-- --
Şimdi Fitre zamanı

Zekât ve Fitre konusunda güncellenmiş bir yazı

Her sene tekrarlanıp duran olaylara aynı paralelde yazı yazmak bana sıkıcı gelir. Yeni günlere yeni fikirlerle iştirak etmek daha fayda getirir. İnsanlar her yeni günde yeni bilgiler öğrenmeli, bir gün öncesi bir gün sonrası ile aynı olmamalıdır.

Bu konuda efendimiz Muhammed Aleyhisselam’ın mübarek sözü “ iki günü eşit olan ziyandadır” akıl dağarcığımdan çıkartmadığım sözlerdendir.

Ne yazık ki 1400 yıldır dünyayı aydınlatan dinimizle ilgili sorular, tartışmalar hap aynı döngü içinde ve bilhassa Ramazan aylarında sürer gider. Sorular aynı cevaplar bazen fıkha uygun bazen aykırı sürer gider.

Konuyu bu ay vereceğimiz fıtr sadakasına, halk diliyle fitreye ve sevabı daha çok olsun diye Ramazan ayında verilmeye çalışılan aslında kazaya bırakılmış zekât konusuna getirmek istiyorum.

Birkaç yıl önce yazdığım yazıdan alıntı ile konuma devam ediyorum.

“ Bu yılın Ramazan yardımının odak noktası Somali yardımı idi, geçen yıl Pakistan depremi. Aralarda Japonya halkına vs ye yardımların kampanyası oldu. Somali ya da genelde orta Afrika halkının sıkıntısı bu yıl ortaya çıkmış değildir. Yıllar yılı, tarih boyunca Afrikalı insanın açlık, kıtlık ve savaş sorunu vardır ve daha da olacaktır.

“ Biz yardımlara karşı değiliz. Yapılması gereken her yardımın yapılması için seferber olmaya, öncü olmaya razıyız. Yaparız da. Bu Allah-u Teâlâ’nın emridir. Buna icabet etmekte boynumuzu borcudur. “ demişiz.

Bu yılda Arakan halkına yardım toplanıyor. Hiç merak etmeyin ki, gelecek yıl sosyal yardım kuruluşları yine bir ülke bulacaktır.

Tekrar ediyorum. Yardımlara asla karşı değiliz. Ancak yardımların zekât ve fitreler, adak ve kurbanlar üzerinde oynanmasına karşıyız. Ramazan dışında fazla ilgi toplamayan yardım kuruluşları, insanların en fazla hassas olduğu günleri iple çeker. Duyuru ve afişler, reklamlar bedava yapılmıyor tabii. Bunlarda masraf gerekiyor. Bu da sözde yardım adı altında toplanan paralarla karşılanıyor. Çalışan elemanların ücretleri de aynı şekilde. Tutulan kiralanan mekânların ücretleri de. Artan olursa ihtiyaç sahiplerine götürülüyor.

Daha önce dedik yine diyoruz. Ey yardım kuruluşları, ey sosyal toplum örgütleri, ey cemaat dernekleri, lütfen kurum, kuruluş, vakıf adına yardım toplarken bunu hangi amaç için yaparsanız yapın Müslüman’ın zekâtı, fitresi, adağı ve kurbanını alet ederek yapmayın. Günahtır, yazıktır, vebaldir.

Geçen yıllar bir başka yerler vardı. Bugünlerde Arakan yardımı için para toplanıyor. Cemaat soruyor “hocam adağım vardı parasını getirsem olur mu?” Cevap “Olur.” Bir başkası zekâttan, fitreden, fidyeden söz ediyor. Hepsine “olur” deniliyor. Getir kardeşim getir. İki ay sonra Kurban Bayramı gelecek. Bu kez “kurban paralarını getirsem olur mu” denilecek ve ona da “olur” denecek. (!)

Yarın hesap günü var. Hesap sorulacak. Allah-u Teala “inil hükmü illâ Lillah.. (Hüküm yalnızca Allah’a aittir ) (Yusuf/40)” dediğimden haberiniz var mı? Diye sorduğunda bunlar “var” diyecekler mi?

Adeta dalga geçiliyor. Müslüman’a emredilen verme şekli yok sayılıyor. Kandırılıyor. Aldatılıyor. Taklidi Müslüman kardeşimde işine de geldiğinden balıklama atlıyor.

