıyorum.

kararara.com desteğiyle

Hiç yorum yok