-- --



İstanbul'da pencerelerdeki kafeslerin kaldırılışının seksen yılı geride kaldı. 26 Şubat 1934 yılında İstanbul Belediyesi tarafından evlerin pencerelerindeki tüm kafeslerin kaldırılması kararının alınmasının üzerinden 80 yıl geçti.

Kaybolmuş bir dünyanın etkileyici gizemi; eski İstanbul ahşap evleri...

Eskiden İstanbul'da evler ahşap birkaç katlı ve cumbalıydı. Pencereler tahta kafesle örülü idi. Kadınların kendilerini göstermemesi için pencerelere kafes yapılırmış. Bu evler büyük bahçeler içindeymiş.Bahçede bazen küçük,tek katlı evler olurmuş.Bahçedeki evler bazen kiraya verilirmiş.2 katlı evin sofasından sokağa çıkılırmış.



Daha büyük evlere köşk denirmiş.Bu ahşap evlerin ömrü 80 yılla sınırlı olurmuş.Gelecek kuşaklar yeni mimariler yapsın diye evler ahşaptan olurmuş

Tuvaletler evin dışına bahçeye yapılırmış.Bahçede büyük bir kuyu, yemeğin yapıldığı bir ocak.


Sokaklar dar,mahalle çeşmeleri,mahallede oduncular küfelerle odun satarlarmış. Balıkçılar çekçek arabalarıyla balık satar,leblebiciler toplanan cam şişelere leblebi verirmiş,kırık leblebi daha ucuz olurmuş.Ailenin durumu iyi ise at arabası olurmuş,düğünlerde bahçelerde yapılırmış.

İSTANBUL AHŞAP BİR RÜYA İDİ

İstanbul, ahşap bir rüyaydı çok zaman önce. Gün geldi bu rüya, y(a)ıkıldı. Ne cumbalı evlerde mutlu yüzler vardı artık ne de pencere kafeslerinden süzülen bakışlar...

Aşı boyalı yorgun evler bir bir el etek çekince, modern zamanların insanı kutu kutu daracık evlere sığındı. İstanbul siluetinde ne yazık ki izine artık pek az rastlanabilen bu ahşap konutlar, hafızalardaki yerini bir masal gibi hâlâ koruyor. Pek çoğumuz bu tür yapılarda yaşamamış olsak da kulağımıza fısıldanan anılar, yazarların, şairlerin kaleminden düşen metinler onlarla aramızdaki bağı canlı tutuyor. Bir şiirin dizeleri gibi zarif ve narin ahşap evlerden geriye çok az bina kaldı




Aslına bakarsanız, ta 16. yüz yıldan bu yana, her yangından sonra mimarbaşı ve sadrazam evlerin kargir yapılması için emir üzerine emir tazelerdi de, kulak asan çıkmazdı pek. Ama omuz silen çoktu! Nedenleri vardı elbet. Ahşap evlerin malzemesi ucuza taşınırdı. Kışın güneşe açıktı, kolay ısıtılırdı.


Yazın da günümüzün binaları gibi sıcaktan bunaltmazdı hane sakinini. Ünlü seyyah Schweigger, “Türkler’in en güzel ve görkemli yapıları camileridir. Oturdukları evlerin ise eve benzer yanı yoktur!” diye yazmıştı. Scweigger ahşap binaları yerden yere vursa da, onun ardından gelen yabancı kalem sahipleri, İstanbul’un en göze çarpan, en güzel ahşap binalarını öve öve bitirememiştir...


Konut yapımında kimi yasaklar vardı eski İstanbul’da. Sur diplerine, suyolu (kanalizasyon) üstüne ev yapılamazdı. Süfli (tek katlı) ve fevkani (yüksek) yapıların nerelere dikileceği belliydi. Bazı yerlerdeyse sundurma ve cumbaların yapılması yasaktı. Hoş bu yasaklara her zaman uyulduğunu da söylemek zordu.


Evlerin duvarları kağıt gibi ince olduğundan ses geçirirdi. Bu yüzden bağıra çağıra konuşmak, tartışmak ayıplanırdı mahallede. Dedikoduya çanak tutmadan yaşamak, davranmak ve konuşmak İstanbul halkına bu evlerin getirdiği bir alışkanlıktı.


Alıntıdır
 
Top