5 Temmuz 2011


Umre Yolculuğumuzun son saatleri hiçte güzel geçmedi. Nasipsizler ve nefsine uyanlar kötü bir finale bizi hazırlıyorlardı..

Umremizin son yolculuğunu ne yazık ki yine Atlas Jet’e ait uçakla yapacağımızı görünce keyfimiz kaçmıştı. Geldiğimiz uçağın aynısı ile farklı personelle karşı karşıya idi. Biletlerimizdeki yer numaralarına ait koltuklara oturduk.


Ben dâhil birkaç kişi keşke THY olsaydı dedi.


Evet, gelişimizde rahat edemediğimiz, ihramlı hacılara kolonyalı mendil verecek kadar bilgisiz, sıcak havada omlet yedirecek kadar dikkatsiz geldiğimiz uçakla geri dönecektik.


Fazla bekleme yapmadan, yaklaşık 30 dakika gecikmeyle kalktık. Uçak henüz havalanmış, yoluna girmişti ki arka koltukta oturan bayan hacınız saygısızlığı ile burun buruna geldik. Yaşı 25’lerde olan bayan hacımız (!) arka taraftan eşimin oturduğu koltukta bulunan ve kolu dayamak için kullanılan koltuk kenarına ayaklarını uzatmıştı. Hem de iki koltuğun arasından. İnanması güç ama aynen olan bir durum..




Canlandırma


Yabancı birinin ayaklarını burnunun önünde gören eşim haliyle tepkisini gösterdi. Genç bayan kardeşimiz “ kusura bakma, ayağım ağrıyor. Çekemem” demez mi. Haydi, siz olunda böylesine saygısız, ukala, terbiyesiz birine cevap vermeyin. “Kardeşim bak kutsal yerden geliyorsun, böyle oturmak bir bayana yakışır mı” sözüne verdiği cevap “nasıl istersem oturum” oldu. Bu kez ben devreye girdim. “Ayağını çeksene” dediğimde, “a, hepsi bir oldu. Aman iyi çekerim” dedi.


Çekti. Ancak yol boyunca oturduğumuz koltukları aile boyu arkamızda kim oturuyorsa bir ileri bir geri, itip durdular. Rahatsız etmeye başladılar. Uçak içerisinde gezinerek yanımızdan geçişte laf atmaya başladılar. Biz de uyumaya çalıştık. İçimizden sabırlar çekerek yolculuğumuzu sürdürmeye gayret ettik. Şeytanın nasıl ve hangi yoldan neleri alet ederek gelip sizi yoldan çıkartacağını bilemezsiniz.


Uçak yol boyunca soğuktu. Yolcuların tamamına yakını üzerlerine seccadelerini örtemeye çalıştı. Uçakta yeterli battaniye olmayınca birçok kimse titreye titreye yolculuk etmek zorunda kaldı.

Ve İstanbul semalarındayız. Uçak az sonra saat 02: 00 gibi havaalanına indi. Uçaktan birer ikişer inerek pasaport kontrolü için ayrılmış bölümlere geçtik.


BİR HACIYA YAKIŞMAYACAK HAREKETLER




Umreciler Kavga Ediyor


Havaalanı polisi pasaport kontrolü yaparken yerde bulunan kırmızı çizgiyi geçmemizi söyledi. Birkaç kişi kontrolünü yapıp geçerken yaşı geçkin bir hacı dede kontrol kabininin tam önüne geçerek, pasaportunu kontrol ettiren bir başka hacının yanında durdu. Memur sonradan kabinin önüne gelen hacıyı uyardı. Yaşlı hacımız “gitmem” dedi. Kaldı. Memur ısrar ediyor. “Yanlış yapıyorsun, Hacı ağabey” dedi, memur. “Sen yanlış yapıyorsun” diye memura bağırdı. Haklı olarak memur işlem yapmayı durdurunca uzun boylu, genç bir umreci yaşlı olanı oradan geri çekmek istedi. Kıyamet koptu.


Yaşlı hacının yakınları olan 3 bayandan bir tanesi uzun boylu olan ve ortalığı yatıştırmaya çalışan adamın boğazına sarıldı. Diğerleri de adamı tekmeleye başladı. Tokatlar, yumrular, küfürler ortalığı adeta kapladı. Havaalanı polisleri olay yerine gelerek, kavgayı ayırmaya çalıştılarsa da bu kez kavgacı aile onlara da saldırmak istedi. İstediler ama başarılı olamadılar. Ve polisler kavgaya karışanları alarak götürdüler.



Havaalanında Hacılarmızın Hareketleri Utandırdı


Kavga eden gruptaki bayanlardan bir tanesi yolculuğumuzun başında ayağını oturduğumuz koltuğa uzatan, ayağını çekmeyen, diğeri onun annesi olan ve koltuklarımızı sallayan sürekli laf atan kişilerden başkası değildi.


Kutsal topraklardan gelen, sabır ve metanet sahibi olmamız gereken, çevremize örnek olacak bizler ne hale gelmiştik. Hem de Türkiye’de, hem de İstanbul’da, hem de farklı uçaklarla gelmiş diğer yolcuların önünde yakışmayan hareketleri göstererek umre yolculuğumuzun finali yapmıştık.


Not : Resimler özellikle görüntüsü bozularak kullanılmıştır.
 
Top