0
-- --

Sık sık görüştüğümüz yada gittiğimiz yerler için halk arasında "akraba olduk" sözünü çokça kullanırız.
Ya da "komşu kapısı yaptın" da derler.
Hoş artık komşu da komşuluk da kalmadı ya neyse...
Çok kalabalık bir şehirde de olsanız yalnız olduğunuzu hisseder veya bir "dost ararsınız".
Mevki ya da durumunuz ne olursa olsun "sıcak bir yüz, bir dost gülümsemesi hissedersiniz.
Buna en çok darda kaldığınızda ihtiyaç duyarsınız.
Darlık maddiyat kökenli de olsa sağlık yönünden sıkıntı olması halinde de bu böyledir.
Şifa ararken Allah'ı bilen sabrı cemil içinde vesile arar, bilmeyen ilaçlarda ve doktorlarda.
Doktorlar şifa dağıtan celil ve şafi olan Allah'ın insanlara vesile kıldığı elidir.
Hele ki elini tuttuğunuz doktor da insan evladı ise ötesi yok keyfin de yaşamında...
Allah ne hastaneye düşürsün ne de onsuz eylesin, deriz
Deriz de...
İstanbul Eğitim ve Araştırması hastanesi ya da Samatya hastanesine yolunuz düştü mü bilmem ama...
Genelde her İstanbullunun anıları arasında yer vardır.
Eskiden sigorta hastanesi idi. Şimdilerde Eğitim ve Araştırma
Numara ve ilaç alma kuyruklarının, yatak bulunmayan günlerin, ilaç için günlerce beklenilen ve pis olduğu kadar tuvaletleri taşan bir hastane idi.
Artık öyle değil.
Çok değişti.
1960 yılında Balkanların en modern hastanesi olarak İstanbullulara değil tüm Türkiye’ye işçi sigorta hastanesi olarak hizmet veren hastane artık 5 yıldızlı gibi..
Ufak tefek aksaklıklar olsa da çok değişen hastane.
Bu hastanede hangi servis olursa olsun güzel hizmet veriyor.
Madem "gözegeldik" sayfasındasınız o halde göz servisinden söz edelim.
1960 yılından itibaren hizmet veren Göz Kliniğinden söz edeceğim
Açıldığı tarihten sonra bir çok şef değiştiren servisin en son şefi Doç.Dr. Kadir ELTUTAR
1990 yılından beri.. 26 yıldır. Maşaallah demeli.
Bazılarına şef, hoca...
Hastalarına doktordan öte abi, baba, amca, dost, kardeş ve belki de evlat..
Dışarıdaki eski esnafın Kadir babası...
Tarihin pek çok olayına sahne olmuş hastaneyle ilgili her İstanbullunun hatta Anadolu’dan birçok insanın anısı vardır.
Göz servisinden geçenin de..
Ne doktorlar geldi geçti.
Acı tatlı hatıralar bırakalı kaç mevsim oldu. Kaç kış kaç bahar geçti.
Kadir hoca bir tarih orada. Tarih ama zevkle okunacak tarih.
Yetiştirdiği doktorların sayısını unutmuş. Hatta pek çoğu profesör olmuş.
Kadir abi prosedürden dolayı Doçent.
Öyle böyle değil kaç profesör çıkartır cebinden.
Neden anlatıyorum biliyor musunuz.
Daha bir kaç gün önce..Geçerken uğrayayım dedim.
Yoktu. Ekibinden biri "Biradan gelir, biz yardımcı olalım., dedi.
Diyen doktordu.
Buraya dikkat çekmek isterim.
Bir doktor başka bir doktoru soran kişiye "biz yardımcı olalım" diyor.
Yardıma hazırlar.
Dirsek çürütmüş, doktor olmuş, hatta uzman ama gayet alçakgönüllü yardımcı olmak istediğini belirtiyor.
