-- --

Yıllar sonra sizlerden özür dilesem beni affeder misiniz, öğretmenim. Siz İlkokul öğretmenim, siz ortaokul ve lise yıllarında beni adam etmek birkaç konu öğretmek için emek veren siz öğretmenlerim. Lütfen beni affedin.

Sizlerin kıymetini bilemedim.

24 Kasım günü öğretmenler günüymüş. Çocuklarım para istediler. Öğretmenlerine hediye alacaklarmış. Alın çocuklar dedim ama aklıma siz geldiniz. Biz sizlere hediye almaya çekinirdik. Çünkü kızardınız. Biz sizi her gün seviyorduk Ama öğretmenim siz bu günleri hiç bilmiyordunuz.

Biz sizleri bir güne sığdıramadığımızdan mıydı yoksa sizler daha mütevazı mı idiniz de böyle bir günü kabullenmek istemiyor muydunuz?
Neden öğretmenim.?
Bizim zamanımızda da öğretmenlerini çok sevenler vardı. Hele ilk öğretmenim Cahit bey ikinci sınıfta bizi bırakıp emekli olup ta ayrıldığında ağlamaktan gözlerimiz kızarmış, hatta okula gitmek istemimiştim..

Bir bayram ziyaretinde gömleğimin kopan düğmesini oturup sen dikmiştin, öğretmenim. İlk o kez görmüştüm. , bir erkeğin dikiş diktiğini... Hele o bayram günü size pasta getirdiğimde bana nasıl sitem etmiştiniz.

Bir öğrenciden gelen hediyeyi hiç kabul etmezdiniz. Sizin sevginiz ve çalışkanlığınız bana en büyük hediye dediğinizi, hala duyar gibiyim.

Ya, Melahat Hıncal öğretmenim. Sizin hakkınızı hiç ödeyemem. Dört yıl kahrımı çekmiştiniz. Bir gün kazara kafamız birbirine çarptığında nasıl da başımı öpmüştünüz. Kahvaltı saatinde kendinize poğaça aldığınızda bir ya da ikisini yoksul ya da kahvaltısını unutan diğer öğrencilerle paylaştığınızı hiç unutmadım öğretmenim. Siz çiçekleri ve bizleri çok severdiniz. Her birimizin ailesini tanırdınız. Birimiz hasta olsak merak ederdiniz. Hemen bir arkadaşımızı görevlendirip , hasta olan kimse ondan haber getirmesini isterdiniz. İlaç alacak parası olmayana ilaç alıp gönderdiğinizi bilirim , öğretmenim.

Hatta ben bile bir hafta hastalığımdan dolayı okula gelmemiştim de ,bana bir file dolusu gıda maddesi yollamıştınız. Bir an önce iyileşip okula gelmemi, beni özlediğinizi bildirmiştiniz. Ama biliyorum ki öğretmenim, aldığınız maaşla zor geçiniyordunuz.

Ayın ortası gelince kara kara düşünür ve bu sıkıntınızı diğer öğretmen arkadaşlarınızla paylaşırdınız. Ama hiç belli etmezdiniz, bizlere...Sonra sizlerin döneminde bir öğretmenin başka bir işte çalıştığı da olmazdı. Olamazdı. Yasak mıydı yoksa öğretmenliğin verdiği o haysiyet duygusu muydu ?.

Şimdilerde bazı öğretmenler birkaç işte çalışıyormuş. Okuldan yırtmanın yollarını arayan ve kaytardığı günlerde kendi işlerine bakan öğretmenlerin sayısı çoğalmış. Bazı öğretmenler öğrencilerinden hediye istiyormuş. Hem öğretmenler gününü kutlayıp hem de meydanlarda açız diyen öğretmenleri gördüğümde sizleri andım öğretmenim. Sahi siz neden yürümüyordunuz. Açız diye bağırmıyordunuz. Korkuyor muydunuz. Yoksa öğretmenliğin verdiği o şerefli ve haysiyetli duygunun altında yaşamak zorunda mı kalıyordunuz.

