-- --

Diyanet İşleri Başkanlığınca mele olarak bilinen molla tabiri kullanılan kişilerin 1000 kadarının alınacağı konusunda Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ 16 Mart 2012 günü TGRT haber kanalında bir açıklama daha yaptı.

Yapılan açıklama mele ya da molla alımında hükümetin kararlı olduğu gözleniyor.

Bu kararlılık her konuda olduğu gibi bu konuda da olumlu bir sonuca varıp varmayacağı bilinmez ama bize kalırsa eğri oturup doğru düşünmeli, bu konu dünü bugünü ve yarınıyla tekrardan ve her açıdan düşünülmelidir:

Sonda söyleyeceğimiz başta söyleyelim.

Tarih boyunca toplumumuzda bir şekilde yer etmiş molla denilen kişilerin kadroya alınmaları ve Diyanet mensubu olarak halkın gözünde yer ettirilmeleri gelecek açısından çok büyük sakıncalar oluşturacaktır.

Bize göre Mele konusunun iptali hayırlı olacaktır.

“Doğu’da mele, bizim bildiğimiz tabirle molla denilen din eğitimi almadığı halde din bilgisi olan, toplum tarafından saygı gören isimler var.” Diye Bakan Bey tarafından tanımı yapılan bu kişilerin sözleşmeli de olsa, kadrolu da olsa görev yapmaları feodal yapıya sahip bir köke dayalı olan ve halen aşiretlerce idare edilen bölgelerde din ağası konumunu oluşturmayacağını kim iddia edebilir.

Evet, bu tür insanlar yıllardan beri var ve elan halkı yönlendirmektedir. Ancak bu yönlendirme sadece köy ya da kasabada geçerli bir akçe iken zaman zaman insanların “Diyanete sorarız, bu ülkenin fetva kurulu var” sözünün geçerliliğini de kaybetmesine sebep olacaktır.

Zira devletin kadrosuna alınacak olan mele/molla kendisine inanılmadığında “ben devletin adamıyım, nasıl inanamazsın, beynamaz” diye çıkacağı da gün gibi ortadadır

İnsanımız zayıftır. Din denilince akan sular durur. Zengin ağa baskısındaki mele/molla bugüne kadar kendince bazı fetvalar vermişken akla ve mantığa uymayan dine aykırı olabileceği şüphesiyle devletin din adamına gidenlerin yolunun kapanacağı , bu kişilerin maaşlı olarak hüküm sürmeyeceklerini kim iddia edebilir

Diyanet ''Din hizmetine ihtiyaç duyulan ve özellik arz eden yerlerde ihtiyacı karşılamak üzere yetişmiş eleman istihdamına ve hizmet önceliğine matuf bir uygulamadır'' dese de daha şimdiden mele kadrosuna kimlerin alınacağı konusunda kulislerin yapıldığı işitilen ve duyulan haberlerden olmaya başladı.

Kalburüstü tabakanın ve bazı cemaatlerin harekete geçtiği mele/molla konusunda kadroda kimlerin olması gerektiği tartışmaları sürerken yol yakınken bu projeden vaz geçmekte yarar olduğunu vurgulamak isteriz.

Yasadışı bölücü örgütün din konusundaki baltalayıcı faaliyetleri gündemdeki yerini korurken bu tür alıma gitmek bölge halkının din konusunda rıza göstermesi ve yıllar sonra farklı mezheplerin çoğalmasına da sebep olacağı gibi adı İslam kendisi gayriislam olan binlerce neslin oluşmasına da sebep olacaktır.

Bu dün görüldü. Yarın yasal mele/molla sayesinde daha fazla olacaktır.

%99 u Müslüman olduğumuz balonunun bir gün patlayacağı aşikârdır. Kuranı anlamayan, konuşmayan ve bilmeyen 70 milyon nüfus zaten taklidi Müslüman olduğu için kendi içinde bocalayıp duruyor. Taklitçilik dinin elbisesini değiştirirken bir de yöresel ve ilmi açıdan ziyade pratik olarak, dolma sözlerle , duymalarla kendini geliştirmiş insanlarını dini lider olması külliyen zarar verecektir.

Daha geçen günlerde İslam devletlerine çağrıda bulunan DİB Başkanı Mehmet GÖRMEZ, “İslam âlimlerine ihtiyacımız var” derken bir acı gerçeği dile getirdiğine göre ülkemizde fazilet sahibi, ehli sünnet yolunda bir alimin olmadığının da gizli bir resmini çizmiş olmaktadır.

Bugün sokaklarda İlahiyat mezunu olup da dine hizmet etmesi için kendisine fırsat verilmemiş, sınavlar, mülakatlar ve adam kayırmalar yüzünden arkası olmadığından boş boş gezen o kadar çok değerli insanlar var ki, Diyanet bunları ne görebiliyor, ne bulabiliyor. Ve bu mümtaz insanlar dirsek çürütmelerine, kitap devirmelerine ve mürekkep yalamalarına rağmen düşünülmezken alaylı olarak yetişmiş insanlara imkân tanınması bir din kurumuna yakışmayan bir düşünce tarzı olmaktadır.

Büyük bir çoğunluğu din görevlisi yakını olduğu için cami ve Kuran Kurslarında sözde faaliyet gösteren, daha sonra müftülüklere kaydı yapılmış ve fahri denilen 10 bine yakın ilmi bilgisinin tartışılır olduğu ve bir çoğunun liseden sonra okumamış, kendisini geliştirmemiş fıkıh, tefsir, akaid bilgisinden deniz üzerindeki köpük kadar bilgisi bulunan pek çok torpilli/şanslı diyebileceğimiz insan din görevlisi kadrolarına alınmıştır.

Bu olay dahi KPSS, Yeterlik Mülakat sınavlarına defalarca girmiş çıkmış, ya 70 barajına takılmış veya dayısı, şusu busu olmadığından kaybetmiş ama yine de umut diye Diyanetin her duyurusunda heyecan yapan binlerce yüksek öğretim görmüş insanların hakkının gasp edilmişidir.

Mele konu da buna paralel bir gelişmedir.

Diyanetin din görevlisi kadrolarına İlahiyat Fakültesi mezunlarını sokakta gezinirken alaylılarla iştigal etmesi mantığa uygun gelmiyor

Bekleyelim, görelim

Mevlam neylerse güzel eyler.

EROL KARA - 16.03.2012
 
Top