Böyle bir ekip kolay yetişmez.
Ne hastane görevlisi gördüm.
Hatta taşeronda çalışan hastane hizmetlileri yok mu..
Hatta yeni mezun asistan doktorlar.
Toz kondurmaz, cevap vermez, kıl aldırmaz.
Ancak bu göz servisinin Doktor unvanlı kişileri hepsi sıcak.
Bir Murat Uyar vardı, Gitti. İki dost gibi hasbihal ederdik.
Sonra.......
Op. Dr. Zeynep Kayaarası Öztürker,
Uzman. Dr. Sezin Özdoğan Erkul...
İstanbul hanımefendisi iki güzel insan...
Muayene kapısından giren hasta , herhangi bir vatandaş değil misafir bekleyen iki insan gönüllüsü, dost sıcağı akrabadan öte tertemiz iki insan..
Bir de gençlerin, çocukların "Sibel ablası"". Doktor Sibel Erdeniz..
Abla dediğime bakmayın. Çok genç narin, çıtı pıtı, Onu tanıyan yaşıtları ya da daha küçüklerin doktor ablası.
Abartmıyorum bir genç doktordan öte yüreğinde insan ve hizmet aşkı ile oradan oraya koşuşan güvercin misali..
Hiç mi mola yapmaz.İstirahatten nefret eden bir devlet çalışanı.
"Hastam" diyor "o gülümsedi mi yorgunluk yok".
Şimdi ekip bu olunca ekip başı nasıl olur.
Baba gibi adam., demek zorundayız.
Hepsini sarmış, insanı değer olarak göstermiş.
Klinik şefi, Kadir Eltutar.
Bir bakmışsınız ameliyathanede, bir bakmışsınız muayenede, ..
Kendi sıkıntılarını, rahatsızlığını hastane kapısında unutup görmeyen gözlere şifa veren bir el olarak soyadı gibi hastaların elinden tutuyor.
Ekibinin elinden tutuyor.
Devletin emanet ettiği malzemeyi bile takip edip, daha yararlı halde kullanılmasını sağlıyor.
Servis tertemiz, çalışanlar disiplinli ve gayretli.
Tek sıkıntısı servisten ayrılan bir hastanın üzgün ayrılması.
Az önce dedim.
Bir doktor bir vatandaşa "şefim yok ben size yardımcı olayım" diyorsa orada başarı ve sevgi vardır.
Serviste her şeyin takibini yapan şef Kadir abi, yazıcının tonerinden, sırada bekleyen hastanın derdine kadar her şeye çözüm odaklı koşturuyor.
Ekipten birinin sıkıntısı çözümlenmeli. Yoksa "başarı düşer" diyor. "Hasta buradan mutlu ayrılmalı ki duası olsun." diyor
Önemsiyor.
Çürük elmalardan bir çalışan kaytarma yönlü cihazdan şikayetçi.. İlk müdahele şeften... Sorun cihazda değil çalışandan. Tespit ediyor. Cihaz çalışıyor, çalışan yer değiştiriyor.
Her şey normale dönüyor.
Bu olay diğer çalışanlara örnek oluyor.Herkes çalışıyor.
Yalan ve Riya yok.
Hizmet dürüstçe, kaytarma yok.
"Dışarıdaki hasta hizmet bekliyor. İnsan bu kardeşim."
O bir tarih.
Ama böyleleri tarih olsun istemiyorum.
Her devlet kademesinde böyle güzel insanlara ihtiyaç var.
Kadirler, Muratlar, Zeynepler, Sezinler, Sibeller hep çoğalsın. Biz de dua edelim.
Arada halen SSK dönemi, işçi hastanesinde beyni kalmış ya da ne oldum delisi olanlar olsa da, burnundan kıl aldırmayan yeni yetmeler olsa da bu güzel insanlar sayesinde daha ümitvar oluyoruz.
Teşekkürler..

Erol Kara - 22.08.2016

Yorum Gönder

 
Top