.

.
.

Kısa Kısa

Birbirmizi Yerken İstanbul Bizans Oluyor


Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın kıyamet alametleri arasında saydığı "İstanbul Bir kez daha feth olunacaktır" sözü bir gün muhakkak gerçekleşecektir. Bugün hayal edilemeyecek gibi duran bir durum o yüce peygamberin mucizelerinden biridir.
Evet, terör örgütlerinin dışarıdan aldığı güçle silahla mücadelenin yanı sıra ahlaki ve ekonomik bir savaşın içerisinde bulunan ülkemizde "bana dokunmayan yılan" diyerek yalnızlaşan, olaylara müdahale etmeyen, bananeci vatandaşların çokluğu , birbirimizle yiyişip durmamız birilerinin ekmeğine yağ sürmektedir.
Vatikan. Hiristiyan topluluğu, Aşama aşama ve sessizce yürüdüğü planını uygulamakta aynen devam ettirmektedir.
Hükümet ve belediyelerin de işbirliği ile milletin gözünün içine bakıla bakıla Vakıflar tasarısıyla İstanbul Vatikanlaşıyor
Balat, Fener ve Büyükada bu planın merkezi.


Binalar yavaş yavaş el altından vatikancılarta satılıyor. Halk oralardan kaçıyor, kaçırılıyor ve Filistin'in paragözleri gibi buraları terk ediyorlar.
Bizler birbirimizi yerken, Meydan Kiliseye, Fener'deki patrikhaneye kalıyor
Azınlık vakıflarına ve yabancılara olağanüstü imtiyazlar taşıyan Vakıflar Yasası bir yandan
Vakıflara ait Gayri Muslimlerden kalan gayrimenkuller iadesi ediliyor, diğer yandan 2015 yılında AGOS gazetesininde yazdığı şekliyle Narlıkapı Surp Hovannes Kilisesi kilisenin salonunda kurulan sözde sevgi sofrasına katılan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, yaptığı açıklamada Patrikhane’nin çevre düzenlemesi için gerekli kamulaştırma işlemlerinin %80’inin üç yıl içinde tamamlandığını, kamulaştırma çalışmalarına devam edileceğini belirtiyor.
Sözde nüfus az diyerek mahalleri birleştirilen, ilçe olmaktan çıkartılan ve Süleymaniye, Vefa, Küçükpazar'dan meydana gelen adanın %90'ı taş üstüne taş olarak yıkıldığını görmemek için kör olmak lazım.
Dün tarihi Eminönü'nü kaldıran girişim, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in adı geçen yemekte bizzat söylediği şekliyle yeni düzenlemeler yapılmaya devam edecek ve  söz konusu alanların çevresini telle çevirerek vatandaşların giriş çıkışlarına engel olacak hale getirilecektir.


Halihazırda Fatih Belediyesi ve Vakıfların yürütüldüğü söylenen aslında BM, AB, UNESCO, Dünya Kiliseler Birliği vb. birçok uluslararası kuruluş, İstanbul'u Konstantinople edebilmek için yapılan restorasyonlara katkı sağlayarak planladıkları amaca ulaşacaklardır.  Şehrin Bizantinist ve Hıristiyan karakteri ön plana çıkarılacaktır. Sonuç olarak şehir bu haliyle dünyaya açık bir ortak anakent haline getirilecek, dini ataşelikleriyle, kültür mozaiğiyle artık bir Türk şehri değil, şimdilik sembolik de olsa 270 milyonluk Ortodoks dünyasının kalbi ve kıblesi olacaktır.

