-- --


Vefa Semti, Bozdoğan Kemeri’nin Haliç tarafı ile Unkapanı yerleşiminin hemen üst tarafındaki Küçükpazar semti arası doğu-batı sınırlarını belirlerken; güney sınırı ise, Süleymaniye ve Hoca Gıyaseddin Mahalleleri ve Molla Hüsrev (Vezneciler) semti ile çevrilmiştir.

Vefa semtinin merkezi ise, İstanbul’un ünlü Vefa Bozacısı’nın bulunduğu kesişme noktasıdır. Başka bir ifade ile Şehir Tiyatroları Reşat Nuri Salonu ile eski Hıfzıssıhha Enstitüsü şimdiki adı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Binası’nın bulunduğu ve kemerlere paralel giden Cemal Yener Tosyalı Caddesi ile Şebsefa Kadın Camii'nden gelen Kâtip Çelebi Caddesi ve Süleymaniye'den gelen Vefa Caddesi'nin kesiştiği küçük alandır.





Vefa ismi

Şeyh Vefa Efendi’nin adını taşıyan ve onunla özdeşleştirilen semt, cami, medrese ve tekkeleriyle, tasavvuf ehli ve alimleriyle, Osmanlı İstanbul’unda sessizliğini koruyan bir kültür merkezi olarak gelişmiştir. Fatih dönemi ve onu takip eden Sultan II. Bayezid döneminin mutasavvıf ve ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin (Musliheddin Mustafa) burada yaptırdığı külliye dolayısıyla semt “Vefa” olarak anılmaya başlanmıştır.

Vefa tarihi

Bizans döneminde de varlığı bilinen semt kentin ana merkezine yakın bir yerleşim yeri olarak dikkat çeker. Kentin en önemli meydanlarından Tauri Forumu kuzeyinde, I. Constantinus, II. Leon gibi imparatorların saraylarının bulunduğu kentin en yüksek 3. tepesinin kuzeybatı yamacı üzerinde oluşmuştu. Semt; kentin ana eksenini oluşturan eski Mese Yolu’nun, Harisius ya da Andronopolis Kapısı'na (Edirnekapı) giden koluna yakın bir yörede yer alması nedeniyle de soyluların ve varlıklı ailelerin konutlarının bulunduğu bir semt olarak gelişmiştir.

Vefa semti, Büyük Roma ve Bizans (Doğu Roma) dönemlerinde kentin önemli bir diğer kavşak noktası çevresinde yer alması yanında dini öneme de sahip bir ziyaret yeri idi. Bu yönünü vurgulayan bir ortaçağ efsanesine göre, I. Constantinus döneminde (324-337) Konstantinopolis'e getirilen Ayios Stefanos'un vücudunun bu semtte gömülmesi önemlidir.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed de Bizans'ın bu saraylar bölgesine yerleşmişti. Fatih döneminden başlayarak, saraçlar, demirciler, bakırcılar, börekçiler v.b. gibi esnaf grupları da aynı tepe çevresinde yoğunlaşmaya başlamışlardı. Böylece adı geçen tepe kentin en önemli merkezi haline gelmiştir. Bu gelişmeler Vefa semtinin de oluşumunu belirlemiştir.



Semt ağırlıklı olarak tasavvufi yönüyle öne çıkan bir semt olarak gözükmekle beraber, bu özelliği yanında liman bölgesi Unkapanı semtine de yakınlığı nedeni ile şimdiki anlamıyla İstanbul burjuvazisinin yerleşim yeri idi. Vefa; uleması, ticaret ve tarikat ehli insanları ile İstanbul kentinde sosyal hareketliliğin yoğun yaşandığı tarihi bir semti olarak da karşımıza çıkar.

