0
-- --
Kesdoğan Kalesi

 KESDOĞAN EFSANESİ NEDİR?

Divriği kalesinin egemeni Mengücükoğlu Şahin Şah’ın Ertuğrul adlı yiğit bir oğlu vardır. Ertuğrul günün birinde geyik avına çıkar, av izlerken karşı yakaya geçer. O sırada adamlarıyla birlikte oradan geçen Belkıs ile karşılaşır. Kız öyle güzeldir ki içine ateş düşer. Belkıs da bu yiğit delikanlıdan hoşlanmıştır.
Ertuğrul atını sürüp babasının yanına varır. Belkıs ile evlenmek istediğini söyler; kızın babası din ayrımı gözetip kızı vermezse savaş açmasını ister. Şah Ermeni kralına adamlarıyla durumu bildirir. Kral elçileri güler yüzle karşılar, ikramlarda bulunur. Şah’ı reddetmeyi hemen göze alamadığından: “Savaş da neymiş? Hiç şahlar şahı kızımı ister de ben vermezmiyim? Yalnız hemen cevaplamam olmaz kızımla da bir konuşayım” der.
Belkıs çoktan razıdır. Ertuğrul Bey gün batımlarında kalenin burcuna çıkar, okunun ucuna bağladığı mektubu, Belkıs’a fırlatır. Belkıs da iki gün sonra aynı yolla cevabını yollar. Zamanla Belkıs’ın cevabı gecikmeye başlar. Ertuğrul Bey babasından bir kez daha elçiler göndermesini ister. Bu kez Kral: Kızımla konuştum o da istekli, ama kızım çok gururludur. Erkek çocuğum olmadığından onu bir erkek gibi yetiştirdim. Şimdi o da “ Ben şahın oğluna varmak isterim, dillerini de dinlerini de kabul ederim, ancak; evleneceğim erkerğin de ne denli yiğit olduğunu görmeliyim diyor.” der. Elçiler biz ağızdan: “Şahınızın oğlu dilediğinizden de yiğit, dilediğinizden de merttir. Dileğiniz nedir”diye sorar.
Kral da “Kalenizin burcundan kalın bir halat gerile, bu halat üç gün üç gece iç yağıyla yağlana, Şahımızın oğlu huzurumuzda bu halata tutunarak boğazı geçip bizim kalemize vara. Bunu başarırsa kızımı veririm” der. Elçiler durumu Şaha anlatır. Şah bunu kabul etmek istemez oğlunu vazgeçirmek için yalvarmaları fayda etmez.
Ertuğrul Bey Belkıs’a kavuşmak için her şeyi kabul eder. Hazırlıklar tamamlanır. Ertuğrul halata tutunup karşıya geçmeye çalışır Belkıs’ın yüreği ağzındadır. Ertuğrul bey büyük bir gayretle karşıya geçmeye çalışmaktadır. Tam kale burcuna tutunacağı sırada Ermeni Kral yanındaki pehlivanına “kes Doğan” diye seslenir.
Pehlivanın halatı kesmesi ile Ertuğrul Bey uçuruma yuvarlanıp parçalanır. Durumu gören Belkıs da kendini burçtan atar. Şahin Şah ordusuyla Belkıs Kalesi’ne yürür. Kaleyi alır. Kral kaçmayı başarır. Olaydan sonra kalenin adı Kesdoğan olarak anılır.
Günümüzde kalenin duvarlarında kan lekesine benzeyen lekeler vardır. Bunun Belkıs ve Ertuğrul’un kanı olduğuna inanılır.



Diğer Efsane
Kesdoğan Kalesinin Varsayılan Hali

Selçuklular, 1071 .Malazgirt zaferinden ‘ sonra Anadolu İçlerine doğru akınlara başlarlar. Bu sıralarda Divriği Kalesi de Bizanslıların elindedir. Divriği Kalesi, kayalık bir tepe üzerinde kurulmuş, kalın surlarla çevrilidir. Bu sebepten alınması uzun sürer.

Türkler de bu kalenin karşısına bir kale yaparlar. Bu iki kalenin kurulduğu tepelerin arasında Çaltı Suyu geçmektedir; birbirine karşı karşıyadır.
      
Rum beyinin güzel bir kızı, Türk beyinin de Doğan adında gayet yakışıklı genç bir oğlu vardır. İki tepenin üzerindeki kalelerde yaşadıkları için uzaktan birbirlerini görürler. Aradan zaman geçer ve her İkisi de anlarlar ki, gönülleri karşı tepeye düşmüştür. Babaları savaş halinde oldukları İçin evlenmeleri imkânsızdır. Yapılacak tek şey vardır: Kızı kaçırmak! Bu da ancak iki kale arasına İp germek suretiyle olacaktır.

Bir sabah erkenden Doğan İki kale arasına ip gerer ve Rum beyinin güzel kızını kendi topraklarına kaçırmaya teşebbüs eder. Tam kaçarlarken Rum beyinin askerleri ipi ve üzerindekileri görürler, başlarlar ok atmaya. Durumu gören kız Doğan’a:

Kes Doğan! diye ipi kesmesini söyler. Böylece ok yağmurundan kurtulacaklardır. Doğan ipi keser, fakat İkisi birlikte aşağıya düşüp parçalanırlar. İşte, bu hadiseden sonra buraya Kesdoğan adı verilir.

Aynı hadiseyi değişik şekillerde işleyen hikâyeler de vardır, fakat yukarıdaki en güzellerinden biridir,

Kaynak: Saim Sakaoğlu / 101 Anadolu Efsanesi

Yorum Gönder

 
Top