-- --
 Son yıllarda adeta moda olan ve gerçekten iman edenleri rahatsızlık boyutunda sıkıntı veren çalışmalar o kadar artıyor ki fetva makamı olan Diyanette bu yönde aynı uygulama içine girdiğinden sıkıntı daha da artmaktadır.

Konunun sıcaklıyla söz etmek istiyorum. Bu yılın Ramazan yardımının odak noktası Somali yardımı idi, geçen yıl Pakistan depremi. Aralarda Japonya halkına vs ye yardımların kampanyası oldu. Somali ya da genelde orta Afrika halkının sıkıntısı bu yıl ortaya çıkmış değildir. Yıllar yılı, tarih boyunca Afrikalı insanın açlık, kıtlık ve savaş sorunu vardır ve daha da olacaktır.

Yazımın başında özellikle vurgulamak isterim ki biz yardımlara karşı değiliz. Yapılması gereken her yardımın yapılması için seferber olmaya, öncü olmaya razıyız. Yaparız da. Bu Allahu Teâlâ’nın emridir. Buna icabet etmekte boynumuzu borcudur.

Yazımız, fitre ve zekâtların toplanması için organizasyon yapanlaradır. Lütfen kurum, kuruluş, vakıf adına yardım toplarken bunu hangi amaç için yaparsanız yapın Müslüman’ın zekâtı, fitresi, adağı ve kurbanını alet ederek yapmayın. Günahtır, yazıktır, vebaldir.

Bugünlerde camilerde Diyanet İşleri başkanlığının emri ile Somali yardımı için para toplanıyor. Cemaat soruyor “hocam adağım vardı parasını getirsem olur mu?” Cevap “Olur.” Bir başkası zekâttan, fitreden, fidyeden söz ediyor. Hepsine “olur” deniliyor. Getir kardeşim getir. İki ay sonra Kurban Bayramı gelecek. Bu kez “kurban paralarını getirsem olur mu” denilecek ve ona da “olur” denecek. (!)

Yarın hesap günü var. Hesap sorulacak. Allahu Teala “inil hükmü illâ Lillah.. (Hüküm yalnızca Allah’a aittir ) (Yusuf/40)” dediğimden haberiniz var mı? Diye sorduğunda bunlar “var” diyecekler mi?

Adeta dalga geçiliyor. Müslüman’a emredilen verme şekli yok sayılıyor. Kandırılıyor. Aldatılıyor. Taklidi Müslüman kardeşimde işine de geldiğinden balıklama atlıyor.

Ayeti Kerime ile zekât, fitre, fidye, adak, kurban nasıl, kime dağıtılır konusunu bir kez daha yazmak istiyorum.

Zekâtı farz kılan Cenab-ı Hakk onun nereye verileceğini de kendisi tayin etmiştir: Allahu Teala "Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir." ( Tevbe Suresi,60.Ayet ) diye emrederken Diyanet kendi yayınladığı kitaplarda bu sırayı gayet net şekilde yazmasına rağmen buna uymaması ve insanları bu yönde uyarmaması çok acı bir durum olmaktadır. 

Diyanet “Müslüman gençlere Din Bilgisi” kitabının “zekât kimlere verilir” başlığı altında sırayı şu şekilde belirtmiştir. “ Zekât Verirken Şu Sırayı Gözetmeli: Önce kardeşler, kardeş çocukları, amca, hala, dayı ve teyze, sonra diğer akraba ve komşular, bunlardan sonra mahallesinde ve oturduğu memleketteki fakirler. Aldığı zekât parasını günah yolunda harcayacak veya israf edecek olan kimselere değil, gerçek ihtiyaçları için harcayan fakirlere vermek daha iyidir.”
Kuranı kerimde belirtilen, hak olan mezhep imamlarının de belirttiği ve üzerinde fikir birliği yaptığı sıralama budur. Yani zekâtı vermek için önce yakın akrabadan, yakın komşudan vermekle başlarsınız. Adam kalkmış ya çevremde fakir yok ki ne yapayım diyor. Ne yani onurlu bir Müslüman bağıra bağıra ben zekâta muhtacım mı diyecek. Sen onu kendin aylar öncesinden irtibatını kesmeksizin göreceksin. Anlayacaksın. Akrabanda yoksa komşun var. Komşun yoksa mahalle, ilçe, memleketin var. Araştıracaksın. Bulacaksın. Vereceksin. Kolaya kaçıp ta verdim gittim yapmayacaksın

Bunun ötesinde zekât, fitre, fidye bizzat insana verilir. Sadaka da öyle tabii.. İnsanın eli verdiğini hissedecek. Aranızda el şahitliği oluşacak. Bir güzel bakışla gönüller ısınacak. Teşvik edilecek, teşvik olacak. Dine ısındırılacak. Siz ne yapıyorsunuz. Koy zarfa, ver sorumsuz sorumluya, kuruma - vâkıfa, cep telefonundan tuşla, banka hesabından havale et. Gönder gitsin. Unutma, Zekât; cami, çeşme, yol ve köprü gibi yerlere de verilmez. Çünkü zekâtta temlik şarttır. Yani fakirin eline verilerek mülkiyetine geçirilmesi gerekir. Cami ve benzeri yerlerde ise böyle bir durum yoktur.

Kendi ülkeni bırak, kıtalar ötesine yardım gönder. Gitmeyecek demiyorum. Malından zekât, fitre dışında infak edersin yardımını yaparsın. Bu devletlerarası bir yardım olur. Kişi bunu yapamaz. Kişi elinle verdiğini elinin şahitliğini ahrette görecek.

Kurbanlarınız ve adaklarınızda öyle. Kurban sizi görecek, siz kurbana dokunacaksınız. Kurbanın kanı yerde olduğunda gönlünüz Allahu Teâlâ’ya yaklaşacak. Ve bu kurban size şahit olacak. Kısa mesajla gönderdiğiniz, kanına şahit olmadığınız kurbandan ahrette ne bekliyorsunuz. Kurbanınızı dahi yaşadığınız yerde kesmelisiniz. Birkaç yılda bir gittiğiniz 1000- 2000 km lik uzakta köyde bile kesemezsiniz.

Dini kendinize uydurmayınız. Dine siz uymak zorundasınız. Huzurda hesap vermek vergi kaçırmak için yaptığınız hesap oyunlarına benzemez. Allah HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLİR. Siz ise bir damla sudan yaratıldınız. Yaratıcınıza karşı hile ASLA YAPAMAZSINIZ.

Uyanmanız lazım. Allah sırayı belirlemiş. Kendinize göre hüküm veremezsiniz. Kafanıza göre verdiğinizde malınızda paranızda zayi olur.

İman etmek Allaha itaat etmek demektir. Onun buyruğuna girip, ona kayıtsız şartsız teslim olmaktır. Ayetleri tersinden yorumlamayınız, hüküm vermeyiniz. Gerçekleri söyleyiniz ya da susunuz.

20 Ağustos 2011
 
Top