-- --
Miraç, Mizaç ve Gaflet….

Ömrü olan görüyor.

Mübarek üç ayların ikinci kandili olan Mirac’a erişmenin bahtiyarlığı içerisinde epostalarımıza, cep telefonlarımıza veya internette gezinirken sosyal medya sayfaları arasında bu gece neler yapacağımızı birileri hatırlatıyor.

Bu kadar rekat namaz, şu kadar sayıda tesbihat, o kadar dua edin ki bu gecenin feyzinden faydalanın nasihatleri..

Yağmur gibi gözlerinizin önüne yağar ve ertesi gün unutulup gidecek bir sürü söz dizisi..

Ta ki bir başka kandil gecesine kadar… Ve insanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde sanki hâşâ yaradan c.c ı kandıracaklarmışçasına uykusuz kalırlar, affedilmek (!) günahlardan arınmak için çabalar dururlar.

Ve bu manzara karşısında zavallılar diye söylenesim gelir.

Miraç nedir, nasıl vuku bulmuştur. Bunlara değinmeden Miracın her gün yaşanması gerektiği ve yaşandığını ifade etmek istiyorum.

İçlerimizden bazılarının gerçekten yaşadığı, birçoğumuzun bihaber olarak içine düştüğü ve pek çoğumuzun ne yazık ki ilgisinin bulunmadığı bu yükseliş, huzura varma ve Yaradan Allah-u Teâlâ hazretleri ile hasbıhal etmek mizacımızın, zavalllığımızın, acizliğimizin ve aptallığımızın odağında yitip gitmektedir.

Minberlerden, ekranlardan, radyolardan bu gecenin nereden kaynaklandığı bas bas bağırılıp anlatılacak. Ve yıllarca aynı şeyleri duyanlar bir bıkkınlık içerisinde oradan oraya geçiş yapacak, camide ise uyuklamaya çalışacak ya da cami çıkışı veyahut ertesi gün dünyalığında neler yapacağının düşüncesi ile bedeni camide ruhu ötelerde bir gece daha ihya edilmiş olacak (!)

Dedim ya; Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde Müslüman olmanın avantajıyla amel defterimizin pirüpak olduğu sanacak aptalca bir düşünce içinde yataklarımıza dönmüş olacağız.

İnsan tertemiz olduğunda ve Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasaklarına uyduğunda O’nun halifesi olarak yeryüzünde dolaşır. Yaptığının, yapacağının sürekli kontrol altında bulunduğunu bilir ve ölümü ensesinde, sorgu sualinde az sonra olacağını hissederek yaşar..

Dudaklarında “Allah’tan geldik dönüşümüz ancak onadır“ lafzı dolanırken ayağına çarpan taşın günahlarından kaynaklandığını bilir ya da günahlarına kefaret olarak ayağını acıttığını düşünerek irkilir. Titrer. Ve haline uygun mütevazi halde Rabbine ne cevap vereceğini düşünerek dünya hayatını yaşar.

Böylesi, nerede? diye sormayın ..

Aramızda bunlar var ki bunların yüzü suyu hürmetine bereket ve bolluk, nefasetle içtiğimiz sular, iştahla yediğimiz yemek ve meyveler hamdolsun eksilmiyor.

Yoksa bu kadar azgınlığımıza yere yapıştıracak bir rüzgâr, kulakları sağır ederek ölümü yaşatacak olan ses, başımıza taş yağdıracak ebabil kuşları, boğulmamıza neden olacak seller, tufanlar eksik olmazdı. ( Geçmiş milletlerde bu akıbete uğraşmışları öğrenmek için tarih kitaplarına bakınız )

Bu gerçek ve hakiki Müslümanlar aramızda muhakkak var ve bunların ibadeti ve duasıyla nasiplenmeye devam ediyoruz.