Ayeti Kerime ile zekât, fitre, fidye, adak, kurban nasıl, kime dağıtılır konusunu bir kez daha yazmak istiyorum.

Zekâtı farz kılan Cenab-ı Hakk onun nereye verileceğini de kendisi tayin etmiştir. Allah-u Teâlâ "Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir." ( Tevbe Suresi,60.Ayet ) diye emrederken Diyanet kendi yayınladığı kitaplarda bu sırayı gayet net şekilde yazmasına rağmen buna uymaması ve insanları bu yönde uyarmaması çok acı bir durum olmaktadır.

Diyanet “Müslüman gençlere Din Bilgisi” kitabının “zekât kimlere verilir” başlığı altında sırayı şu şekilde belirtmiştir. “ Zekât Verirken Şu Sırayı Gözetmeli: Önce kardeşler, kardeş çocukları, amca, hala, dayı ve teyze, sonra diğer akraba ve komşular, bunlardan sonra mahallesinde ve oturduğu memleketteki fakirler. Aldığı zekât parasını günah yolunda harcayacak veya israf edecek olan kimselere değil, gerçek ihtiyaçları için harcayan fakirlere vermek daha iyidir.”

Kuran-ı kerimde belirtilen, hak olan mezhep imamlarının de belirttiği ve üzerinde fikir birliği yaptığı sıralama budur. Yani zekâtı vermek için önce yakın akrabadan, yakın komşudan vermekle başlarsınız. Adam kalkmış “ya çevremde fakir yok ki ne yapayım” diyor. Ne yani onurlu bir Müslüman bağıra bağıra “ben zekâta muhtacım mı” diyecek. Sen onu kendin aylar öncesinden irtibatını kesmeksizin göreceksin. Anlayacaksın. Akrabanda yoksa komşun var. Komşun yoksa mahalle, ilçe, memleketin var. Araştıracaksın. Bulacaksın. Vereceksin. Kolaya kaçıp ta “verdim gittim” yapmayacaksın

Hastanelerde çaresizlikten tedavisi yarım kalmışlar yok mu? Oğlu, eşi askere gidip darda kalan olmamış mı, evine ekmek götüremediği için intihar eden aile babalarının geride bıraktığı yetimler yok mu? Çevrenizde hiç mi ölen yok. Bunların geride kalanları nasıl geçinecek dönüp bakmaz mısınız? Memleketlerini bırakıp üniversite için farklı şehirlere giden öğrencilerden de mi haberiniz yok. Bunların arasında parasız kaldığı için fuhuşa sürüklenen kız evlatlarından sağır mısınız? Yakınlarınızda askeri birlikler yok mu ? Oraya giderek mağdur durumda kalan askerleri sordurdunuz mu? Ya da bunların ailelerini..

Bunları geçtim. O yazımda belirtmişim. “ Zekât, fitre, fidye bizzat insana verilir. Sadaka da öyle tabii.. İnsanın eli verdiğini hissedecek. Aranızda el şahitliği oluşacak. Bir güzel bakışla gönüller ısınacak. Teşvik edilecek, teşvik olacak. Dine ısındırılacak. Siz ne yapıyorsunuz. Koy zarfa, ver sorumsuz sorumluya, kuruma - vâkıfa, cep telefonundan tuşla, banka hesabından havale et. Gönder gitsin. Unutma, Zekât; cami, çeşme, yol ve köprü gibi yerlere de verilmez. Çünkü zekâtta temlik şarttır. Yani fakirin eline verilerek mülkiyetine geçirilmesi gerekir. Cami ve benzeri yerlerde ise böyle bir durum yoktur.

Kendi ülkeni bırak, kıtalar ötesine yardım gönder. Gitmeyecek demiyorum. Malından zekât, fitre dışında infak edersin yardımını yaparsın. Bu devletlerarası bir yardım olur. Kişi bunu yapamaz. Kişi elinle verdiğini elinin şahitliğini ahrette görecek.

