-- --
"Kuran-ı Kerim'de nesh vardır" diye ısrarla bu konuda kendi aldanmışlıklarını veya yazdıklarında ısrarcı olanların veyahut bir kere yazdım geri dönüşü olmaz kuralcılığında olan ve bu düşüncelerini insanlara aktarmaya çalışanların bir diğer dayandığı rivayet ise aynen şu şekildedir

"Ubey bin Ka'b ve Hazret-i Âişe bildiriyor ki: Ahzab sûresi, uzunluk itibariyle Bekara Sûresi'ne denk uzunluktaydı. [Nesh edilerek bu hâle geldi.] Ebu Bekr el Enbarî şunu zikreder. Adamın biri geceleyin Kur'an-ı Kerim'den bir sûre okumak üzere kalktı, fakat o sûreden bir şey okuyamadı. Bir başkası kalktı, o da bir şey okumaya güç yetiremedi. Bir başkası da kalktı, o da o sûreden bir şey okuyamadı. Sabah Resulullah'ın huzuruna gittiler. (Yâ Resulallah, geceleyin Kur'ân-ı kerimden bir sûre okumak üzere kalktım da hiçbir şey okuyamadım) dedi. Bir diğeri de, (Allah'a yemin ederim, aynı durum benim de başıma geldi) dedi. Öteki de, (Allah'a yemin ederim, aynı durum benim de başıma geldi) dedi. Bunun üzerine Resulullah, (Bu, yüce Allah'ın dün nesh ettiği âyetlerdir) buyurdu. "
Kur'anda nesh var diyenlerin bir dayanağı olan Ahzab süresini önce öğrenelim.

Ahzab süresi , Kur'an-Kerim'in otuz üçüncü suresi. Medine'de nazil olmuş, yetmiş üç ayettir.  Sure, adini yirminci ayette gecen "Ahzab" kelimesinden almıştır. Medine İslam devletini yok etmek için bir araya gelen ve Müslümanlara karşı tek bir cephe oluşturan müşrik kabilelerinden müteşekkil kafir topluluğuna "Ahzab" denmiştir.  Surede Hendek veya diğer adıyla Ahzab gazvesinin çeşitli durumlarini anlatmak ve Resulullah'a bazı açıklamalarda bulunmak üzere gelen ayetler yer almaktadır.
Burada İslam tarihini bilmenin, ayetlerin iniş şekli Resulullah' aleyhisselama  ezberletilmesini ve Cebrail aleyhisselamın Kur'anı ı Kerimi mukabele etmek üzere her yıl bunun için gelmesini düşünmek lazımdır.(Bugünkü mukabelenin yapılma amacı )

Bilinen bir şey ki, Peygamber Efendimiz gelen âyetleri bir daha asla unutmayacak şekilde ezberlediği gibi bunları vahiy kâtiplerine deri, yassı taşlar, tahta levhalar gibi malzemelere yazdırdığını biliyoruz.

Yazdırdığı âyetleri vahiy kâtiplerine okutup doğruluğunu kontrol ediyordu. Sûreler tamamlandıktan sonra da ayrı malzemelerde, parça parça yazılı bulunan âyetleri o günün şartlarına göre en uygun malzemelere sayfalar hâlinde temize çektiriyordu. Ayrıca nazil olan âyetleri ilk fırsatta ashabına da okuyordu. Sahabe Efendilerimiz okunan âyetleri dikkatle dinliyor, yazma bilenlerden bir kısmı bunları kaydediyor, birçoğu da ezberliyordu. Ayrıca Peygamber Efendimiz, gerek namaz kıldırırken gerekse vaaz ve sohbetlerinde bu âyetleri sık sık okuyordu.

Bu durumda bir ayetin unutulması olacak bir durum değildir.  Bir de Müslümanlar arasında ikilik çıkartmak isteyen müşriklerin ve şeytanın varlığından söz edilirse bu durumda bugünkü Kuran'ın nasıl bir süreçten geçtiğini de düşünmek lazımdır.

Cebrail aleyhisselamın peygamber efendimize söylediği her söz , her vahiy elbette Kuran'ın ayetlerinden değildir.

Zaman zaman Cebrail aleyhisselam gelip sohbet etmiştir, savaşta, müşriklerin tuzaklarını haber vermede ve bir çok durumda konuşmuş olması her halükarda Kurana geçmemiştir.

