-- --
Hac kurası çekildi ve bu yıl şanslı binlerce insan Allahu Tealanın misafiri olarak hacca gidecekler

Bununla birlikte kalbi kutsal topraklara olan hasretiyle yananlarda çekilişle gidemeyeceklerini anladıkları bu güzel yolculuğa umreyle gitmeye niyetleniyor.

Her yıl giderek artan ve bu yıl 600 bin civarında bir rakamla rekor kırılacak denen yolculuk için hazırlıklar da sürüyor

Bir yandan yapılan hac ve umre fuarı, bir yandan firmaların ulaşabildikleri kişiler ve reklamlarıyla diğer yandan camilerde ilan edilen umre turları Haremeyn aşkının insanlarını adeta anlatılmayacak bir heyecana sürüklüyor

Allah-u Teâlâ azze ve celle bir ayeti Kerim’inde “Ona bir yol bulabilenlerin, gücü yetenlerin Beyti hac ve ziyaret etmesi ALLAH Teâlâ’nın insanlar üzerinde bir hakkıdır.” Áli İmran, 97… Diyerek hac vazifesinin yapılmasını emir buyurmaktadır.

Bu ayet-i kerimeye dikkatli bakacak olursak, haccın “gücü yetenlere” farz olduğunu bildirmektedir. Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz, “gücü yetmeyi” azık ve binit ile izah etmiştir.

Kısacası hac için yol azığı ve nakil vasıtasına gücünün yetmesi şarttır. Kişi bu imkâna sahipse, hacla yükümlü olur.

Hacı olmak için Kâbe’yi ziyaretin, ‘dinin istediği usul ve erkâna uygun’ yapılması gerekir.

Ve öncelikle “kudret ve yeterlilik” imkânına sahip olmakla başlayan Hac ibadeti buna imkânı olmayanları bu yolculuk için mecbur kılmamaktadır. İslamın beş şartından beşincisi olarak dile getirdiğimiz hac ibadetinde esas olan zenginliğin söz konusu olmasıdır. Fakir, yoksul olarak adlandıracağımız kimsenin kutsal yolculuk yapması emredilmemiştir.

Ancak günümüze baktığımızda insanların bu yolculuk için ne yapıp ne edip gitmeye hazırlandığı görülmektedir.

Son yıllardaki artış memnun edicidir. Ancak borç yapmadan gidenler müstesna olmak üzere borç yaparak, kredi kartına taksit yapma imkânlarıyla zorlanarak dahi olsa gitmeleri üzüntü verici durum olduğu kadar fıkha da aykırıdır.

Hatta fıkıh hitaplarına baktığımızda hac yolcusunun geride kalanlarının iaşe imkânlarını da sağlaması gerekir. Yani işin özünde bu yolculuğa yetecek parası olsa dahi bir insan bakmakla yükümlü olduğu birilerini geride bırakırken, kutsal yolculukta yani ister hac ister umre sırasında geride bıraktıklarının da yeme, içme, giyinme, barınma imkânlarını sağlaması gerekir.

Hatta hac parası hazırlamak için sanat veya mesleğin gereği olan malzemeler satılmış olmayacak

Hatta borçlanmayacaksınız.

Ondan bundan “ileride veririm” tarzı paralar toplayarak hacca ya da umreye gitme durumunuz söz konusu olmayacaktır.

Bir kimse bakmakla yükümlü oldukları insanları zor durumda bırakarak “ben umreye gideceğim, ben hacca gideceğim” diyerek yüzüstü bırakamaz. Bu insanların sıkıntı içinde kalmasına sebep olmasını İslam Dini kuralları içerisinde asla kabul etme yönünde bir söz dahi bulunamaz.

İster Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasaklarını bildiren Kuran-ı Kerim’e bakın isterseniz peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın hayatına bakın birey kavramı toplum kavramından sonra gelir. Önce ben duygusu İslam’da şeytana has bir kavram olarak enaniyet sözüyle işaret edildiği halde topluma sahip çıkma, toplum yaşamı, emanetlere sahip çıkma ön planda gelir.

Geçtiğimiz aylarda medyada yer alan “Kutsal topraklara veresiye gitti çocukları icra borcundan kurtulamıyor” haberini okuduğumda insanların bu haberden ibret almalarının gerektiğini düşünmüşümdür.

Kendi malı olmayıp da borç alarak bu imkâna kavuşan kimse hac yapacak olursa, haccı sahih olur, denilmesine rağmen geride bıraktıklarını yukarıdaki habere konu olanların yaşadığı mağduriyete döndürüldüğünde o kimseler ya da borç içinde bu ibadeti yerine getirmek için gidenler geldiğinde sefilliği tattıklarında tepkilerinin nereye olduğunu düşünmek insana ağır gelir. Mağdur olanlar ibadete dahi sövecek kelimeleri dillerine getirmeseler akıllarından geçirecek, mağduriyete konu olan şahısta “keşke”lerle dolu günler geçirecektir.

Hani bunun hayrı, hani bunun manevi lezzeti, hani bunun alay konusu olma durumları.

O halde, kişi, elinde yoksa emekli maaşından mahsup ettirecek şekilde, evinin kirasına, alacağı üç beş kuruşa dayanarak ve ille de öleceğini dahi tahmin etmeden oradan buradan, bankalardan borçlanarak hac ve umre ibadetini yapmasının doğru olmadığını bilmesi gerekir.

Eğer bunları adam gibi düşünmeden sadece duygusallığa kapılıp, “ben de gideyim, yazılmıştım kurada çıkacağımı tahmin etmedim, çıktı gitmek zorundayım” gibi absürd düşüncelere kapılır ya da “3000 dolar ne olur 3 aylığımı bağlarım gider gelirim” gibi bir aymazlığa tutulursa bu sadece kendine ve kısmen de olsa geride kalan bakmakla mükelleflere zulüm olur.