Öğretmenim, şimdilerde bakıyorum da öğrencilerin öğretmenlerine karşı gösterdiği saygıdan da eser kalmamış. Öğretmeni ayakta iken oturan ya da önünü iliklemeyen öğrenciler mi dersiniz. Kravatı bir yana ,ceketi bir yana dağılmış vaziyette öğretmeni ile durum değerlendirmesini yapan mı sorarsınız. Ya da dolmuşta öğretmeni ayakta , kendisi oturan ve öğretmenine bir başka öğretmeninin dedikodusunu yapanı görünce şok olmuştum , öğretmenim. Biz sizleri görünce saklanacak köşe arardık. Kılığımızı kıyafetimizi düzeltir, düğmelerimizi ilikler sizinle konuşmak için müsaade isterdik. Sizin sokağınızdan mecbur olmadıkça geçemezdik. Yürüdüğünüz yolu kullanmaz, bulunduğunuz yerde duramazdık. Yüksek sesle konuşamazdık , bile....

Peki öğretmenim siz biz korkutmuş muydunuz? Yo, siz bizi çok severdiniz. Bir yerimiz acısa siz de üzülürdünüz. Ve biz de sizi çok severdik. Belki de bu davranışlarımızı sizi üzmemek için yapardık. Sizi tanıyan biri bizi yaramazlık yaparken görünce sizin mahcup olacağınızı düşünürdük de , sokakta bile saygısızca davranmazdık.

Siz, Bozdoğan orta okulundaki öğretmenim... Tembel öğrencilere ders bitimi ders vermek isterdiniz. Bunun için etütler yapardınız. Gece geç saatlere kadar bizlerle kalırdınız. Severek kalırdınız. Bunun için hiçbir öğrenciden para talep etmezdiniz. Haksız olarak hiç kimse sınıfta kalmazdı. Hep çalışkan öğrencilerinizin olmasını isterdiniz. Ama şimdi ilkokula giden öğrencisine parayla ders veren öğretmenler çoğalmış. Para gelecek öğrencisinin evine telefon ederek ya da velisini çağırarak, öğrencisinin tembel olduğunu, bu durumda giderse sınıfta kalacağını belirterek ücret karşılığında özel ders verebileceğini söyleyen öğretmenlerini duyunca sizlerin haklarınızı yediğimi düşünüyorum.

Sizler bir okul bin hapishane kapatır derdiniz. Şimdilerde her yıl birkaç hapishane açılıyor. Acaba öğretmenim, okullarda öğretmen mi yok, öğretmenlere okul mu?...


Sizler neredesiniz öğretmenim. Sizleri çok özledim. Sizlerin elleri değil ayakları öpülürmüş. Onu geç anladım. Beni affedin öğretmenim. Vefa Lisesinin Hatice hanımı, Azade hanımı, Nadide hanımı, Halit beyi ve diğerleri....

Tüccar öğretmenlerin varlığından kurtarın okulları, geri dönün.

Sizlere bakarak öğretmen olmak isterdim. İyi ki olmamışım. Ya öğrencilerim saygısız , Sevgisiz olsaydı , ne olurdu....Ya da yetiştirmek, adam etmek ve bir eser oluşturmak ülküsü içinde olmam gerekirken bildiklerimi öğrencilerimden saklayıp, onlardan ekstra para talep edip özel ders verenlerden olsaydım..... Ne korkunç...

Bu yazıyı 24 Kasım gününde yazmak istemedim. Ben tüm öğretmenlerin fedakarlığının , sevgisinin bir güne sığdırılamayacağına inanıyorum. Tabi , benim zamanımın öğretmenleri gibi olanların. Gerçek öğretmenlerin huzurunda saygı ile eğiliyorum.

EROL KARA
 
Top