-- --

Türkiye’nin en tarihi şehirlerinden biri olan Sivas Divriği defineciler, hazine avcıları, cehalet ve ilgisizlikten talan ediliyor.

Haber videomuz için tıklayınız

Bölgeye geziye gelenler gözlerine inanamazken, daha öncede kaçak kazılar nedeni ile büyük zarar gören ve el atılmazsa görmeye devam edecek olan bu tarihi ve Antik Kent birçok antik kent gibi yetkililerin ilgisizliği nedeniyle bir gün yok olup gidecek..

Ve yıllardır süre gelen boşvermişlik, adamsencelik, ilgizlik, sorumsuzluk nedeniyle cahilane ve art niyetle adeta talan edilen Sivas Divriği ehli vicdanların ilgisini bekliyor.


Yüz yıllar önce nüfusunun tamamı Ermenilerden oluşan ilçede ermeni mezarlığı alkoliklerin, serserilerin ve define avcılarının barınağı haline gelmiş, yerler alkol kutularından , meza artıklarından, ısınmak ve ızgara yapmak için yakılmış ocaklardan , define bulmak için yapılmış kazı artıklarından geçilmez olmuş.

Biçimleri, kitabeleri, süslemeleriyle tarihe ışık tutan eserler, her biri birer tarihi belge halinde olan eserler yağma edilmekte, müdahele ve denetim olmadığından kimseye hesap sorulmamaktadır.


Mezar taşları ölülerin kişisel tarihi kadar dönemsel özellikleri taşımasıyla sanat tarihi açısından da büyük değer taşıyor. Bazılarının yazıları, bazılarının süslemeleri öyle incelikli ve öyle değerli oluyor ki bu da onları tarihi eser kaçakçılarının gözdesi yapıyor.

Sivas’ın Divriği ilçesindeki Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalma mezarların bulunduğu kabristanda, tarihi mezarlıkların büyük bölümü kaderine terkedilmiş durumda. Özel koruma altına almak bir tarafa Selçuklu ve Osmanlı döneminde yaşamış önemli devlet adamlarının, din adamlarının ve toprak ağalarının da kabirlerinin birçoğu devrilmiş, kırılmış, parçalanmış, yazıları okunamayacak hale gelmiş durumdadır. mezar taşlarının bakımının yapılarak koruma altına alınması gerektiği bilinmelidir

Haber videomuz için tıklayınız

Bazı tarihi ve değerli şahsiyetlere ait mezarlıkların yer aldığı Divriği Çarşı Mezarlığı’nda, bakımsızlıktan harap görünen yosun tutmuş mezar taşları, ilgi bekliyor. Güzel hat örneklerinin bulunduğu bu taşların, defineciler ve tarihi eser kaçakçıları tarafından tahrip edildiği asla unutulmamalıdır Bu mezarlıklarda önlem alınmazsa bu talanın devam edeceğini söylüyor. Çünkü tarihi eser kaçakçılarını engelleyebilecek caydırıcı hiçbir somut önlem yok. Uzmanlar çalınan mezar taşlarının sayılarını saptamanın çok zor olduğunu söylüyor.

Kale duvar taşlarının, mezar taşlarının yer döşemesi yapıldığı, duvarlarda örgü taşı olarak kullanıldığını eklenince tarihi eser kaçakçılarının işleri oldukça kolaylaşıyor.


İşlemeli kapı ve pencereleri, oyma pervazları, işlemeli gömme dolaplarıyla dikkat çeken evler bir bir yıkılıyor. Eski halinden eser kalmayan düğmeli evler, ilgisizliğin yanında hırsızların da kurbanı olmaya başladı. Evlerdeki el emeği antika değere sahip kapı, pencere ve dolapları sökerek götürenler, tarihi evleri adeta talan ediyor. "Sağlam olan evlerin kapı, pencere, dolap, davlumbaz, tavan göbekleri çalınıyor. İşlemeli olan bu eserleri kimin çaldığı belli değil. Evlerin talan edilmesi önünden geçen araçların çarpmaları sonunda ağır tahribata uğruyor. Her biri bir özellik taşıyan konaklar çarpmlar sonucunda viraneye dönüyor.. Tarihi köyün korunması lazım. Böyle devam ederse köyde sağlam ev
kalmayacak

En eski adı Sebasteia olan ve yerleşimin M.Ö. 8000lere kadar uzandığı Sivas’ta yer alan nadide bir eser, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası..