Ahzap süresinin kaç yılda tamam olduğuna da dikkat etmek lazım.

Sahabe Cebrail aleyhisselamın Resullulaha söylediklerini ayetten sanıp bunların tekrarlanmaması ile unutmuş/unutturulmuş olması gayet doğaldır.

Belki de Alahu Teala'nın bazı söylenenlerin Kurana dahil edilmemesi için özellikle unutturduğu sözleri olabilir.

Buna bu açıan bakmak lazımdır.

Bugüne kadar gelen kaynaklardan biliyoruz ki, Peygamber Efendimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i Cebrail Aleyhisselâm’la mukabele ederken Kur’ân’ı çok iyi bilen bazı sahabilerin de hazır bulunduğudur.

Peygamber Efendimizin, Cebrail Aleyhisselâm’ın bazı sözlerini yanındakilerle paylaştığını biliyoruz. Bu paylaştıklarını Kur'andan bir söz gibi algılamadıklarını kim iddia edebilir..

Kısaca ifade etmek gerekirse Kur’ân, Peygamber Efendimiz’in sağlığında hiç tereddüde meydan vermeyecek şekilde kayıt altına alınmıştır.

Nitekim Hazreti Ebubekir’in halife olduğu dönemde, Kur’ân bütün tazeliğiyle hafızalarda iken Hazreti Ömer’in teklifiyle bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun görevi, o güne kadar ayrı sayfalarda dağınık olarak bulunan Kur’ân metinlerini bir araya toplayıp Zeyd bin Sabit’i tayin ederek tek bir kitap hâline getirmişti

Bu işlemlerin yapıldığı dönemde, Kur’ân’ı baştan sona veya kısmen ezberleyen pek çok hafız sahabî hayattaydı. Yazılan yeni Mushaflar, mescitlerde okunmuş ve sahabenin de tasdikinden geçmişti. Bugün elimizde bulunan Kur’ân-ı Ke­­rîm’ler, o nüshalar esas alınarak çoğaltılmıştır.

Kur’ân’ın, hiç değişmeden günümüze kadar ulaştığına ve kıyamete kadar aynı şekilde muhafaza edileceğine en büyük delil yine Kur’ân’ın kendisidir. Çünkü Yüce Allah, Hicr Sûresi’nin dokuzuncu âyetinde mealen “Hiç şüphe yok ki o zikri (Kur’ân’ı), Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.” buyurmuştur.

Şimdi nesh var diyenler bu sözümüze de muhalif olarak biz eksik var demiyoruz , hükmü kaldırılmış ayetler var diyoruz derken en başta yazdığımız o düşüncelerini neden dile getirirler diye de biz sormak isteriz. Ahzab süresi uzunmuş, kısalmış veya keçi ayet yedi tarzı yaklaşımlar yüce kitabımızı Tevrat ya da İncil durumuna düşürmekten başka bir şeye yaramamaktadır.

Ayrıca nesh var diyenlere Allah-u Tealanın bir başka ayetinden cevap vererek bu konumuzu da noktalamak istiyoruz.

"Sana bu kitabı indiren O'dur. Kitabın bir kısım ayetleri muhkem olup bunlar onun esasını teşkil ederler. Diğer kısım ise müteşabihtirler. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, onun sadece müteşabihleri ile meşgul olurlar. Bundan maksatları sırf fitne çıkarmak ve kendi anlayışlarına göre yorumlamaktır. Halbuki onların gerçek manalarını yalnız Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise onların manalarını anlamaya çalışmakla beraber, asıl maksat ve manalarını Allah Teala'ya havale edip: 'Allah'ın maksadı ne ise biz O'na inandık. Gerek muhkemi, gerek müteşabihi, hepsi Rabbimiz tarafından gönderilmiştir' derler. Bunu ancak kâmil ve öz akıl sahipleri düşünebilirler. Ve onlar sözlerini şu dua ile bitirirler: "Ey bizim Yüce Rabbimiz! Doğru yola erdikten sonra kalplerimizi yanlışa saptırma, yüce katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sonsuz lütuf sahibi olan ancak Sensin." (Al-i İmran, 7-8).

Şüphesiz doğruyu sadece Allah c.c. bilir.

Derleyen : Erol KARA - 15.03.2015

 
Top