Ancak eşe dosta da maskara olur.

Diyanet dahi bu konudaki sorulara cevap vermeden önce şahsın tek birey olarak yeterli maddî imkána sahip bulunma şartını noktalamadan evvel ailesinin de durumunu göz önüne koyarak söylemesi gerekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonu'nun "Borçlanarak hacca gitmek doğru mudur?" şeklindeki soruya verdiği cevapta, servet yönünden haccetme imkanına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmelerine gerek olmadığı; ancak borçlanarak hacca gitmeleri halinde de hac ibadetinin geçerli olacağı ve kendilerinden hac görevinin de düşeceği yönünde cevap verirken verdiği cevaptaki tereddütlerin ortaya çıkmasına da ne yazık ki suskun kalmaktadır.

Taksitle hac yapan Diyanetin, kadınları yanında mahremi olmadan götüren Diyanet’in bu tür sorulara da İslam Şartlarına uygun olmayan fetva diyeceğimiz kararları vermesi doğal görülmektedir. Hanefi fukahası bir kadının tek başına, yanında mahremi olmasa da kalabalık gruplarla dahi yolculuğa, 90 km öteye dahi çıkmasını men ederken Diyanetimiz gelsin paralar, çoğalsın hacı umreci diyerek ticaretini artırmanın yolunu bulması görmezlikten gelinirken buna olur demesini yadırgamamak lazım.

Diyanet taksitle hacca, kredi kartıyla hacca, borç alarak hacca gidilmesine göz yumabilir. Ancak şeytanı dost edinenlerin ahrette cehennem yolunda şeytandan aldıkları cevaba benzer cevap verilmesi de beklenmeyecek bir hal değildir.

Taksitle ya da borçla hacca gitmenin geçerli olduğu yolunda bir fetva Kuran’a ve fıkha aykırıdır. Haccın geçerli olacağını söyleyenler nefislerine, çevrelerine, işlerine geldiğinden, kendilerinin bir takım şahsi ya da kurumsal menfaatleri icabı veyahut acı olan ise bir takım çevrelere yaranma maksatlı olarak insanları kandırmış olurlar.

Dinde hac ve zekât zenginlere mahsus bir ibadettir. Zekât döneminde borcu olana zekât farz değildir diyenler konu hacca gelince caizdir diyebilmektedir. Kurbanda vacip değildir diyenler sünnet olur diye cevap verirken hacca farzı yerine getirmiş olur cevabı vermektedir. Zekât ve hac zengine mahsus bir ibadetse o halde bu sınıfa dahil olmayana nasıl “taksitle, borçla hacca, umreye gidersin” denilmektedir.

Bu gerçek aslında ‘Allah ile aldatma’ günahının dünyevi hırslara kapılma, koltuk kapma, makam kaybetmeme, yaranma hezeyanlarındır.

Allaha iman eden bir kul borçluyken bunları ödemeden ya da 36 aya varan taksitlerle öleceğini, bu borcu ödeyemeyeceğini düşünmeden hacca, umreye gitmemelidir. Giderse kaş yapayım derken göz çıkarır da farkında olmaz;

Hacca gidenler bilir. Vakfe günü Arafat’ta bulunanların günahları silinir. Denir ki anasından doğduğu günkü kadar tertemiz olur. Ancak, kul borçları hariç.

Yani bu demektir ki Kul hakkı, Allah azze ve cellenin hakkından önce gelir. Kim olursa olsun kul haklarını, kul borçlarını sahibine ödemedikçe Cennete giremez. Bütün Peygamberlerin korkusu da bu olmuştur. Hatta Resullulah Aleyhisselam vefat etmeden önce “kimin bende alacağı varsa gelsin alsın yoksa helal etsin” derken bu korkunun akıbetini bildiğinden bunu tekrar tekrar söylemiştir.

Rahmete, feyze kavuşmak isteyen, istifade etmek isteyen Allahtan korkmalıdır. Allahtan korkan kul hakkını üzerinde bırakmaz. Allahtan korkan insan ilişkilerinde borcunu ödemeyi ilk emir olarak bilmelidir.

“En iyiniz, borcunu bir an önce ödeyeninizdir” diyen bir peygamber Aleyhisselam’ın ümmetinden bir fert olarak borcu geciktirmeyi düşünmek ya da ödememek ta baştan Allah azze ve celle’nin lanetine uğramayı göze almaktır.

Böylesi bir durum varken banka kredisiyle hacca ya da umreye gitmek için bankaların oyununa düşen zavallılar bunun hesabını nasıl verir. Bir kere faizli para var, bir kere bankanın azami 36 ayına esir olmak var, bir kere ölüm var ve gidip gelmemek, gelip ödeyememek var. Yukarıda linkini verdiğim haberi okuyunuz. Bir taraftan bir ibadeti yerine getirip sevap elde edeyim derken diğer taraftan harama bulaşmak dine de akla da aykırıdır.

Ve unutmamak gerekir ki faiz haramdır. Faizli kazanç haramdır. Faiz haram ise haram parayla hac ve umre nasıl yapılır, haramla ibadet nasıl yapılır düşünmek lazım

Allah-u Teâlâ’nın hiç kimsenin malına, mülküne, makamına yaptığı ibadetin şekil ve miktarına bakmadığı bilinen bir gerçektir. Takva ile hesaba çekilecek olan kul nasıl 36 aya varan kredi kartı taksidiyle, borç harç ile ibadet yapar. Bunu aklı başında olan bir insan kabul etmeyeceği gibi Allah-u Teâlâ’da kabul etmez.

Sonuç; Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarını iyice öğrenin. Sonra ibadet edin.

EROL KARA – 03.03.2016
 
Top