Eski metinlerde “Zeugma” olarak da bilinen Unkapanı semti, Bizans döneminden beri şehrin ihtiyacını karşılamak için gerekli tahıl ihtiyacını karşılayan, Osmanlı dönemindeyse Kapan-ı Dakik İskelesi (un terazisi) adı ile bilinen, un değirmenleri ve depolarıyla Haliç’te gelişen sanayinin ilk büyük kompleks noktasıydı. Vefa semti de bu önemli ticari yapılanmanın yanı başında yer almaktaydı. Haliç üzerinde Unkapanı ile Azapkapı arasında inşa edilen 1836 tarihli “Hayretiye Köprüsü” ile Galata ile Bayezid’i birbirine bağlayan yol nedeniyle eski bir yerleşim olan Vefa semti daha da cazip olmaya başlamıştır.

İstanbul’un yerleşim ve yönetim merkezine yakınlığı sebebiyle şehrin yaşadığı, depremler, yangın, işgaller, salgınlar ve ticari hayatın etkilenmeleri içerisinde kentte yaşanan değişim ve gelişimleri Vefa semtinin tarihi serüveni üzerinde de takip etmek mümkündür. Bizans'ın, son dönemlerinde yaşanan Latin İşgali döneminde (1204-1256) soyluların ve varlıklıların konutlarının bulunduğu bu semt de şehirle beraber tahrip edilmiş ve yağmalanmıştır.

1300 yılları başlarında, burada bir manastır yapılacak kadar yerleşim yoğunluğunun azaldığı görülür. Fetihle beraber, mutasavvıf ve ulemanın ilk yerleşim yerleri olarak dikkati çeken Zeyrek ve Vefa semtleri karşılıklı yamaçlar üzerinde kurulu bir bütün olarak bu bölgeye konumlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in Zeyrek semtinin hemen arkasında İstanbul’un 4. tepesi üzerinde kendi adını taşıyan Fatih Külliyesi’ni inşa ettirmesi ve oğlu Sultan II. Bayezid’in (1481-1512) yine kendi adını taşıyacak olan ve İstanbul’un 3. tepesi üzerinde yer alan külliyesini inşa ettirmesi, bu bölgeyi Osmanlı seçkinlerinin ortak noktası haline getirmiştir. Dolayısıyla Fatih dönemi ve onu takip eden Sultan II. Bayezid döneminin mutasavvıf ve ulemasından Şeyh Vefa Efendi’nin (Musliheddin Mustafa) burada bir külliye inşa ettirmesi bir tesadüf değildir.

Şeyh Vefa Efendi (Musliheddin Mustafa)’nın lakabını taşıyan ve onunla özdeşleştirilen semt, cami, medrese ve tekkeleriyle, tasavvuf ehli ve alimleriyle, Osmanlı İstanbul’unda sessiz ve derin bir kültür merkezi olarak gelişmiştir.



Semt, İstanbul semtleri arasında kütüphane yapılarıyla da ayrı bir özellik taşımaktadır. Osmanlı döneminde, semt içerisinde ilk kütüphaneyi oluşturan Şeyh Vefa Hazretleri ileri tarihlerde sürdürülecek olan bir geleneğin başlatıcısı olmuştur. Kuruluşunu izleyen yüzyıllarda Şeyh Vefa Külliyesi'nin ek vakfiyelerinde, 919/1513'te muhtemelen Şeyh Vefa'nın oğlu tarafından düzenlenen bir vakfiyede, gelirleri külliyenin mutfağına ve kütüphanesine harcanmak üzere çeşitli gayrimenkullerin, kütüphaneye konulmak üzere kitapların bırakıldığı görülmektedir. Daha sonraki tarihlerde Atif Efendi Kütüphanesi’nin yaptırılması buradaki geleneğin sürdürüldüğünü göstermektedir.