Kurbanlarınız ve adaklarınızda öyle. Kurban sizi görecek, siz kurbana dokunacaksınız. Kurbanın kanı yerde olduğunda gönlünüz Allah-u Teâlâ’ya yaklaşacak. Ve bu kurban size şahit olacak. Kısa mesajla gönderdiğiniz, kanına şahit olmadığınız kurbandan ahrette ne bekliyorsunuz. Kurbanınızı dahi yaşadığınız yerde kesmelisiniz. Birkaç yılda bir gittiğiniz 1000- 2000 km lik uzakta köyde bile kesemezsiniz.

Allah-u Teâlâ bize emretmiş.

''Bir de akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.'' İsra Suresi(26)

''O halde sen akrabaya yoksula, yolda kalmışa hakkını ver.''Rum Suresi(38)

''De ki, hayırdan harcayacağınız şey ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler ve yoksullar içindir.''Bakara Suresi(215)

''Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder.''Nahl Suresi(90)

Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor (Nahl 60 )”

"Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa, 4/36)

Bu ayetlerden akıl sahipleri anlar ki; yardımda sıra [( bakmaya mecbur olduğumuz alt üst soy hariç) zekât, fitre, fidye bunlara verilmez] akrabadan başlanır. Ve bil ki en azından Kuran’da akraba ile alakalı tahmini 35 ayet geçiyor. ( Sen özgürsün, bu ayetlerden anlamama hakkına sahipsin :)

Uyanmanız lazım. Allah sırayı belirlemiş. Kendinize göre hüküm veremezsiniz. Kafanıza göre verdiğinizde malınızda paranızda zayi olur.

Fıkıh âlimleri de bu ilahi emre paralel yazmış.

“ Kurumlara zekât verilmez. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez.”

Yazar Mehmet Şevki Eygi’nin bir yazısında “Öncelikle Müslüman fakirlerin ve miskinlerin (hiçbir şeyi olmayan son derece fakir kimselerin) hakkı olan zekâtları birtakım cemaatler, tarikatlar, dernekler, vakıflar topluyor, fakirler inim inim inleyerek sürünüyor

Bu memlekette en az birkaç milyon çok fakir, çok sefil, çok muhtaç, çok acınacak bir durumda olan Müslüman vardır. Milyonla örnekten sadece üçünü vereceğim şu sütunda:

(1) Ramazan içinde Silvan’da yiyecek bir şey bulamayan hasta bir hamal dört çocuğuna ağlayarak sarıldı ve bitişik odaya geçerek intihar etti. İntihar eden zavallı hamala on lira, evet sadece on lira zekât, fitre, sadaka parası verilmiş olsaydı karısı o gün tarhana çorbası pişirecek, içine ekmek doğrayıp yiyebileceklerdi ve adamcağız intihar etmeyecekti…

(2) Ninesine “Nineciğim üç gündür açım” diye telefon eden üniversiteli bir genç bir lokma ekmek parası kazanmak için bir inşaata girdi. Açlıktan başı döndü, düştü ve öldü. Üç gündür aç olan üniversiteli çocuğa beş lira verilmiş olsaydı o da en ucuz lokantada bir öğün yemek yiyebilecekti

(3) Bu kış liseli fakir bir kız, otobüs parası bulamadığı için nice gün mektebe gidememiştir. . Beş parası olmayan liseli kıza günde birkaç lira verilseydi o da okuluna gidecekti. Günde bir iki lira da öğle tatilinde bir sandviç yiyebilmesi için gerekliydi.

İşte bir kısım zamane Müslümanları fakirlerin, miskinlerin, muhtaçların, açlıktan intihar edenlerin, açlıktan başı dönüp inşaattan düşenlerin hakları olan zekâtlara, fitrelere, sadakalara el koymuş bulunuyorlar.

Bu bir vicdansızlık, merhametsizlik, haksızlık, zulüm, gaddarlık, taş yüreklilik değil midir?” diye yazdıkları yanlış mı?

Dini kendinize uydurmayınız. Dine siz uymak zorundasınız. Huzurda hesap vermek vergi kaçırmak için yaptığınız hesap oyunlarına benzemez. Allah HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLİR. Siz ise bir damla sudan yaratıldınız. Yaratıcınıza karşı hile ASLA YAPAMAZSINIZ.

Biz yazdık. Uyardık. Bundan sonrası size kalmış, ne haliniz varsa görün.

EROL KARA
 
Top