Bugünkü halimize bakın. Allah’tan başka her şeye ibadet eder olduk. Yüzlerce tanrının önünde soluk almaya çalışıyoruz. Her fırsatta O’na şirk koşmanın yarışını yaparken bir de utanmadan secdeye kapanarak , kıyam halinde “Yalnız sana inanır ve yana sana yöneliriz” ( Fatiha) diyen dille kendimizi kandırırız. Anne ve babayı unutur, sokağa atar, hatırlamaz ve nerede olduğunu bilmez halde aile kurmaya çalışırken, Hısım ve akrabayı düşman bellemişken, fakirlere, yolda kalmışlara yardım etmenin zulüm olacağını sanırken, yanında çalıştırdıklarımıza haklarını vermemeyi marifet sayarken cezayı hak etmediğimizi ve cenneti hak ettiğimizi (!) düşünüyoruz.

İsraf boyumuz aştı, kanaat öldü. Geçim endişesiyle ya da nesepsiz, gayri meşru ilişkiler sonucu sahip olunan çocukları çöp kutularına, klozetlere atarak ölümlerden ölüm seçer olduk.

Yetimlerin malları sermaye oldu. Emeksiz kazanç kapısı oldu. Zina meşru oldu. Yapmayan ayıplanır oldu. Ahlaksızlık zirveye çıktı fazilet ve namus diplerde yerini aldı.

Haksız yere cana kıymak, milletin malını yağmalamak, konu komşunun gözünü çıkartmak vazife oldu.

Verilen sözler sabun köpüğü gibi, sönen balonun havası gibi uçup giderken, söz ağızdan çıkar dememize rağmen verilen sözleri unutur, ölçü ve tartıda şaşar olduk.

Bu kadar ve daha fazla isyanın içinde kalmışsız yılda birkaç kere şu kadar namaz kılmamız, şu kadar tesbihat yapmamız, şu kadar dua etmemiz nasihat edilince kuzu kuzu bunları yapıyoruz sonra da günah çıkartan papazla dalga geçiyoruz.

Ne farkınız kaldı.

Miraç kulun Allah-u Teâlâ ile her namazda buluşup selamlaşmasıdır.

Huşu içinde mizacına yer vermeden namaza duran bir Müslüman muhakkak surette her oturuşta Rabbiyle diz dize gelmekte, birbirlerine selam ve selamın güzellikleriyle, dileklerle temenni de bulunuyorken bundan habersiz namaz kılmanın “vay o namaz kılanlar” ayeti kerimesini başa kakmaktadır.

Bir Müslüman her namaz kılışında Rabbiyle diz dize gelip de hemen arkasından günah çukuru içinde yaşamayı adet edinmesi gaflet içinde değil de nerededir.

Bir mümin namazla Rabbiyle buluşuyor. Miracı yaşıyor. Miracın son aşaması oturuştaki “ettehiyyat” ile kendini bulur.

Tüm anlatımlarda Miraç hadisesinde bu durum yani “ettehiyyat” yüce yaratıcı ile Hz. Peygamber arasındaki selâmlaşma, dilek ve temenni ifadelerinden ibaret olduğu söylenir.

“Ettehiyyat “ ta, dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a dır. Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve Peygamberidir, denilir..

Ve namazda bu şekilde mirac yaşanmış olunur.

Ve Mirac, zaman ve mekânı aşan bir gücün ifade şeklidir. Bu şekilde ulvi makama ulaşmışken döneklik yapmanın, gaflet ve hıyanetle Allah-u Teâlâ’nın haram saydıklarını helal sayıp dünyada Müslüman kimliğiyle dolaşmanın insanı helake götüreceğini asla unutmamak gerekir.

Mirac Kandiliniz mübarek olsun; bu mana ve duygularla...

EROL KARA - 05.06.2013



Yazımız DİNİHABERLER.COM haber sitesinde yayına alınmıştır. http://www.dinihaberler.com/yazar/erol-kara/2824/mirac-mizac-ve-gaflet.html
 
Top