İstanbul’un baş derdini oluşturan deprem ve yangınlar her dönemde bölge ile beraber semtin de yıkımına sebep olmuştur. Haliç çevresinde veya mahalle içinde çıkan yangınlar, eğer poyraz rüzgarı esiyorsa İstanbul için olduğu kadar bu şehrin bir parçası olan Vefa semti için de tehlike çanlarını çaldırmıştır. Poyraz rüzgarı şiddetli olduğu zamanlarda Cibali’den veya çevre semtlerden çıkan yangınlar şehrin yarısına yakın kısmını ve Vefa’yı da yer yer kül eden bir ateş felaketine dönüşüyor ve Yenikapı yönüne doğru uzanan büyük yangınların başlangıcı oluyordu.



Sultan III. Ahmed döneminde Cibali’de, Tüfenkhane’de çıkan ve poyrazın etkisiyle Unkapanı’na Küçükpazar, Kantarcılar, Zeyrek, Süleymaniye, Vefa, Şehzadebaşı, Eski Odalar, Acemi Oğlanlar Kışlası, Çukurçeşme, Laleli, Küçük Langa, Aksaray’a kadar uzanan 17 Temmuz 1718 yangınında ilk kez Davut Ağa’nın “nev-icad” tulumbası kullanılmasına rağmen Vefa kurtarılamamıştır.

6 Temmuz 1756 yangını yine komşusu Süleymaniye Mahallesi ile birlikte semti yok etmişti. Hicri 13 Ramazan 1196/ 22 Ağustos 1782 tarihli büyük Cibali yangınında Bayezid ve Süleymaniye Mahalleleri ile beraber yanan Vefa semti İstanbul’un yarısıyla beraber harap olmuştu. Hicri 14 Rebiülahir 1249/ 1 Temmuz 1833 tarihindeki yangın da semti tam bir mahşer gününe çevirmişti.

Vefa’nın son büyük yangını ise, 1918 yılında meydana gelen büyük Fatih Yangını’dır. Bu yangın Vefa semtinin geleceğinde büyük bir değişime sebep olacak bir afet olmuştur. Semt tamamen yanmış ve yıkılmıştır. Meskenler tümü ile yanarken medrese, sıbyan mektebi, sebil, kütüphane binaları ve çeşmeler büyük bir oranda tahrip olmuştur.

Yangın yerlerinin “Bostanlık” denilen büyük boş araziler olmasıyla semt kimliğini yetirmiş, yeni kadostralarla da yeni semt konutları yerlerini almaya başlamıştır.

1930’lu yıllarda terk edilen İstanbul şehri gibi, Vefa da bu dönemin etkilerini yaşamış ve 1950'li yıllarda değişen eski İstanbul semtlerinden Laleli, Fatih, Bayezid, Aksaray’ın gerilerinde kalarak arka semt kimliğiyle İstanbul’un yeni göçmenlerinin ilk karşılandığı, dar gelirlilerin semti oluvermiştir. 1970’li yıllarda İstanbul’un diğer eski ve komşusu semtlerle paralel olarak, daha da yoksullaşmış ve yeni kimliği olan atölyeler bölgesi haline gelmiştir


Vefa, günümüzde özellikle Siirt ve bir ölçüde de Bitlis kökenlilerin yoğun olarak bulundukları bir semttir. Semt bugün 1876'dan beri faaliyette bulunan, ünlü bozacısının ve İstanbul'un en eski liselerinden birisinin adı ile tanınmaktadır. Semte bir zamanlar ülke çapında ün kazandıran ve uzunca bir dönem İstanbul'un "üç büyüklerinden" sonraki dördüncü takımı olan Vefa futbol takımı da semti gibi önemini ve gücünü kaybederek şu anda 3. kümeden, İstanbul amatör ligine düşmüş durumdadır.

Vefa semti vaktiyle İstanbul'un en gözde semtlerinden biri idi. Bugün fiiliyatla olmasa da düşünce planında Süleymaniye semtinin korunma altına alınması söz konusudur. Bu düşüncenin kapsamına Vefa semtinin de alınmasını diliyoruz.
 
Top