-- --
İstanbul'un ihmal edilen nice muhitinden biri Vefa semti; ecdad yadigârı eserleriyle, dar sokakları, küçük dükkânlarıyla her adımında tarih koksa da sessiz sedasız. Oysa tüm miras bir yana sadece Allah dostu Ebu'l Vefa Hazretleri hatırına ziyareti hak ediyor. Öyleyse gelin evvela onun eteğine gidelim, akabinde de mekâna 'vefa' gösterelim.


Süleymaniye'ye doğru yol alırken, sola kıvrılınca karşınıza çıkar küçük bir meydan... Sağda bir cami ve kurra, imam meşrutası, paralelinde medrese, onun bahçesinde dallarını kâh göğe kâh yere uzatmış ağaçlar... Hepsinin merkezinde ise bölgeye adını veren Ebu'l Vefa Hazretleri... Arnavut kaldırımlı dar sokakları, yer yer karşımıza çıkan ahşap konaklarıyla tarihine ve adına yaraşır şekilde vefa bekliyor bu küçük Osmanlı semti. Belki de küçüklüğü sebebiyle gölgesinde kalıyor Sultanahmet'in, Süleymaniye'nin.

Üç imparatorluk görmüş. Ama asıl rengini Osmanlı kültüründen alır. Adını da, semtin ihyası ve imarı için Fatih Sultan Mehmet'in ricasıyla Konya'dan İstanbul'a gelen Allah dostu Ebu'l Vefa Hazretleri'ne borçlu. Hazret'in bölgeye yerleşmesiyle harabelikten kurtulur, ilim ve irfan yuvası hâline gelir semt. Fakat bugün sağlı sollu dizilmiş derme çatma binalar ki son 50 yılda yükselir Vefa üzerinde, tarihî eserin boynunu büküyor. Semtin aslına erişmek için artık sadece bakmak değil, aramak ve bulmak gerekiyor. İşte sözümüz yola çıkmak isteyenlere, gelin hep beraber Vefa seyahatine çıkalım.


Evvel Selam Verelim Ebu'l Vefa Hazretleri'ne

Vefa'ya vardınız; öncelikle Ebu'l Vefa Hazretleri'nin türbesinin bulunduğu camiye uğramalı, ruhuna bir Fatiha okumalı. Caminin avlusu, günün erken saatlerinde semt esnaflarının ziyaretleriyle şenleniyor. Mesela, caminin bitişiğindeki bakkal dükkanının sahibi Yunus amca her sabah, bu mübarek zatı ziyaret etmeden kepenkleri açmazmış. Caminin sol ve sağ cephesinde servili, çiçekli bir mezarlık var. II. Bayazıt döneminde ve sonrasında yaşamış bazı âlimler burada yatıyor. Fatih devrinde yapılmış, zaman zaman yenilenmiş bu külliyeden çıkınca, yolun sol kanadında Atıf Efendi Kütüphanesi var. 1741 yılında Sultan I. Mahmut döneminde defterdarlık yapmış Atıf Mustafa Efendi tarafından kurulmuş. Şükür ki yapıldığı günden beri kuruluş amacına hizmet etmiş ve hiç kapanmamış. Külliyeyi andıran kütüphanenin kapısı, yapıyı görüp bilgi almak isteyen herkese açık.

Vefa'nın en görünür eserlerinden biri de Ebu'l Vefa Camii'nin bir üst sokağındaki Molla Gürani Camii...

Kiliseden bozma. 800 yıllık tarihi var. Bir rivayete göre de, İstanbul'un en eski Ortodoks Kilisesi. Ne yazık ki, kapıları kilitli, kaderine terk edilmiş. Vefa Caddesi'nde, önünden yürürken denk geldiğimiz mimar Mehmet Ağa Cami ise minik ama görülmeye değer. Sultanahmet Camii'nin Mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından yaptırılmış. Bizi kendine meftun eden bu semti, tamamlayan başka yapılar da var civarda. Küçük küçük sıralanmış bakkallar, iş hanları, meşhur Vefa leblebicisi, restore edilmeyi bekleyen birkaç ahşap konak... Fakat Vefa'nın güzelliği bunlardan ibaret değil! Şimdi ara verip bir bardak boza içmeli!


Ebu'l Vefa Camii'nin olduğu caddenin sonuna gelince, sağ tarafta 1872'den beri bu semtte bulunan Tarihî Vefa Bozacısı çıkıyor karşınıza. Bozacı, muhitin sınırlarını epey aşan bir şöhrete sahip. Uzak semtlerden boza içmek için buraya gelenler bile var.

Buradan çıkışta, Vefa'yı sağlı sollu ikiye bölen ana meydana varıyorsunuz. Meydanın sol tarafında 1757 -1774 yıllarında inşa ettirilmiş, sessiz sedasız bekleyen Recai Mehmet Efendi Sıbyan Mektebi'ni göreceksiniz. Restorasyonu yeni tamamlanmış, bu hafta da kütüphane olarak hizmete açılmış. Saat 14.00-20.00 arası açık olan kütüphanede çok eski tarihlere ait 6 bin kitap mevcut. Kitap okuyup kafa dinlemek için ideal bir yer.


Kimseciklerin haberdar olmadığı bu sıbyan mektebi binasından yukarı doğru açılırsanız semtin girişindeki yapılara denk geleceksiniz. Şu anda restorasyonda olan, 1460'ta yapılmış Molla Hüsrev Camii bunlarda biri. Diğeri ise Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi. Bu civarda bulunan sebil ve kullanılmayan çeşmeleri ise hiç saymıyoruz. Vefa'da girdiğimiz son sokakta ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Camii ilişiyor gözümüze. Bu caminin restoresine başlandı ama "İlle de burada namaz kılmadan gitmem." diyenler için küçük bir bölüm ayrılmış. Caminin tam paralelinde ise meşhur Vefa Lisesi bulunuyor.

Tarih: 17 Aralık 2010 Kaynak: Sevim Şentürk Yazdı
 
Top