-- --
Kurban bayramının yaklaşmasıyla birlikte kurban konusu, görsel ve yazılı medyada yayınlanan kurum ve kuruluşlara ait kurban kampanyaları, vekâlet verme şekliyle kurban kesme usulleri, yurt içi ve dışına yapılacak kurban bağışları konularıyla zirveye tırmanmış oldu.

Önce kurban fiyatları, kurbanlıkların yeterli olup olmayacağı, hayvansal gereksinim gibi konularla başlayan gündem daha sonra bağışlarla sürüp gitmektedir. Her Müslüman’a vacip ya da sünnet olan kurban ibadeti son yıllarda giderek üzerinde en fazla spekülasyonları yapılan, insanların farklı yönlendirilmesine sebep olunan bir durum olarak ortaya çıkan bir ibadet şekline bürünmektedir.

Bir Müslüman’ın kurban kesmede dikkat etmesi gereken fiziki bilgilerin ve kurban kesme şartlarının dışında “Kurbanın kurban olması” kurban kesmenin faziletine ve dinsel açıdan hak edişine ermesi insanlar arasında fazla önemsenmeyen bir durum olmaya başlayınca hassas gönüllerin bu konudaki çabaları da boşa gitmeye başlamıştır. Kurban kesilmiş olsun da nasıl olursa olsun, bu emri ilahiyeyi bir şekilde atlatalım da kurtulalım hezeyanları artık amaç olmaya başladı. Ne yazık ki çok acı, çok üzücü, çok düşündürücü olan bu hal ve hareketler kurbanların kurban olmasının, kulun kurban kesme sonunda ermesi gereken faziletlerin de kaybolmasına neden olmaktadır.

İlmi kitaplarda kurbanın kelime anlamı olarak “yakınlaşma” dan söz edilir. Kiminle yakınlaşma; tabii ki önce Allahu Teâlâ ile daha sonra kendi ailemiz, akrabalarımız, komşularımız ve ümmet ile yakınlaşma demektir. Buradan hareketle, kurban kesmek; Allah’a yakınlaşma gayesiyle, O’nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan emredilen özelliklere sahip bir canlıyı, hayvanı, emredilen, şekilde ve yine Allahu Teâlâ’nın rızası için boğazlamak demektir.

Kurbanı keserken halis bir niyetin olmaması durumunda kabul edilmeyeceği yine Allahu Teâlâ tarafından Hazreti Âdem aleyhisselamın oğulları örnek verilerek bizlere bildirilmektedir. Halis niyet nedir? Halis niyet, canı gönülden, nefse ve şeytanın vesveselerine kapılmadan Allahın verdiği malı yine Allahu Teâlâ’ya infak etmek, iade etmek, bağışlamak, hibe etmek, harcamaktır.

Kurbanı en halis şekilde kesen, biricik evladı İsmail’i dahi gözü kırpmadan feda etmeye kalkan, bu halis niyeti çok iyi anlayan Rabbimizin hediyesi Koç’u bir ibadet örneği yapan peygamberimiz Hazreti İbrahim Aleyhisselam olmuştur. “İbrahim Milleti”ndeniz diyorsak o “Halil” olan insana benzemek için elimizden geleni yapmamızla mükellef olmalıyız.

Bu bilgide zayıf olsak bile sünneti seniyyelerine sıkı sıkıya bağlı olmamız gereken, şefaatine ihtiyacımız bulunan Resullulah Aleyhisselamın kurban kes emri geldikten sonra her yıl kestiği kurbanlar bir yana bir kez yaptığı hac ibadeti sırasında 63 kurbanı kesmesindeki inceliğe de dikkat etmez miyiz? “Âlemlerin uğruna yaratıldığı “ gönüller sultanı peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselamı da mı örnek almayız?

Kurban kesmemek için bahane ararken “kurban kes” ilahi emrini ya da Resullulah Aleyhisselamın “Kim imkân bulur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyruğundan da mı korkmayız. ?
Gelenek, görenek doğrultusunda, falanca kesti ben de keseyim, konu komşuya ayıp olmasın, kurban kesmemiş demesinler endişesi ile ya da çocuklar et görsün bahanesiyle kurban kesmeye kalkıyorsanız boş verin, oturun oturduğunuz yerde, bu düşünce ile kurban kesmeyin. Zira Allahu Teâlâ Kur’an‐ı Kerim’de: “(Ey Muhammed!) Onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edilmiş; diğerininki ise kabul edilmemişti.” buyurmuştur. (Maide Suresi; 27). Peygamber çocuğu iki insan, zamanımız insanları gibi akıllarında 40 tilki dolaşmayan bu iki insan, birlikte kurban kesti de birinin kabul edildiği Allahu Teâlâ tarafından bize bildirilmiştir.