Korkunç planın son aşamalarına gelinirken Ekümenik bir Patrikhanenin önderliğinde Bizans yeniden ihya edilmiş olacak, önce İstanbul un tamamı, kademeli olarak da boğazların
Avrupa yakasındaki toprakları elimizden çıkacaktır.
Ekonomik darboğazlarla boğuşan, dış baskı ve ambargolarla bunalan, FETÖ; PKK ,  İŞID gbi irili ufaklı terör örgütleri, bugün uyuyan, sığınmacı rolü oynayan Suriyeli, Iraklı, Afgan, Kazak vs gibi milletin torunları da yarın hak isteyerek içeriden isyan ateşini yakacakları zaman  ve sözde dost komşularıyla boğuşan bir Türkiye bu safhada dünyayı karşısına alamayacaktır.
Sonunda Lozan öncesi gibi boynu bükük bir millet olarak bugünkü sur içinde bulunan İstanbul'u Türkler yine fethetmek kaygısıyla yanıp tutuşacaklardır.
Kainatın efendisi Hz. Muhammed Mustafa salli aleyhi ve sellem 1400 yıl önce İstanbul'un bir kez daha feth edileceğini boşa söylemediği gibi bir strateji dehası olan Atatürk'ün  "Uğursuzluk ve felaket simgesi olan Rum Patrikhanesi'ni artık topraklarımızda barındırmayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız için ne gibi nedenler ileri sürülebilir. Bu fesat yuvasının gerçek yeri Yunanistan değil midir?" demesi mutlak surette yeniden düşünülmelidir.
İşte ya bakımı yapılacak ya onarılacak ya da aslına uygun olarak restore edilecek olan Bizans eserleri:

Tekfur Sarayı,  Anemas Zindanları,  Bizans’tan kalan karasuları, Ayasofya ve Bizans’tan kalan bütün kiliseler, Sultanahmet’teki Arkeoloji Parkı, Süleymaniye ve çevresini koruma alanının kentsel dönüşümü, Zeyrek’teki kilise (Pantokratör) ve çevresi, Saraçhane Parkı’ndaki MS 524-527 yıllarında yapılmış olan Ayios Polieuktos Kilisesi,  , Sultanahmet’teki Yerebatan Sarnıcı’nın yanındaki Milion Taşı. Dikilitaş .....
Velhasıl İstanbul’da Bizans kültür ve medeniyetine dair ne varsa yeniden gün yüzüne çıkarılıyor ve restorasyonu yapılarak, canlandırılıyor...
Türkiye’ye AB’ye girme şartı olarak kültürel değişim şartı koyan Avrupa Birliği, Fener Balat’ta yer alan Rum evlerini restore ettirmek için 7 milyon Euro hibe etti…

Balat’ta, kimsenin yüzüne bakmadığı harabe haline gelmiş binalar, fahiş rakamlara restore ediliyor. Fener Rum Patrikhanesi’ni çevreleyen ‘Fener-Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı’ büyük bir hızla devam ediyor. Ancak Fener-Balat’ta yapılanlar buralar ile sınırlı kalmadı… Toplu Konut İdaresi ile anlaşan İstanbul Büyükşehir ve Fatih Belediyeleri, Edirnekapı’daki Sulukule’de de benzer bir operasyon yaptılar.
Eğer bu Kanun’lar çıkarılmasaydı, bunları yapmak mümkün olur muydu? Olmazdı, olamazdı!

2011 tarihinde Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii’nin bulunduğu meydan araç trafiğine kapatıldı. Ve yayalaştırıldı.
Bu suretle, yani Sultanahmet ve Ayasofya Meydanı yayalaştırma projesi kapsamında; Bab-ı Hümayun Caddesi, Tevfikhane Sokak, Kutlugün Sokak, Seyit Hasan Sokak, Utangaç Sokak, Dalbastı Sokak, Kabasakal Caddesi, Atmeydanı Caddesi, Ticarethane Sokak ve Yerebatan Caddesi trafiğe kapatılmış, yayalara açılmış oldu.
Bu, ilk adımdır!
Bu eski İstanbul bölgesine Müslüman Türkler bugün sadece araçlarıyla giremiyorlar, -Allah korusun- yarın Bizans ihya edilirse yaya olarak dahi giremeyecekler! Daha doğrusu pasaportla ve vizeyle girebilecekler!
EY TÜRK MİLLETİ..Gaflet, Dalalet ve hatta HIYANET içinde yaşamaya devam ederek yarın İstanbul'u bir kez daha fethetmek zorunda kalacak olan torunların senin hakkında çok iyi düşünmeyecektir. Yarın gelecek olan nesln, Filistin için bugün mücadele eden gençlerin dedelerine sövmesi gibi dedelerini sönmesinden çok uzakta değiliz.

Erol KARA - 10.01.2017 ( Not : Bazı bilgiler alıntıdır)

Hiç yorum yok