Dünya sanat tarihinde yer alan eşsiz eserlerden biri ve Unesco’nun Dünya Mirasına Türkiye’den kabul ettiği ilk mimarî yapı olan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücekoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiştir. türbe addedilebilecek bir odada camiyi inşa ettiren Ahmet Şah, eşi Melike Turan ve diğer aile efradı medfundur. Ahmet Şah ve Melike Turan’ın lahitleri orijinalliğini korurken, diğerleri talan edilmiştir.

Tarihin derinliklerinden gelen tarihi ve kültürel bir mirasa sahibiz. Burasının değerlendirilmesi halinde köy ve ilçe turizm alanında gelişebilir, ekonomik anlamda ciddi gelir kaynakları oluşabilir ve en önemlisi saklı kalmış olan tarihi ve kültür varlıklarımızın tanıtımı ile birlikte ilçe turizmine katkı sağlanabilir

İlçedeki Selçuklu ve Osmanlı dönemi anıtsal eserlerinin, Cumhuriyet dönemi kültür miraslarının birçoğu mirasyedi yaklaşımlar ve bilerek yapılan talanlar sonucu yok edilmiştir. Bugün izlerini bulabildiğimiz korunması için eylem planları oluşturduğumuz bu kimlik belgelerimiz koruma ve gelecek kuşaklara ulaştırma adına kurtarılmayı bekliyor.

Divriği kent dokusunu ve anıtsal yapılarını bir iki baş eser üzerinden yorumlayıp 'Dokunmayın ne haddinize düşmüş!.' söylemleriyle sadece bildiri ve televole haberi yapmak, ne yazık ki bu eserleri yok olma sürecinde kendi haline bırakmaktadır.

İlçemizdeki eserler daha çok turizmde kullanılmak için değil 'Kurtarılmak için korunmayı' beklemektedir. Bu durum ne yazık ki koruma bilincimizi, tarihe saygımızı, topraklarımızın tapusu olan bu belgelere ne derece sahip olduğumuzu göstermektedir.

Türbeleri, mezar yapılarını, kiliseleri işgal edip sökenleri, üzerine depo, ev, ahır yapanlara dur diyebilmek de koruma bilincimizdendir. Taşları sökülmüş, burçlarının altı boşaltılmış baş eserlerimizden kalemizi hala kentsel dekor olarak görenlere her geçen gün neler kaybettiğimizi hatırlatmak istiyorum.

Cumhuriyet Dönemi mimari mirasımızın son birkaç örneği de aynı kadere terkedilmiştir. Naci Demirağ Ortaokulu ve Naci Demirağ Suyu kadar ilçemizdeki Naci Bey Çeşmeleri‟de Cumhuriyet tarihimizin kent kimliğimizin önemli kilometre taşlarıdır. Maalesef sadece Saray (Kocapaşa) Camii önündeki demir şebekeli son bir örneği koruma gayretimizi bu anlamda takdirlerinize sunuyorum.

Yıllar önce Divriği‟ye gelen bir turist eski bir konağın kapısına şöyle bir not düşmüş: Siz Türkler korumayı değil yıkmayı bilirsiniz.

Hüseyin gazi Türbesi,nde bulunan mihrabın içler acısı hali.. Yazı tahtasına dönmüş
 Çevre kültür varlıklarına yönelik tahrip olgusunun, ulusal olmaktan öte evrensel bir ayıptır. Kurtarmak ve korumak gibi bir kaygısı olmayan ve bu konuda sorumluluk duymayan, geçmişe, doğal ve kültürel varlıklarımıza saygısı laftan ibaret olan kimi yöneticilerin bu aymazlığının tarihe yansıyışı kuşkusuz ‘vahim’ olacak; kimin neleri yok ettirdiği, ya da yok edilişine seyirci kaldığı tarih önünde mutlaka yargılanacaktır. İnsanlığın kendi bireylerine verebildiği en ağır ceza da budur. 

Ulu Camide her gün yeni bir parça eksikliği götürenlerin karı oluyor
 Haber videomuz için tıklayınız
 
Top