-- --
Ramazan Ayının Medya Çığırtkanları

Başka ülkelerde var mı bilmiyorum. Ancak ülkemizde 1980 lerden sonra Yaşar Nuri Öztürk ile başlayan medya hocalığı televizyon kanalların, gazetelerin ve radyoların sayısına eş değer olarak artmaktadır.

Hangi gazeteyi hangi tv ya da radyo kanalını açarsak açalım muhakkak Ramazan ya da İslam ile ilgili konuşan birini bulmamız mümkün.

Bu bereket hayır mı şer mi tartışması yapılsa bu medya bir iki ay daha geçinir.

11 ay İslama nereden saldıracağını bilmeyen ya da bir iki sayfasını İslami yazılara ayıran gazeteler mübarek Ramazan Ayına girince birbirleriyle adeta yarış eder.

Ve bu yarışta ucu İslami olsun da nereden olursa olsun bir yayını halkına, okuruna vermek için tezgâhı gazete sayfalarına taşırlar. Veya programını izlettirebilmek için yayınında çekiliş yapanlar bile bulunmaktadır.

11 ay uyuyan halkımızda cehaletini gidermek için bir ekran hocasının ardına takılır gider.

Ve dini program aralarında verilen reklamları da kimse eleştirmez. Gazete sayfalarında İslam’dan söz eden yazının, Ayeti kerimelerin yazılı olduğu sütunların yanında bulunan erotik resimlere de kimse tepki göstermez. Ya da radyolarda program ile ilgisi olmayan reklamların yapılması da sizi kopartır gider.

Ve tüm bunların önünde, evlerimize konuk olarak giren ekran hocalarının fantezileri de oturduğumuz koltukta biz rehavete sürükler.

Ya program konuğu veya programın başkahramanı olarak mikrofonun önüne oturmuş başında prof ya da doc kelimesi arzı endam edenler seyirciden telefon bekler. Eğer anlık cevap verme kabiliyetinde değilse önceden hazırlanmış sorular, yine önceden hazırlanmış cevaplarla tebliğ mesajlarını vermeye çalışırlar.

Ve bunlar bulundukları kanalın misyonu gereği onların ağzıyla konuşur.

1400 yıldır var olan İslamın cahili halkımızda ağzı açık bunları dinler, dini öğrenmeye çalışır ve aile sohbetlerine falan hoca filan hoca şöyle dedi diye geyik muhabbetine dönen aile toplantılarına malzeme bulmuş gibi kafasında saklar..

Medyanın sevimli, eli yüzü düzgün, yakışıklı, nur yüzlü(!) kriterlerine uyan hocaların ekranlarda boy göstermeye başlarken gelen sorularda din cahili seyircinin ne kadar mantıksız, yakışıksız, saçma ve incir çekirdeğini doldurmayan sorularıyla sürer gider.

Hiç kimse demiyor ki, kardeşim bu din 1400 yıl var. Oruçta, namazda, zekâtta 1400 yıldır var. Ne soruyorsun, neyi merak ediyorsun. Yayınlanmış o kadar kitabı okuma, bu yaşına kadar dini öğrenme tembelliğinde kendini kaybolmuş hisset kim ya da hangi mezhebin içinde bulunduğunu bilmediğin kişiye kalk soru sor ve dinini öğren.

Başta Diyanet Kurumu olmak üzere birileri çıkıp da “DUR” efendi demiyor. “Sen nesin, kimsin, yaptığın söylediğin yüzlerce yıllık fetvalara ters…” Demiyor. Hatta Diyanet gibi bir kurum kendinde bu sahte fetvacılara cevap verme zorunluluğu hissetmez mi, bu beni öldürüyor.

Beş para etmezi kendine muhatap ediyor.

Tabii bu manzarada, bundan birkaç yıl öncesine kadar İslam’dan ve halkından kopuk bir Diyanetin varlığı da çok etken. Adeta Hıyanet Makamı denilen Diyanetimiz bu rezil rüsvalığın sebeplerinden biri olmuştu. ( Hamdolsun şimdiler de düzelmeye başladı.)

Daha önce amel ettiklerimiz mi doğru, şimdi duyduklarımız mı?

Bu fetvayı kimden aldın diyen yok. Dinliyoruz. İşimize gelirse de mal gibi sarılıyoruz. Din yaşantımızı Kuran ve Resullulah Aleyhisselam’ın tebliğine göre değil ekran güzeli hocaların fikirleri ile yaşamaya çalışıyoruz.

Tamam, bilmediğimiz konuları da dinleyelim ama ben bilirim diyenlerin farklı söylevleri de insanı çileden çıkartmasın.

Modern hocalar, popüler olmak için her şeyi tartışmayı tercih ediyor olan da cahil halka oluyor.

İmam-ı Azam'ların, Gazali'lerin, Rabbani'lerin ne kadar doğru bildirdikleri varsa, zamane , ekran gülü hocalarımızda o doğruları yanlışlarcasına o konuları gündem taşar, bilgisinin ne kadar ulvi (!) olduğunu ispat için ter döker. Gösteri yapar, havalanır durur.

Bir vatandaş olarak bu durum beni gerçekten üzüyor..

Bizden önce yaşamış babamız, dedemiz İmam'ı Şafi'nin, Maliki'nin, Hanbelî'nin, İmam-ı Azam'ın, fetvalarıyla dini yaşamadılar mı? Biz onların evlatları değil miyiz? Bu Ramazan her sene farklı bir din mi getiriyor. Yoksa her yıl din farklı bir şekilde mi algılanıyor.

Oysaki 1400 yıldan bu yana tebliğ edilen İslam aynı, beyinlerimiz örümcekleniyor. 1400 yıl önce Peygamber Aleyhisselam İslamı nasıl tebliğ ettiyse bugün de aynıdır. Orucu bozan etkenler o zaman neyse bugünde aynıdır. Zekât o zaman nasıl veriliyorsa bugünde öyle verilmelidir.

Neyi keşfediyorsunuz. Amerika’yı keşfetmek için bu çığırtkan ekran güzellerinde mi medet arayacaksınız.

Onlara sorarsak öyle!

Gazete ve televizyonlar da köşe tutmuş kelli felli profesörleri dinleyip de dinimizi şekillendiriyorsak yazık bizlere…

Yazık çok yazık.

Utanıyorum. İslamı Ramazandan Ramazana keşfeden cahil cüheladan, bu cahil cühelaya nefsine ya da bulunduğu medyanın misyonuna göre cevap veren sözde âlim din çığırtkanlarından utanıyorum.

Yazık çok yazık….

02.08.2012

EROL KARA
 
Top