Bizler ne yapıyoruz, kurban kesmemek ya da kurban kesmekten kaçınmak, bahaneler aramak ya da ucuzundan olsun, fazla etli olsun diyerek nefsimizin kurbanı olduğumuzu anlayamadan kurban günlerini geçiştirmeye çalışıyoruz.

Hac Suresi’nde Allah (celle celalehu): “Kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah’a ulaşmaz; ama sizin takvanız Allah’a ulaşır.” (22/37) demektedir. Bu ayette kurban kesmenin asıl amacının Allah’ın emrini yerine getirmek gerektiği, bunu yaparken takvalı olup olmadığımızın anlaşılacağı bildirilir. Kurban keserken her şeyin sahibi olan Allah isterse bize verdiklerinin içerisindeki en değerli malımızı dahi O’nun yoluna feda etmeye hazır olduğumuzu dile getiririz. Tıpkı Hz. İbrahim aleyhisselamın oğlu Hazreti İsmail aleyhisselamı kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı, cananımızı, evladımızı, mallarımızı, mülklerimizi gözümüz kırpmadan, bir an olsun tereddüt etmeden, düşünmeden kurban edebileceğimizi göstermektir. Amacın Allah’ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek demektir.

Peygamber efendimiz Aleyhisselam “Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur.” Diye buyurmuştur. Yani Allah için, Peygamber için, insanlar için bir şey yapacaksak bunun en güzel şekilde yapılmasını, bu şekilde yapılırsa Allahu Teâlâ’nın emrinin yerine geleceğini bize bildirmiştir. İbadetlerimizi yaparken nasıl Allahu Teâlâ’nın rızasını arıyorsak sünnet ya da vacip olan kurban ibadetini yerine getirirken de öyle ya da böyle “bu bir emirdir, peygamberimizde yerine getirmiştir, kesmezsem Allah'a itaatsizlik etmiş, Hz. Peygamber'in sünnetini terk etmiş olurum" düşüncesini taşımak lazımdır.

Hz. İbrahim’e oğlunu “kurban” etme emri geldiğinde tereddüt etmeden oğlu İsmail’i şakağı üzerine yatırıp hazırladığını, Hz. İsmail aleyhisselamın tam bir teslimiyet içinde, hiç itiraz etmeden, hazır olduğunu her hal ve hareketiyle gösterdiğini ve baba oğlun Allahu Teâlâ’nın emrine harfiyen uyduğunu az çok hepimiz duymuşsuzdur. Bu bir teslimiyettir. İslam iyi hal üzere teslim olmak demektir. Ben İslam’ım, Müslüman’ım diyeninde bu has teslimiyet içerisinde ibadetlerini yapması gerekir. İşte kurban içinde teslimiyet böyledir. Kurban keserken Allahu Teâlâ’nın huzurunda Hz. İbrahim Aleyhisselam gibi, Hz İsmail Aleyhisselam gibi tam bir teslimiyet içerisinde bulunmamız gerekir.

Allahu Teâlâ kurban olayına o denli önem vermiştir ki bunu yüce kitabımız Kuran-ı kerim’in birçok ayetinde görmemiz mümkündür. “Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes” (Kevser Suresi/2) “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yeyin, yoksula, fakire de yedirin” (Hac Suresi/34). “Allah’ın kendilerine verdiği kurbanlık hayvanları, belirli günlerde Allah’ın adını anarak kurban etsinler. Siz de onların etinden hem kendiniz yeyin, hem de yoksula ve fakire yedirin” (Hac Suresi/28). “Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allâh’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. (…) Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik” (Hac Suresi/36)

Durum böyleyken kurban kesme arifesinde bana düşer mi, kurban benim için vacip mi, kaç kilo çıkar, kurban pahalı idi ucuzundan aldım, çok pahalı bu yıl kesmeyeceğim demelerin arkasına sığınmayın. Derneğe verdim gitti, camiye bağışladım oldu, bitti, filancaya gönderdim hallettim, çoluk çocuk yesin diye aldım, konu komşu kurban kesmiş ben de keseyim dedim, çocukların gözü kalmasın istedim gibi malayani, dünya eğlencesine malzeme olur gibi düşüncelerle kesilen kurbanın hiçbir hükmünün olmayacağı ayan beyan ortadadır. Bunu unutmayın.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir Müslüman’ın milletinden olmayı gurur duyduğu Hz. İbrahim gibi, oğlu Hz. İsmail gibi bir ruh ve davranış biçimine girmesi gerekir. Aksi halde olmaz. Kurban, kurban olmaktan çıkmıştır. Yapılanlar eğlenceden öte bir hal değildir.

