5 Temmuz 2011
Medine'de son dua
Eşyalarımızı topladık. Bavullarımızı hazırladık. Ve her güzel kavuşmanın ardından vakit gelince yaşanan ayrılma sahnesini biz de yaşıyoruz. Umre günümüzün sonuna gelmiş bulunuyoruz.

Mekke’den ayrılırken duyduğumuz o acının kat be kat fazlasını Medine’den ayrılacağımız bu gün yaşadık. Mekke2den ayrılırken bir teselliniz vardı. Resullulah’a misafir olmak. Buradan ayrılışımızın arkasından gideceğimiz yer ise memleketimi idi. Tabii, insanın memleketinin özlemi bambaşka. Ancak buralardan nereye giderseniz gidin. Hiçbir yer Ne Mekke ne Medine olamaz.

O sabah bir kez daha sabah namazı için Mescidi Nebevi’ye gittim.  Namazdan sonra Hücre-i Saadete geçerek veda ziyaretimi yaptım. Yaptım demek kadar kolay olmadı. Buradan, sevgililer sevgilisinden ayrılmanın ne kadar zor olduğunu inanın anlatamam.

Ziyaretimin ardından dışarı son bir kez daha görebilmek üzere Ravza’nın karşısına geçecektim ki bizim kafilenin orada toplandığını gördüm. Kafile Başkanımız İlhan Akça, grup hocamız Arif Küçükbenli, diğer grup hocaları ve bir hayli kafileden insanlar dua ediyorlardı.  Veda duası. Tekrar kavuşmanın duası.. Hasret kalacak gönüllere sabır duası. Bazılarımız gözyaşlarına hâkim olamazken bazılarımız da burkulan yüreğinin acısına katlanmaya çalışıyordu.
Sevgiliden ayrılmak asla kolay olamazdı.

Otele dönerek akşamdan hazırladığımız eşyalarımızı aşağıya, lobiye indirdik. Daha sonra kahvaltı etmek için yemek salonuna geçtik. Kahvaltı sırasında hiçbir umrecinin yemekhane personeliyle vedalaşmadığı dikkatimi çekmişti. Oysa Mekke’de yemekhane personeli ile vedalaşan vedalaşana idi. Bahşişler havada uçuşuyor, umreciler bahşiş vermek için sıraya girmişlerdi. Ancak burada geldiğimiz gündeki soğuk hava halen devam ediyordu. Çünkü hiç kimse ne yemekhaneden, ne çalışanlarından memnun kalmamıştı.

Otelin lobisine indirdiğimiz eşyaları az sonra gelen otobüslere taşımaya başladık.  Bazı arkadaşlarımız bagajlarını ve zemzem bidonlarını kendilerine göre otobüsün bagajlarına koyfduğu için bir çoğnun eşyaları dışarıda kalmıştı. Bu güne kadar gelişlerimide rastladığım bşir durum oldu. Arif hoca kollarını sıvamış vaziyette , eşyası dışarıda kalanlara yardım etmek amacıyla geldi. Otobüsün bagajına eşya sığacak gibi değildi. Bana şunları indirip tekrar dizsek mi dediğinde hiç tereddüt etmeden yaparız hocam dedim. Ve ona fırsat bırakmadan bagajdaki eşyaları yere indirdim. Eşyalarının yere indiğini gören bir hacımız koşarak geldi. Tepski gösterdi. Eşyaları indirince ne görelim, tepki gösteren hacı arkadaşımız iki zemzem bidonuna bir şey olmasın diye bavullarını ona siper, arkası bomboş duruyordu, bagajın. Oysa zemzem bidonlarının konması için otobüste farklı bir bölme vardı. Arif hoca bidonları oraya götürürken bu uyanık arkadaşımıza da sitem etmek zorunda kaldı. Haklıydı da. Neyse bagajları tekrar düzelttik ve hiç kimsenin bavulu, eşyası dışarıda kalmadı. Kalmadı ama Arif Hoca ile bende de hal kalmamıştı. Fakat burada bana cesaret veren Arif hocanın yardımcı olma çabasıydı. Bugüne kadar hiçbir rehber hocada bunu göremedik. Arif hoca yaptı da eline mi yapıştı. Bence hayır. Allah ondan bu yardımlarından, iyi niyetinden dolayı razı olsun diyorum. Gerçekten yolculuk boyunca sabır göstermişti. Sürekli yardımcı olmaya çalışmıştı. Hiç kimse onun aleyhine tek bir cümle sarf edemezdi.
Sarf edemedi dedim maalesef son dakikada olumsuz bir cümle sarf edildi. (!) Tam otobüse yerleşmiştik ki Arif hocamıza nazar değdi. Yolculuk boyunca kaprislerinden illallah denilen, oda arkadaşına zor günler geçirten , her yolculuğumuzda kaltuk savaşı veren ve illa da önde oturacağım. Benim çocuklarım şucu bucu diye makamlarını sayan yaşlı bir bayan umreci bombayı patlattı. “Hoca ben sana hakkımı helal etmiyorum. Neden , ne oldu da Hacı annemiz böyle feryat figan etmeye başlamıştı. Az sonra konu anlaşılmıştı. Hacı annemizin kızmasına sebep koltuk meselesiydi. Zira bu son yolculuğumuzda hacı annemiz ön taraftaki koltuğuna bir başkasına kaptırmış. Hocamıza da yeri neden kendisine tutmadığından dolayı kızıyordu.

Yani, sabır taşı olsa çatlar. Otobüsler numaralı koltuklar değil. Kim nereye denk gelirse oraya oturuyordu. Bu hacı annemizde ön taraftan başka yerde oturmamayı kendisine hakaret gördüğünden bu çıngarda çıkmıştı.

Otobüsler hareket etti. Otelimiz geride kalırken aralardan son defa Nebevinin minarelerine, Osmanlı Amberiye camiine ve Tren İstasyonuna bakarak Cidde havaalanına doğru yola çıktık. Aslında Medine Havaalanı var. Birçok özel firmanın ve hatta Diyanetin bir kısım hacıları Medine havaalanından götürdüğü duyumunu alıyorduk. Ancak Atlas jetten kaynaklanan veya yapılan bir anlaşma neticesinde Atlas Jet uçakları Cidde’den yola çıkıyordu. O nedenle Cidde’ye Mekke’den gelirken geçtiğimiz yoldan geriye döndük.  

Medine’den ayrılırken Peygamberimizin sevgisini kalbimize nakşederek, bedenen ayrılıyorduk.  Allahu Teâlâ’nın tekrar tekrar nasip etmesi için dualar dudaklardan dökülürken grup hocası İbrahim Duman’ın  “Medine’ye varamadım, gül kokusuna doyamadım” ilahisi okumaya başlamasıyla, otobüstekiler de gözyaşlarına boğuldu.

Sayılı günler çabuk biter derler ya, bizim sayılı günlerimiz de böylece tükenmişti artık. Buralara gelirken içimizdeki sevinç ve gözlerimizden akıttığımız yaşlar, yerini hüzne ve hüzün gözyaşlarına bıraktı. Allah (celle celalahu) gidenlerin tekrar tekrar bu şerefi yaşamasını, gitmeyenlerin bir an evvel gitmelerini nasip etsin, bizlerin de umrelerini kabul etsin. AMİN…. Dualarımızı bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
 
Top