-- --
Kurbanı kimler keser ve kimlerle kesmeliyiz. …

Âlemlerin efendisi, Kâinatın en güzeli Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselam bir hadisi şerifinde “İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” (İbn Mâce, Edâhî 2) buyurarak imkânı olan herkesin kurban kesmesini istemiştir.

Burada ağır bir tehdide muhatap olduğumuz açıkça görülüyor.

Yolu ehli sünnet olan fukaha farklı yorumlarda bulunsa da Hanefi fukahası bu hadisten çekinerek kurbanın vacip olduğunu dile getirmiş ve üzerinde önemle durmuştur.

Nasıl ki, zekât için gereken nisap miktarı mala sahip olan herkesin, zekât vermesi farz ise, aynı şekilde kurban kesme imkânına sahip olanların da kurban kesmeleri vaciptir. Kurban vacip bir ibadet olduğuna göre imkânı olan herkesin kurban kesmesi gerekir.

Bu tehdide muhatap olmak isteyen istediği yolu seçsin.

Sonra …

Kurban kesmek, akıllı, buluğ çağına ermiş, dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve misafir olmayan Müslüman'ın yerine getireceği mali bir ibadettir.

Misafir olmayan sözüne dikkat edelim.

İlmihal kitaplarında, vatanında veya vatan hükmünde olan bir yerde oturan kimseye "Mukîm" denir. Böyle bir yerden çıkıp en az on sekiz saatlik bir mesafeye gitmeye başlamış olan kimseye de, din deyiminde "Misafir=Yolcu" adı verilir.

Günümüzde bu mesafe 90 km. olarak belirlenmiştir. Bulunduğu yerden ayrılıp 90 km. veya daha uzak bir mesafeye yolculuk yapan kişi yol boyunca seferî hükmündedir.

Ta ki gittiği yerde 15 gün veya daha fazla kalmaya niyet eylemesin.

Ancak 15 günden az kalmaya niyet ederse seferîliği devam eder. Seferi olandan kurban vacipliği düşer. Keserse sünnet olur, nafile olur, sadaka olur.

Müslüman mukim olduğu yerde kurbanını vacip olarak keser.

Yani, İstanbul’da ikamet eden, karnı doyan, işi aşı, ocağı, doyduğu yeri, misafir sayılmadığı yeri İstanbul olan biri 90 kilometre öteye gider ve 15 günden az kalsa, baba ocağı, dede köyü kasabası olsa da orada kestiği kurbanı vacip olarak kesmez. Demektir.

Yani dernekle, kurumla, Afrika’ya kurban kesmeye giden Müslüman’ın kestiği kurban sünnet sayılır, nafile sayılır, sadaka sayılır.

Kurbanın vacip olma şartı mukim olmasındadır. Hanefi fukahası bu konuda ;

Bir zengin, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü günü kurban kesip, sefere çıksa vacibi yerine getirmiş olur. Üçüncü günü seferden dönse de, artık tekrar kurban kesmesi gerekmez, der.

Kurban kesmeden sefere çıkan zengin, seferdeyken kurban kesmiş olsa bile, bu kestiği nafile olduğundan bayramın üçüncü günü memleketine gelip mukim olursa, tekrar ona kurban kesmek vacib olur, denir

Deliler namaz kılamayacağı gibi kurban da kesmez.

Çocuklar kurban kesmez.

Malı olan kadın evli dahi olsa kurban da keser, kendisi kesebildiği gibi başkasına da kestirir.

Kurban kesen imkânı varsa, buna kendisini zorlayarak, sağlık şartı, zorunlu sebep yoksa kurbanının yanında olmalıdır.

Bu Resullulah Aleyhisselam’ın sünnetidir, emridir, uyguladığı şekildir.

Bir kurban bayramı günü Rasulullah Aleyhisselam, Hz. Fatıma’ya (Allah ondan razı olsun), “Ey Fatıma! Kalk ve kurbanının yanına giderek (onun kesilmesine) şahit ol! Zira ondan akıp yere düşen ilk kan ile birlikte Allah Teâlâ’nın senin geçmiş günahlarını bağışlaması vardır” dedi.

Hz. Fatıma (r.a), “Ya Rasulullah, bu durum sadece bize mi özel yoksa bütün müminler için de geçerli mi?” diye sordu.

Rasulullah (s.a.v), “Bütün müminler için…” buyurdu. (Hâkim, Heysemi)

Ve bir başka hadisi şerif

Peygamber Efendimiz (sav) buyurmuştur ki: “Âdemoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş edin.”

Fazla söze gerek yok sanırım.

Kurban keserken yanında durmamız gerekir.

Kurban kesemesek dahi…

Kurban sahibinin kesim esnasında orada hazır bulunması müstehaptır.

Hayvan yere yatırılırken Kur'an'dan "Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a, O'nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim" (el-En`âm 6/79), "Benim namazım, ibadetim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah'a teslim olanların ilkiyim" (el-En`âm 6/162-163) meallerindeki ayetlerin okunması çok güzeldir

Yapabilen ezberleyen "Ey Allahım, dostun İbrâhim'den ve habibin Muhammed'den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur" şeklinde buna benzer tarzda dua etmesi kurbaın güzelliğini aryırı.

Dikkat etmeliyiz.

Kurbanı kesen kimse hayvana eziyet vermemeye dikkat etmeli.

Sıratta muhtaç olacağımız bineğimize iyi davranmalıyız.

Kurbanı kıbleye karşı sol tarafına yatırmalıyız….

"Bismillâhi Allahü ekber" demeli unutmamalıyız. Mümkünse başında duran herkes tekbir getirerek bu hatırlamayı yapmalıyız.

Hanefî mezhebine göre kasten “Allah” adı unutularak kesilen hayvanın eti yenilmez.

Vekâlet verirken, bir hisseye katılırken de dikkat edeceklerimiz vardır.

Kurban ortaklarımız facir olmamalıdır. Herkesin Müslüman olması lazım.

Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa bu kişi ortaklıktan çıkartılmalıdır.

Ortaklardan biri mutlak adak için giremez

Ortaklardan biri geçen sene kesmediği kurbanı niyet eylese caiz olmaz

Kim olduğu bilinmeyen kimselerle ortak olmamalıyız. Bilinen salih kimselerle ortak olunmalıdır

Vekalet verdiğimiz kişi işin ehli olmalıdır. Müslüman olmalıdır. Abdestli olmasında büyük yarar vardır. Güvendiğimiz, tanıdığımız kimse olmalıdır.

Vekalet alacak sorumluluğunu bilmelidir.

Yazımıza devam edeceğiz

EROL KARA - 22 Ekim 2012
 
Top