Kurbanı ihlâs, samimiyet ve sorumluluk bilinci olan takva ile kesmemiz gerekir. “Allah, ancak muttakilerden kabul buyurur” (Maide Suresi/27) ayetine mazhar olmak için ibadet şekli olan kurban kesilir. Hz. İbrahim aleyhisselamın kurban etme konusundaki başarısını yaşayabilmek, O’nu “Halil” eden sıfata kısmen de olsa mazhar olmak için kurban kesilir. Kurban veya diğer ibadetlerimizi yaparken hakka teslimiyeti hiç unutmamamız gerekir.

Hz. İbrahim aleyhisselamın örnek alınacak yaşam şeklini ve Hakk’a teslimiyetini öğrendiğimizde kurban olayının daha iyi anlayacağımızı belirtirken bir peygambere benzemek için yaşam şeklimizi çizmemiz gerektiğinin de altını çizmeliyiz.

Yüce Allah'ın istemiş olduğu, ancak emre gönülden boyun eğiş ve içten bağlılıktır. Ve O’nun emrini kayıtsız şartsız, düşünmeden, nefse yenik düşmeden, ne olacak, ne olacağım, ne gerek var demeden memnuniyet içerisinde, gönül huzuru içinde ve kesin bir imanla kurbanlarımızı kesmemiz gerekecektir. Allahu Teâlâ her türlü rızkı nankör insana cömertçe sunarken, Rahman sıfatıyla kendisine asi olanlara bile bol bol dağıtırken, rahim sıfatıyla bize müjdeler verirken ve sonuçta ona ait olanı ona geri vermede düşüncelere saplanmamız, hilelere başvurmamız ne kadar doğrudur. Bunu anlamamız gerekir.

Allahu Teâlâ kurban etme imtihanını başarı ile veren İbrahim Aleyhisselam’a “Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!” derken aynı zamanda halis kalple kurban ibadetini yerine getiren kuluna bu ödülü vermez mi? Verir. Zira müjdesi vardır. Ve Rabbimiz hiçbir zaman vaadinden de geri kalmaz, vaat ettiğinden vazgeçmez.

Kurban kesme olayı bir gelenek değildir. Bunu bu şekilde görmemeliyiz. O bir emirdir. Peygamberler bu emre harfiyen uymuştur. Sakın ola ki kurban kesme çağdışı olaydır, vahşettir diyenlere rağbet etmeyiniz. Bu söz insanı dinden çıkartır. Bunlara, bunun gibi söylemlere asla kulak vermeyiniz.

Şimdi bunca sözden sonra kurban kesmeye niyetlenirken neyi düşüneceğini anlamış olmalısınız. Ya, Hz. İbrahim olacaksınız. Ve halis kalple kurbanı kesip mükâfatını Allahu Teâlâ’dan bekleyeceksiniz. Ya da gelenekçi olup mükafatı çevrenizdeki insanların sahte alkışlamalarında bulacaksınız.

Kurban keserken malın, makamın, sevdiğin, sevmediğin, çoluğun çocuğun için değil Rabbinin verdiğini Rabbin için kurban ettiğini bileceksin. İşte burada sen İbrahim, Allahu Teâlâ’nın emri için feda ettiğin de İsmail’in olacaktır. Bunları yapmazsan, böyle düşünmezsen kurban kesen bir mümin değil et dağıtıcısı, satıcısı bir kasap olarak bayramı yaşar geçersin.

Tekrar hatırlatıyorum. Kurbanı kurban emrine uymak için keseceksin. Kutsal mekân Mekke’de “lebbeyk” diyen hacıların günahlarından arıtılmış olmasının durumunu, sevincini, hazzını, mutluluğunu sen “Lebbeyk, buyur Allah’ım, emrine itaat ettim, rızan için kurbanımı kestim, bunu benden kabul buyur” dediğinde o eşsiz rahmet seni sarıp sarmalayacaktır.

Sözü fazla uzatmadan son bir kez daha şunu belirterek yazımı noktalamak

Kurbanı keserken akan kana şahit olmalıyız. Allah (c.c.) için kurban olmayı göze aldığımızı hissetmeliyiz. Bu yüzden kurbanının yanında ol, kes ya da kestir. Ondan, nasıl istersen öyle infak et. İster kendin ye, ister dağıt, ister hibe et. Bu tasarruf sana aittir. Ama unutma, gözünün önünde kes. Kesilmesine ruhunla şahit ol.

Son söz “ Kestiğiniz hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah’a ulaşacaktır: Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc Suresi; 37)

Allahu Teâlâ kurbanını kurban gibi kesenlerden eylesin, bayramınız mübarek olsun, kurbanınız kurban olsun. Âmin.

01 KASIM 2011 - EROL KARA
 
Top